Challenger neden infilak etmişti?

Yıldıray Oğur'un yeni yazısı;

Challenger neden infilak etmişti?

 

 

Hemen sorunun cevabını verelim: Bir conta yüzünden.

Zamanının en ileri teknolojisiyle koca bir uzay mekiği yap, bütün dünyanın hayran bakışları altında uzaya doğru fırlat ama basit bir conta yüzünden bütün dünyanın gözü önünde havada parçalansın. İtibarın yerle bir olsun.

Tam olarak bizdeki o meşhur deyişi hatırlatan bir hikaye: 

Bir mıh (çivi) bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir eri, bir er bir cengi, bir cenk bir vatanı kurtarır.  

Fakat bu hikayeden çıkarılacak ders sadece bu değil. 

Ama tabii Challenger derken tam olarak neden bahsettiğimizi herkes hatırlamayabilir. 

Oysa çocukluğu ve gençliği 80’li yıllara denk gelenlerin hafızalarından çıkmayan bir görüntüydü.

28 Ocak 1986 günü büyük bir heyecanla uzaya fırlatılan Challenger uzay mekiği, atmosferden uzaklaşırken yakıt tankının ayrılacağı sırada bir anda infilak etmişti.

İçinde az önce gülümseyerek ve el sallayarak mekiğin dar kapısından içeriye girişlerini izlediğimiz ikisi kadın 7 astronotla birlikte.

34 yıl önceki o günle ilgili hafızalarımızda patlama sonrası gökyüzünde oluşan ve ördeğe ya da leyleğe benzeyen buluttan fazla bir şey kalmadı.

Ama Netflix’te gösterime giren dört bölümlük Challenger: Son Yolculuk belgeseli, Challenger faciasından hatırlanacak ve öğrenilecek çok şey olduğunu hatırlatıyor.


Öncelikle patlamada ölen yedi kişilik mürettebatın hepsi astronot değildi.

Sharon McAuliffe, 38 yaşında bir öğretmendi.

Aslında onun o mekikte olması, patlamanın da arkasındaki sebeplerden biriydi.

ABD, 1969’da Ay’a çıktıktan sonra uzay çalışmalarında ne yapılacağı konusunda kafalar karışmıştı. Sovyetler ile girilen yarışta en zoru başarılmıştı. NASA, bütün enerjisini, birikimini Ay misyonu için seferber etmişti. Peki şimdi ne yapılacaktı?

İşte uzay mekikleri bu sorunun cevabı olarak ortaya çıkmıştı.

Apollo 11’den sonra da Ay’a ve uzaya insanlı insansız roketler gönderilmişti. Fakat büyük masraflar edilerek uzaya gönderilen roketlerden geriye dünyaya içindeki astronotlarla denize düşen küçük kapsüllerden başka bir şey kalmıyordu.

Büyük masraflarla yapılan roketler sadece bir kullanımlıktı.

NASA’nın yeni hedefi uzaya gidip geri gelebilen uçakvari bir taşıt tasarlamak oldu. Hatta uzayı artık bir uçuş destinasyonuna çevirmek, maliyetleri düşürüp, ticari uzay uçuşlarına başlamak.

Bunun ilk kısmını yapmayı başardılar. 1977’de geliştirilen Enterprise uzak mekiğiyle yapılan denemelerden sonra ilk uzay aracı Colombia iki astronotla 1981’de uzaya gönderildi ve tek parça olarak geri döndü. 

ABD ve NASA, 1969’daki ay misyonunda sonra yeniden bütün dünyada büyük bir sükse yapmıştı.

İzleyen yıllarda her yıl sayısı artarak mekikler uzaya gönderilmeye başlandı. Artık uzaya tarifeli uçuşlarla gidilebileceği de konuşuluyordu.

Tabii bu hiçbir zaman mümkün olmadı. Çünkü herhangi bir şekilde ticari olarak böyle bir uçuşun masrafları karşılanamazdı.

Peki bu uçuşların masraflarını kim karşılıyordu? Tabii ki ABD devleti. Kongre’deki komite her yıl NASA’nın bütçesini onaylıyordu. 

Fakat uçuşlar arttıkça, neredeyse her ay uzaya bir mekik fırlatılmaya başlanınca uzay seyahatleri haberleri gazetelerin manşetlerinden, iç sayfalarına doğru düşmeye başlamıştı. 

