Tarih: 02.10.2019 08:03

ÇİN HALK CUMHURİYETİ 70 YAŞINDA

Facebook Twitter Linked-in

Dün Pekin’de ama aslında tüm Çin Halk Cumhuriyeti’nde rejimin 70’inci yaş günü törenlerle kutlandı. Törenler öncesinde Batı medyasında öne çıkan en önemli konu sergilenecek silah sistemleriydi. Sesten kat ve kat hızlı uçan İHA’lar, kıtalararası balistik füzeler, Amerika’nın deniz gücüne karşı geliştirildiği ve caydırıcı olması kaçınılmaz uzun menzilli roketler taşıyan uçaklar ilginin odağındaydı.

Pazartesi günü CNN-International sergilenmesi muhtemel silah sistemlerinin uzun bir listesini çıkartmıştı. Benzerini New York Times, Washington Post, Guardian gibi gazetelerde de okumak mümkündü. Takip edebildiğim kadarıyla diğer ülkelerin gazetelerinde ve televizyonlarında da Çin’in askeri gücü işlenmiş, Pekin’de yapılacak resmigeçit töreni kuruluş yıldönümünden ve Çin’in diğer imkanlarından daha fazla önemsenmişti.

Tiananmen Meydanı’nda kaz adım yürüyen 15 bin asker, 100 bin katılımcı ve sergilenen ağır silahlar onlara istediğini verdi, Çin dünyaya gücünü hiçbir tereddütte yer bırakmayacak şekilde gösterdi. Umarız bu törenden çıkartılacak sonuç Çin’in bırakın 70 yılı bir kenara, 10 yıl önceki Çin olmadığı askeri ve ekonomik gücüyle ABD tarafından ciddiye alınması, işbirliği yapılması gereken bir devlet olarak görülmesi olur.

***

Gerçekten de Çin değişti. 1978’deki reformlardan sonra ekonomisi her yıl ortalama yüzde 6’lık hızla büyüdü. Dünya Bankası verilerine göre 1978’de 150 milyar dolar olan GSYH’sı 2017 itibarıyla 12.24 trilyon dolara ulaştı. 2018 verileri 13.28 trilyon doları geçtiğini gösteriyor. 2010’dan buyana Çin dünyanın en büyük ikinci ekonomisi, satın alma gücü açısından düşünüldüğünde ise 2014’den günümüze ilk sırada yer alıyor.

Zenginliğin eşit şekilde paylaşıldığını söyleyemesek de geniş halk kesimlerinin refahtan ciddi pay aldığını söyleyebiliriz. Tüm bunların ötesinde Çin önemli sayıda nükleer silaha ve gerektiğinde bu silahları neredeyse istediği her yerde kullanabilecek “taşıma kapasitesine” sahip. Kaldı ki dünyanın sayıca en büyük ordusu ve kendi çevresini savunabilecek önemli bir deniz ve hava gücü de onlarda. 

1.4 milyar nüfusu ve 9 milyon 600 bin kilometrekarelik yüz ölçümüyle Çin tam bir dünya devi. Tabii ki demokratik ve insan haklarına saygılı değil. Geçmişinde de bugünün de çok karanlık ve insanlık açısından yüzkarası zamanlar var. Mao Zedong’un uzun bir savaştan sonra 21 Eylül 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmesinden kısa bir süre sonra 2 milyona yakın toprak sahibinin ortadan kaldırıldığı biliniyor.

1966’da hayata geçirilen Kültür Devrimi de bir başka utanç vesilesi. Beş yıl süren bu dönemde en az 500 bin kişinin öldürüldü, okulların ve üniversitelerin kapatıldı, şehirli ve okumuş insanlar kırsal kesimdeki çalışma kamplarına sürüldü. Mao’nun kutsallaştırıldığı, yazdıklarının “Kızıl Kitap” vasıtasıyla halka ezberletildiği, gözlük takmanın bile burjuva olmak anlamına geldiği bir dönemdi söz konusu olan.

Neyse ki o günler geride kaldı. Çin Komünist Partisi kendi içinde kendi yöntemleriyle geçmişiyle hesaplaştı. Günümüzün sorunuysa -egemenliği 22 yıl önce Birleşik Krallıktan devralınan özel statülü Hong Kong da karışık ama- Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde uygulanan politikalar, Uygurları asimile etme çabaları, bu çabaları güçlendirmek için açılan toplama kampı benzeri “eğitim kampları”.

***

Pekin’in gerekçesi ayrılıkçılığa ve teröre karşı mücadele. Ancak bu mücadelede kantarın topuzunun kaçtığı, sorunun bambaşka bir boyut kazandığı belli oluyor ve bu mücadele kendisini Uygurlarla yakın gören Türkiye’yi, Türkiye’nin ağırlıklı bir kesimini rahatsız ediyor. Diğer yandan Çin Türkiye için önemli bir ülke, dünya siyaset sahnesinde her geçen gün daha etkili oluyor, gücü giderek daha da pekişiyor. Müthiş bir ekonomik ve teknolojik potansiyeli mevcut.

Daha da önemlisi Rusya gibi sınır komşumuz değil. Bizden talepleri ve beklentileri sınırlı. Günün birinde toprak istemesi, Boğazlarda ya da başka bir yerde üs demesi, Suriye’de karşımıza tehdit olarak çıkması olasılığı zayıf. Üstelik de pek çok sorunumuzun konuşulduğu, karar bağlandığı BM Güvenlik Konseyi’nin 1971’den bu yana daimi üyesi. Yani dünya siyasetinde dayanabileceğimiz, çok kutupluluğun imkanlarından yararlanabileceğimiz bir merkez.

Bana öyle geliyor ki Türkiye’nin Çin ile samimi bir siyasi diyalog başlatmasında, iki tarafın da beklentilerinin kesiştiği bir noktada buluşmak için çaba harcamasında yarar var. Hem Uygurların haklarını korumak, hem de Çin ile birlikte çalışmak, birbirini daha iyi anlamak, geçmişten ziyade geleceğe bakmak zor ama imkansız değil. Çin-ABD ilişkilerinde gerilimler ve krizler de bizim için fırsatlar doğurabilir…

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —