Tarih: 22.05.2020 13:35

CORONA: Korkusu kendisinden büyük bir virüs

Facebook Twitter Linked-in

İlk çıktığında sosyal medya ve televizyonlarda konuşulmaya başladığında, ben de mesleğim gereği bir biyolog olarak konuya yoğunlaştım. Bir yandan eski ders kitaplarımı karıştırırken, diğer yandan corona virüsünü araştırdım.

Bir RNA virüsü olan tek zincirli zarflı bir virüstür corona. Hastalık olarak insan üzerinde soğuk algınlığı yapar. Ve şimdiki verilere göre, coronanın ömür boyu bir bağışıklığı yoktur.

Yani bir kızamık, bir çiçek, bir kabakulak veya bir çocuk felci virüsü gibi değildir. Bu virüs bir kez bireyi enfekte ederse, hayat boyu bağışıklık oluşturuyor. Kişi bir daha bu virüse yakalandığında ise, kolayca atlatabiliyor. Aşılar da zaten bunun için üretilir. Yani aşı olarak adlandırılan bu materyaller genel olarak zayıflatılmış virüs parçacıkları ve genleridir. Bunlar önceden aşı ile vücuda verilirse, vücut ona yakalandığında tanır. Ve ona karşı asker hazırlayıp bir bağışıklık oluşturur.

Ancak bu virüsün bağışıklığının ömür boyu olmadığı ve beş-altı ay sonra vücut tarafından unutulduğu yönündedir. Virüsle ilgili bundan fazla bilgi de yok henüz.

Bu arada televizyondan televizyona koşan ve isimlerinin önünde bolca sıfat bulunan bu zatların neredeyse hiç birinin faydalandıkları bir kaynaklarının olmadığı da anlaşılıyor. Bu koca koca adamlar birbirlerinin bilgilerini küçümserken kullandıkları bazı cümleler var ki, evlere şenlik… Mesela ikisi de aynı üniversiteden mezun olmalarına rağmen biri diğerine çıkışıyordu; “sen hayatında hiç hasta görmemiş biri olarak bu virüs ile ilgili konuşamazsın” diye. Diğerinin de aklına gelmedi ki karşılık versin. Ama onun yerine ben sormuş olayım, “ya sen hayatında hiç virüs gördün mü? Bugüne kadar corona virüsü ile enfekte olmuş bir hasta görmediğin halde nasıl oluyor da bu kadar ahkâm kesebilirsin?”

Kısacası, bu virüsü tanıyan ve konuşması gerekenleri de ekranlardan uzaklaştırdılar. Ha bu arada bunun bir güzelliği de olmadı değil. Her kanalda her konunun uzmanı kadrolu yorumculardan da bir kaç aydır kurtulduk böylece.

Evet, ilk başlarda tüm kaynak sadece Çin’den gelen gözlemler ve yayınlardır. Ki bunu zaten ekranlarda konuşanlar da okuyabilir konuşmayanlar da. Çünkü bugüne kadar bunu dikkate alan kimse olmadığı için, basit bir soğuk algınlığı olarak tanımlanmış ve geçilmiş.

Peki, neden bu kadar basit görülen bir virüs bu kadar korku salabildi ve onun üzerinden bu kadar yaygara kopartıldı?

Komplo teorilerine çok fazla karşı değilim. Hatta bu teorilerin sürekli olarak canlı tutulması taraftarıyım. Çünkü tıpkı bilim kurgu filmleri nasıl ki teknolojik bir öngörü veriyor ve hayal dünyasını genişletiyorsa, komplo teorileri de tedbirli davranmanın öngörülmesini sağlar.

Önceleri bu virüsün bir biyolojik silah olduğu iddia edilerek biraz gizem yaratılmaya çalışıldı. Yani laboratuvarda genetiği değiştirilmiş bir virüs denildi. Ama öyle olması imkân dâhilinde görülmüyor. Lakin mortalite oranı çok düşük ve onu biyolojik silah olarak geliştirenler, mutlaka aşısını da geliştirirler. Çünkü bunun yayılmasını engellemek imkânı yoktur. Ancak bulaşmasını istemediğin yerleri önceden aşı ile bağışıklığını sağlayıp koruyabilirsin. Bu da bir komplo teorisi tabii ki. Ama bunun dışında başka komplo teorileri de vardır. Örneğin, tedavi amaçlı veya başka bir çalışmanın ürünü iken dışarı kaçırılmış bir virüs de olabilir. Ama korkusu ile ilgili de komplo teorileri olabilirlikten çok uzak gibi duruyor. Ancak dikkat edilirse, bu teoride batılı emperyalistler yok. Buna karşılık Batıdan Çin’e göçmüş olan Siyonist emperyalistler var. Ya da bu sadece Çinlilere ait bir teoridir.

Son zamanlarda sıkça dillendirilen diğer bir iddiaya geçelim. İzlediğim bir belgeselden hatırlıyorum. Siyonist bir Profesör, Çin’de eski bir sinagogu onarıyor ve şu an Yahudi olmadığı için ileriki bir döneme hazırlık olsun diye müzik atölyesi olarak hizmete aldırıyor. Ama sinagogun bütün özellikleri ve detayları olduğu gibi korunarak restore ediliyor.

