Burjuva bitti, Karun var (*)

Milat Gazetesi yazarı Abbas PİRİMOĞLU ANALİZ ETTİ...

Burjuva bitti, Karun var (*)

KUR’AN-ı Kerim’de Karun’un bahsedilen diğer bir özelliği de son derece şımarık olmasıdır. Fahruddîn Er-Râzî tefsirinde onun bu halini insanları küçük görmesi, üstünlük taslaması, emri altına almak istemesi ve zorbalık yapması cümleleri ile izah eder.

Kendisine “yeryüzünde fesat arama” denildiği zaman Kur’an, Karun’un bu

teklife karşı şöyle cevap verdiğini bildirir: “Bu bana ancak bende olan bilgi

sayesinde verildi”

Aslında Karun hakkındaki bu bilgiler burjuva için de geçerliydi. Ancak derece itibariyle Karun’da çok daha fazladır. Varoluş değil derece farkı ile

ayrılmaktadırlar.

Belirtilmesi gereken diğer bir fark da şudur: Karun’un zamanında siyasi otoriteyi temsil eden Firavun ve bilim işlerine bakan Haman bulunmaktadır. Hatta Firavun, Haman’a “çamurun üzerine ateş yak bir kule yap tırmanır da Musa’nın tanrısına çıkarım, onu yalancılardan sanıyorum” şeklinde emretmiştir.

Yani sahibi olduğu bilim ve teknoloji ile tanrının varlığı veya yokluğu üzerinde polemik yaratmayı denemiştir.

Günümüz Karun’u ile tarihteki Karun arasında bu noktalarda farklılıklar vardır. Bugünün Karun’u Firavun’u yutmaya çalışmaktadır. Burjuva çıkarlarına münasip ulus-devleti icad etmişti. Çıkarlarının doğrultusunda kullanıyor ve yanında tutuyordu. Devlet de varlığının devamını burjuva ile işbirliğinde görüyor idi. Lakin mutasyon geçirerek azmanlaşan Karun artık civarında ulus-devletleri istemiyor. Onun hedefinde tek dünya devleti var. Sınır tanımadan dolaşan sermayesi ile devletlere karşı çalım satıyor.

Bu nedenle günümüzde Trump’ın başı küresel sermaye ile dertte.

Keza yine burjuvanın gözetimi ve desteği ile çalışan bilim adamları teknoloji

üretip onun hizmetine sunardı. Nasıl tarihte kule yaparak insanlar nezdinde

Musa peygamberi yalanlamak isteyen bilgi üretiminden sorumlu Haman varsa, dün de burjuvanın hizmetinde teknoloji üreten, “bilimcilik” ideolojisi ile insanları tüketime kışkırtan, Tanrı yokmuş gibi yaşamalarını öneren sosyal bilim adamları vardı.

Ama artık Haman sınıfı da eskisi kadar özerk değil. Karun’un bünyesine

eklemlenmiş vaziyette ruhunu, vicdanını ve şahsiyetini tamamen törpülemekle meşgul.

Burjuva doğayı ve toplumu kontrol altına almakla iktifa etmişti. Belki laiklik

maiklik vardı ama hiç olmazsa dinler yine de mevcuttu.

Karun ise dinlerin ortadan kaldırılmasının peşinde... Artık doğa ve toplum ile

ilgilenmiyor. İlgi alanına tek tek insanların tamamı giriyor. Dijital dünya tabanlı, tek dil konuşan, tek alfabe kullanan köleleştirilmiş yeni tür insanlık üzerinde çalışılıyor. Bunun için de insanlara çip takmak suretiyle onların güdülebilir hale gelmelerinin bilimsel çalışmaları yapılıyor.

Yani küresel güç olan Karun doğanın ve toplumun kontrolünü değil insanın

kontrolünü amaçlıyor. Tarihte zorbalar insanları zincire vurarak köleleştirirlerdi.

Bugün ise aynı işlev “biyometrik çip” ile yerine getirilmeye çalışılıyor.

Ayrıca insanların sayısı da bu efendilerin tahammülünün çok ötesinde savaş ve salgın hastalık gibi etkenlerle azaltılması planlanıyor.

Savaşlarda yenilmez, yok edilemez, yorulmaz robotları piyasaya sürmenin

hazırlığındalar. Ayrıca işçilere de ihtiyaçları yok. Bu iş için hazırlanan robotları var. Varsın birileri halen proletarya devrimi hayalleri kurmak ile oyalansın.

Bilimin yüceltilmesini bırakıp bilime ve teknolojiye ahlakı musallat etmezsek bu hazin sona doğru gidişe, kendi ellerimizle hizmet etmiş olacağız.

Bu Karuni/küresel güç’ün varlığı sadece siyasal ve ekonomik güç olma istemi ile izah edilemez. Karşı karşıya bırakılmak istendiğimiz manzara bal gibi “Tanrılık” iddiasında bulunmayı amaçlıyor. “Bendeki ilim sebebiyle” diyerek insanlar üzerinde ilahlık taslıyor.

Unutmayalım ki Kur’an bize ilahlık iddiasında bulunan insanların kıssalarını

anlatırken pagan/putperestler hakkında tembih ve ikazlarda bulunurken, olmuş bitmiş ve bir daha nüksetmeyecek tarihi hezeyanları bildirmeyi amaçlamıyor dikkatli davranmamızı emrediyordu.

______________________________________________

(*) Abbas Pirimoğlu'nun, bu yazısının ilki, 3.04.2020 tarihinde yayımlanmıştı. Bizde o yazıyı, Haber Duruş'ta kaynak göstererek yayımlamıştık. Bu yazısı da aynı başlığı taşıdığı için, esas yazıda parantez içerisinde bulunan (2) ibaresini kullanmadık.

Kaynak: Milat Gaetesi