Çoklu baro yönetimiyle ilgili kanun teklifi Meclise sunuldu..

Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Meclis Başkanlığına sunuldu.

Çoklu baro yönetimiyle ilgili kanun teklifi Meclise sunuldu..

Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Meclis Başkanlığına sunuldu.

“Her baro, Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunda 3 delege ve 1 başkan ile temsil edilecek. Üye sayısı 5 binden fazla olan barolarda 2 bin avukatın bir araya gelerek ikinci, üçüncü veya dördüncü bir baro kurabilmesine ilişkin düzenleme getiriyoruz.” diyen AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan, düzenlemeyle yeni avukatların, mesleklerinin ilk 5 yılında, kayıtlı olduğu baronun öngördüğü aidatı, yarı oranında ödeyeceğini belirterek düzenlemeyle 2020 Ekim ayının ilk haftası baro organlarının seçiminin, Aralık ayında da Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu’nun yapılacağını, seçimlerin barolar için 2 yılda, birlik için ise 4 yılda bir gerçekleştirileceğini söyledi.

Baroların demokratikleşmesinin sadece bugünün değil, tarih boyunca dünden bugüne her zaman var olageldiğini söyleyen Özkan, Türkiye’de yaklaşık 150 yıllık geçmişe sahip olan baroların dünden bugüne bir dizi düzenlemeyle değişikliğe uğradığını anımsattı. Barolarla ilgili düzenlemelerin Anayasa’nın 135. maddesi başta olmak üzere 1969 tarihli Avukatlık Kanunu’na dayandığını dile getiren Özkan, “Avukatlık Kanunu’nda baroların kuruluş ve nitelikleri kenar başlıklı düzenlemede, baroların, avukatlık mesleğini geliştirmek, mesleki düzen ve disiplini sağlamak, avukatlık mesleğinin ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan hak ve özgürlüklerini savunmak olarak ana hatlarıyla ifade edilmiştir.” diye konuştu.

Anayasa’da ve Avukatlık Kanunu’nda yer alan bu düzenlemelerin farklı tarihlerde pek çok kez değişikliğe uğradığını belirten Özkan, şöyle devam etti:

“Bu düzenlemeyi niçin yaptık? Herkesin kafasında bu soru yer almaktadır. Öncelikle baroların, Anayasa’da ve yasada belirtilen bu görevleri dikkate alındığı zaman bu ihtiyaçları günümüz koşullarında karşılayamadıkları ve hakkıyla yerine getirmediklerini tespit etmiş bulunmaktayız. İkinci olarak, özellikle son 20 yılık süre zarfında hızla artan avukat sayısı, artan bu avukat sayısının özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde yoğunlaşmış olması, barolar ile meslek üyeleri arasında rabıtanın maalesef tamamen kopmasına neden olmuştur. Kanunun, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 10 bin civarında olan avukat sayısı, aradan geçen süre zarfında 130 binleri aşmış bulunmaktadır. Artan bu avukat sayısı özellikle İstanbul’da 50 bini, Ankara’da 20 bini, İzmir’de 10 bin rakamını zorlamaktadır. Artan bu sayı nedeniyle başta avukat stajyerlerinin mesleğe hazırlanması ve eğitim konusunda baroların, görevlerini gerektiği gibi yerine getirmemelerine, avukat stajının sembolik ve şekli anlamda prosedürel bir işleme dönüşmesine neden olmuştur.

Avukatların yine mesleğe kabulünden sonra baroların, gelişen hukuki konularda avukat meslektaşlarımızı, meslek içi eğitimle onları, gelişen hukuki konulara hazırlayamadıkları görülmüştür. Tabii özellikle bu durumun İstanbul, Ankara ve İzmir barolarında böylesi bir durumun söz konusu olduğunun da altını çizmek gerekir. Artan bu sayı, baroların demokratik temsilini de maalesef tamamen ortadan kaldırmıştır. Avukatların seçimlerde sandıktan uzaklaşmalarına neden olmuştur. Baro ile irtibatlarını koparmıştır. Bu kopuş, barolar ve barolar birliğinde demokratik temsile büyük zarar vermiştir.”

İstanbul, Ankara ve İzmir barolarında sandığa teveccühün yüzde 40-45 oranında azaldığını belirten Özkan, bu barolarda toplam avukatların yaklaşık yüzde 20’sinin oyunu almak suretiyle baro başkanının, baro yönetim kurulu üyelerinin ve Türkiye Barolar Birliği delegasyonunun belirlendiğine dikkati çekti. 

Bu antidemokratik durumun baroları, Anayasa ve yasada yer alan görevleriyle uğraşmak, avukatların sorunlarının çözümüne odaklanmak, hukuk ve hukukçu kalitesini artırmak, Türkiye’yi uluslararası alanda hukuk ihtilaflarının çözüm merkezi haline getirmek yerine, siyasi ve ideolojik çatışmanın merkezi haline getirdiğini ifade etti.