İnsanların uzay macerasını ilgisi azalıyordu. 

Halbuki bu işi Kongre’nin finanse etmesinin esas motivasyonu içerideki bu büyük ilgi, dünyada yaptığı sükseydi.

NASA telaşlanmaya başlamıştı. Hatta bu yüzden bütçelerine karar veren Kongre’deki komite üyesi iki senatör mekiklerle uzaya götürülmüştü.

Ama yeniden toplumun heyecanını artırmak için acilen bir şeyler yapılmalıydı.

Bu sırada halkla ilişkiler uzmanlarının aklına bir fikir geldi. 

Neden bir uzay seyahatine sivil bir ABD vatandaşı da götürülmesin?  

Bu açıklanır açıklanmaz bir anda bütün ilgi tekrar uzay çalışmalarına döndü. Sanatçılar, yazarlar, siyasetçiler gönüllü olarak ortaya atıldılar. 

Peki yüzbinlerce gönüllü arasından bu şanslı uzay yolcusu nasıl seçilecekti?

Başkan Reagan çıkıp, bu ismin öğretmenler arasından seçileceğini açıkladı.

Amaç bu uzay yolculuğunu çocuklar ve gençler için bir derse çevirmekti. 

10 bin öğretmen gönüllü olarak başvurdu. Mülakatlar ve elemeler sonunda geriye 10 öğretmen kaldı. 

Bu 10 öğretmen NASA’da testlerden geçtiler, eğitimler aldı. 

Nihayet seçilen kişiyi, güzellik yarışması sonucu gibi başkan yardımcısı Bush açıkladı: 38 yaşındaki iki çocuk annesi idealist, sempatik öğretmen Sharon McAuliffe. 

Onun görevi uzaydan bütün Amerikalı öğrencilerin izleyeceği canlı dersler yapmak, uzayda ders videoları çekmekti.

Hazırlıklar başladı. Uzay yolculuğu için kendi alanlarında tecrübeli, aileleri ve çocukları olan 6 astronot daha seçildi.

Uzaya gönderilen mekik sayısı da hızla artıyordu. 

1985 yılında 9 mekik uzaya gönderilmişti. 1986 yılının hedefi 16’ydı. 

Kongre’den bütçe bu rakamlar vaat edilerek alınmıştı. Challenger’ınki uzay mekiğiyle yapılan 25’inci yolculuk olacaktı.

Fakat bu aşırı uçuşlar sırasında dünyaya düşen katı yakıtlı roket hızlandırıcılarını denizden çıkarıp inceleyen Morton Thiokol şirketinin mühendisleri ciddi bir sorun tespit etmişti.

Hızlandırıcının parçalarını birbirine mühürleyen halka contalardan biri yanıyor, güvenlik için konan yedeği de deforme oluyordu. 1981’deki ilk uçuştan itibaren çeşitli uçuşlardan dünyaya düşen hızlandırıcılarda benzer sorun tespit edilmişti. 

Bu iki contanın yanması roket motoru sızıntısına neden olabilir ve mekiği havaya uçurabilirdi.  Bunun çözülmesi gerekiyordu. 

Fakat sorunun ne olduğu anlaşılamıyordu. Şirketin mühendisleri sorunu çözmeye çalışırken, bu sorundan başından beri haberdar olan NASA uzay seyahatlerini tüm hızıyla sürdürmeye devam ediyordu.

Şirketteki mühendisler artık bu fırlatışları her seferinde kalp çarpıntıları içinde izlemeye başlamışlardı. Felaket kaçınılmazdı. Fakat hiçbir adım atılmıyordu. 

Morton Thiokol firmasının yetkilisi roketleri üreten firmaya yardım edin, bu bir kırmızı alarmdır” diye biten bir uyarı mektubu dahi göndermişti. Ama NASA, Kongre’ye verdiği uçuş sayısı sözünü tutturmanın derdindeydi ve bu arızanın uçuşları durduracak kadar ciddi bir problem olmadığına karar verilmişti.

Nihayet sorunun hava durumuyla ilgili olabileceği keşfedildi. Uzay mekiklerinin fırlatıldığı gün hava soğuksa contalar deforme oluyordu. 

Ve nihayet Challenger’in uçacağı gün geldi çattı. 

Ama fırlatma o gün Florida’daki Cape Canaveral üssü civarında şiddetli yağmur ve yıldırım beklentisi yüzünden iptal edildi. Yağmur ve fırtına planlanan fırlatma saatinden önce çoktan dinmişti ama fırlatma artık ertesi güne kalmıştı.

Ertesi gün hava fırlatmaya uygundu. Ama bu sefer de uzay mekiğinin kapısı tam kapanmamıştı. Canlı yayında mühendisler gelip, yakıt tankerleri olduğu için sadece pille çalışan aletlerle saatlerde sorunu çözmeye çalıştılar. Nihayet bir testere getirildi ve dünyanın en ileri teknolojisiyle yapılmış mekiğin kapısında kalan aralık giderildi. Ama geçirilen saatlerde hava yeniden bozmuş, rüzgar sertleşmişti. Uçuş bir kere daha iptal edildi.

Uçuşun ertelendiği güne gelindiğinde ise Florida tarihindeki en soğuk günlerden biri yaşanıyordu. Dereceler eksi altıya kadar düşmüştü. Portakal tarlaları donmuştu.

Fırlatmanın olacağı günün gecesinde Morton Thiokol şirketinin mühendis ve yöneticileri ile NASA yöneticileri arasında telefon bağlantısıyla bir toplantı yapıldı. Toplantıda Thiokol’deki mühendisler hava soğudukça contaların deforme olduğunu ve şu ana kadarki en soğuk havaya denk gelen uçuşun iptal edilmesini savunuyordu. NASA yöneticileri ise bu riskin alınabileceğini söylüyordu, hatta bir NASA yetkilisi “ne yapalım yani önümüzdeki Nisan’ı mı bekleyelim” diye çıkışmıştı.

Nihayetinde mühendisler dediği değil, şirket yöneticilerinin isteği oldu ve hızlandırıcıyı yapan şirketin yetkilisi uçuşun yapılabileceğiyle ilgili bir muvafakatname imzalamak zorunda kaldı. Uçuş günü mekiğin etrafındaki buz sarkıtları bile NASA’yı durdurmadı.

Ve kaçınılmaz son yaşandı. Fırlatmanın 73’üncü saniyesinde mekik 15 kilometre yukarıya çıkmışken bütün dünyanın, Amerika’daki bütün okullarda fırlatmayı izleyen çocukların, üste toplanmış ailelerin ve Sharon McAuliffe’in öğrencilerinin gözleri önünde mekik havada infilak etti.

Görüntülerde patlamadan önce hızlandırıcı tanklarında bir alev görünüyordu. Ama NASA sözcüsü ısrarla buna alev değil, “sıradışı hüzme” demeyi tercih etti.

Sorunu bilmesine rağmen NASA, gerçeği ısrarla saklıyordu. 

Kazayı araştırmak üzere Başkan Reagan, dış politika konusunda uzman olan, uzay çalışmaları hakkında bilgi sahibi olmayan tecrübeli kongre üyesi Bill Roger başkanlığında bir soruşturma komitesi kurdu.

Reagan’ın Roger’a talimatı “ne olursa olsun NASA’nın yüzünü kızartma, onlar yine uzaya gidecek” olmuştu.

Soruşturma komisyonunda ayda ilk yürüyen insan Neil Armstrong, uzaya çıkan ilk kadın astronot Sally Raid ile birlikte Pentagon’dan yetkililer vardı. Komisyona alınan bir üye ise devletin bu komisyondan beklentilerine çok da uygun olmayan bir isimdi: Nobel fizik ödüllü, atom bombasını yapan isimlerden anarşist, çılgın profesör Richard Feynman.

Komisyonun sorgularında NASA yetkilileri beklendiği gibi fazla sıkıştırılmadı. Ama canlı yayınlanan sorgularda NASA yetkilisi contalardaki sorunla ilgili açıkça yalan söyleyince, NASA mühendislerinden Richard Cook, başka bir adla New York Times’ın NASA muhabiri Phillip Boffey’i aradı.  İkisi buluştu ama haberin güvenilir olması için adıyla olmasa da unvanıyla konuşması gerekiyordu. Haber bir NASA mühendisine dayandırılarak yayınlandı. NASA’nın yıllar önce hızlandırıcıların contalarında bir sorun tespit ettiği ve patlamanın da bu yüzden meydana geldiği haberi şok etkisi yarattı.

O ana kadar gerçekleri örtmek üzerine kurulu komisyon bir sonraki toplantısını NASA yetkilileriyle gizli yapmaya karar verdi. NASA yöneticisi Larry Mulloy’a yüklenci şirketin soğuk hava yüzünden fırlatışın iptal edilmesini isteyip istemediği soruldu, hatırlayamadığını söyledi.

Bu açıkça yalandı. Bu sırada salonda arka sıralarda olan 
Thiokol’dan mühendis Allan McDonald aniden ayağa kalktı ve titreyen bir sesle “Soğuk havadan endişe ettiğimiz için fırlatmanın ertelenmesini istedik” dedi.

Bu arada soğuk havayla contaların aşınması arasındaki ilişkiye dair belge komisyon üyesi ilk kadın astronot Sally Raid’in eline geçmişti. Ama hala bir NASA çalışanı olarak bunu duyurması başını belaya sokabilirdi. Belgeyi gizlice komisyondaki Pentagon yetkilisine verdi.  

Pentagon subayı bunu duyurması için en uygun isim olan Nobelli fizikçi Profesör Feynman’ı seçti. Ama belgeyi direkt olarak ona vermesi de suç olurdu. 

Bir çözüm buldu. Onu yemeğe çağırdı. Sonra garajdaki klasik arabasının yanına götürdü. Halka contaları çıkardı, “arabamdaki halka contalar soğukta sızma yapıyorlar” dedi. Profesör mesajı almıştı.

Ertesi gün kamuya açık olan komisyon toplantısında contalar ve bir bardak soğuk suyla geldi.

Herkesin gözü önünde halka contaları soğuk suya batırıp, soğuk suyla contaların deforme olduğunu gösterdi. Bir Nobelli profesörün bunu söylemesi herkesi etkilemişti.

Nihayet gerçek ortaya çıktı. NASA yetkilileri bu konuda uyarıldıklarını kabul etmek zorunda kaldılar.  Gerçeği örtmek için yola çıkmış komisyon raporunda NASA’yı gerçeği gizlemekle suçladı. 

NASA’nın yöneticileri emekliye ayrıldılar.  Uzay mekiği çalışmaları durduruldu.

Hızlandırıcılarla ilgili güvenlik sağlanana kadar. Bu görev kime verildi peki?

Komisyon toplantısında ayağa kalkarak NASA yöneticisinin yalan söylediğini açıklayan Thiokol’dan mühendis Allan McDonald’a. 
Onun kurduğu ekip çalışmaları yürüttü ve nihayet halka conta sorunu çözüldü ve NASA yeniden uzay mekiği çalışmalarına döndü, 2011 yılında program bitirilene kadar da uzaya mekik göndermeye devam etti. 

Kurumlar hata yaparlar ve bunu örtmek isterler. Bu dünyanın en ileri uzay teknolojisi ve uzmanlarıyla çalışan NASA bile olsa.  Devletler böyle stratejik kurumlarını, çalışmalarını korumak isterler, onların zarar görmemesini tercih ederler. Bu yüzden hataları örtbas etmeyi denerler.

Ama eğer bir toplumda açık bir tartışma zemini, hesap sorma imkanı, özgür bir medya varsa bu örtbas yapmak kolay olmaz. 

Bir mühendis çıkar gazetelere konuşur, bir başka mühendis Kongre’deki toplantıda elini kaldırıp NASA yöneticisini yalanlar.

İfade hürriyeti ve özgür medya, hesap verme ve hesap sorma kanallarını açık tutar, bu da insanları devletin karşısında cesur ve ahlaklı olmaya teşvik eder. 

Sistemin içinde basit bir halka conta zarar gördüğünde bile dünyanın en ileri teknolojisinin eseri olan bir uzak mekiği patlayabilir.

Ama eğer güçlü bir demokrasi, özgür bir medya, yerleşmiş bir hesap verme ve hesap sorma sistemi varsa o contanın neden yandığı da ortaya çıkarılabilir.

Challenger’da hayatını kaybeden öğretmen Sharon McAuliffe uzaydan öğrencilere ders veremedi ama bu belgesel vesilesiyle 34 yıl sonra bütün bunlara çok ihtiyacı olan bize verdiği ders bu olsun.