Çin’in önlenemez yükselişini gören Siyonist sermaye Çin’e taşınıp doğudan kuşatmak için hazırlık yapıyor. Direniş hareketleri genellikle batıdaki emperyalistlere karşı Rusya ve Çin’i müttefik görmektedirler. Bunu gören Siyonist sermaye direnişi kırmanın ve bu bloku devirmenin en kolay yolu olarak buraya yerleşmeyi planlamaktadır. Biraz geriye gidersek, bunun temellerini 2001’de Afganistan’da attıklarını görürüz. Siyonistler o tarihte, yani 2001 yılında Afganistan’da bulunan 1500 yıllık BUDA heykellerini Taliban üzerinden dinamitle yıktılar. Böylece o zamana kadar Müslümanlarla barış içinde yaşayan Budistleri Müslümanlara düşman yapmayı ve onların üzerine saldırtmayı başardılar. Ki bunu takiben Arakan’da Budistler Müslümanlara yönelik kıyımlara giriştiler. Öte yandan Hindistan Özerk Keşmir’i ilhak etti ve ayrıca Müslümanlara yönelik kontrollü saldırıları başlattı.

Diğer taraftan Sincan’da (Doğu Türkistan) baskı zulüm aldatmacasıyla Çin ile yine Müslümanların arasını açmaya devam ettiler. Sosyal medyada sayısız alımlı kızların vidolarla Çinlileri karalayan ve Çinlilerin zulümlerini anlatan filmler yer aldı. Hatta bazılarında iPhone’un huawey rekabeti gibi olsa da Müslümanlar Çinlilerle karşı karşıya getirilip iyice İslam dünyasından kopartıldılar. Elbette Çin’de Uygurlara bir baskı yok demek istemiyorum.  (Yeri gelmişken vurgulamakta fayda var Çin’de Müslümanlardan çok Uygurlarla sorun yaşanmakta)

Bütün bunlar altyapı çalışmaları olarak devam ederken zamanı bu denilip harekete geçilmiş olabilir.

Bir diğer teori ise tamamen Çinlilerin bu virüs hikâyesinin senaryosunu yazdığı ve gerek duydukça sahnelediğidir. Çünkü zamanlaması da Çin açısından çok uygun; Çin’in ekonomisini çok da etkilemesin diye her yıl 40-45 gün navlun satışının durduğu bir dönemde dehşet görüntüler eşliğinde dünyaya servis edildi. Görüntülerde aniden yüz üstü kapaklanan genç insanlar, ölümler, cenazeler… Ki bu görüntüleri daha sonra başka bir ülkede göremedik. Bu haberler çıktığında demiştim ki, korona virüsü Mart ayında Çin’i terk eder. Nitekim öyle oldu. Çin sanki virüsü bıçakla kesmiş gibi, “biz corona virüsünü temizledik” dedi. Fakat bu arada Çin’de bir şey oldu; yabancı sermayeli şirketlerin Çin’deki fabrikaları iş yapamayınca bu panikle birlikte önce iflasın eşiğine getirildiler ve sonra da ucuza el değiştirildiler. Burada şuna bakmak gerekiyor; bu el değiştirmenin sonunda o fabrikaların yeni sahipleri Siyonistler mi, yoksa Çinliler mi? Operasyon bitince, Çin’de de korona bitti, ama korkusunu bütün dünyayı saldı ve birçok ülkede hala ciddi ölümlü vakalar yaşanmaktadır.

Burayı biraz açmak gerekirse Çin’de her yıl 3 -4 Ocakta tatil başlar ve 25 Şubata kadar hiç bir liman çalışmaz ve dahi fabrika çalışmaz. Hatta şehirde hiçbir Çinli de göremezsiniz.  Bu yıl bolca izlediğimiz boş şehir görüntülerini dediğim tarihler arasında her yıl görebilirsiniz. Bununla ilgili bir hatıram da var. 2010 yılında yukarıda belirttilen tarihte Çin’e gitmiştim. Otelde çarşafımı değiştirecek bir çalışan bile yoktu. Kocaman hotelde bir ben vardım, bir de resepsiyon görevlisi. O oteli de zor bulmuştum, çünkü her yer kapalı idi.

Tekrar Coronaya dönersek.

Evet, korku öldürür mü, öldürür. Virüs de öldürür. Neden? Çünkü hiç bir virüsün ilacı yoktur ve de olamaz. Virüsler sadece bağışıklık sisteminin componetleri yani interferonlarla yenilir. Korku Bu antikorların oluşumunu engeller ve bu direnişi kırar hatta ilaç ta zayıflatır bunun en iyi ispatı ventile edilen  hastaların çoğu geri dönmemiştir. Evde dinlenen ve uykusunu istirahatini iyi yapanlar daha erken iyileşmişlerdir. Bu gün gelinen noktada hastalara daha az ilaç verip, mümkünse uyutmadan cihazsız iyileşmeyi sağlamak için azami çaba sarfedilmektedir

Tekrar oluşturulmakta olan korkuya dönersek… Öyle bir hava yaratıldı ki, hiç bir hükümetin ve hiçbir iktidarın buna direnmesine fırsat verilmedi. “Önce İran bir denemeye kalkıştı; karantina 1. Dünya savaşından kalma bir önlemdir, gerek yok” dedi. Ama sonrasında çark etti. Ve şehirleri karantinaya aldı. İngiltere de ilk başta, “biz bunu genel bağışıklıkla halledeceğiz” dedi. Çok geçmedi tersini yaptı. Trump bir iki gürledi, yırtındı. Ama dinleyeni olmadı. Çünkü direnen iktidarını kaybeder. Bu arada Ortadoğu’nun en önemli silahı petrol de talep sıfırlanınca bütün ihtişamını ve gücünü kaybetti.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, bütün bu gelişmelerin ışığında ve bunlara paralel olarak dünya yeniden dizayn ediliyor.

Umulur ki, bu dizayn Asyalıların eli ile olsun ve en azından yine kazanan Siyonizm olmasın.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —