Tarih: 20.07.2022 12:38

Bu eğitimle nereye?

Facebook Twitter Linked-in

İki gün önce açıklanan Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda, yaklaşık 3 milyon 250 bin öğrenci, 40 matematik sorusundan ortalama sadece 6.9’unu, diyelim sadece 7’sini doğru cevaplayabildi! Büyük çoğunluğu 2 doğru cevap bile yazamadı.

Temel Yeterlik Sınavı’nda Türkçe testindeki 40 soruya ortalama 17.7 doğru cevap verildi. Sosyal bilgilerde bu rakam 7.9’a düşüyor…

Uzatmıyorum. PISA sınavlarından da bahsetmeyeceğim. Milli Eğitim’in ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi) araştırmasının 2019 raporundan bir cümle almakla yetineceğim:

“Türkçede öğrencilerin yüzde 66,1’i orta düzey ve altında. Bu öğrenciler deyimleri, atasözlerini, hiciv ve nüktelerdeki mesajları anlayamıyor. Neden-sonuç ilişkisi kuramıyor.” (AA, 3 Temmuz 2019)

ELLER GİDER MERSİNE

Bu vahim vaziyetimizde asırların vebali var ama biz bugünkü iktidardan başlayalım. Erdoğan’ın kendisi defalarca eğitimde başarısız olduklarını söyledi. Böyle bir eğitimle “2023 Hedeflerine” ulaşamayacağımız belliydi.

Teknolojinin en büyük üretim faktörü olduğu çağımızda gelişmenin ön şartı yüksek kalitede eğitimli işgücüdür. Ak Parti çok okul ve üniversite açtı ama bu gereği yerine getirmedi. Bizden geride olan Endonezya, Malezye, Bulgaristan, Meksika gibi ülkeler ekonomide bizi geçti.

Sadece Wold Economic Forum (WEF) raporundan bahsedeceğim: 2008 raporunda Türkiye eğitim kalitesi ölçümünde 91 sıradaydı. 2018 raporunda ise 101. sıraya düşmüş bulunuyoruz. Hele Matematik ve Fen Bilimleri’de 104. Sıradayız! (WEF Competitive Report, 2018, s. 292)

Yükseköğretimde, OHAL Kararnemesi ile YÖK Kanunu’nu değiştirmek, Şehir Üniversitesi’ni kapatmak, “kayyım rektör” kavramınızı dilimize armağan etmek, nasıl netice verebilir ki?!

Prof. Kemal Gözler’in “Akademinin Değersizleşmesi” adlı makalesini okuyun lütfen. (https://www.anayasa.gen.tr/degersizlesme.htm)

ESKİ HASTALIK

Osmanlı da cumhuriyet de mesela Japonya’nın performansını gösteremedi.

Medrese, özerk kurumlar olmadığı için asırlar içinde hür tartışma ve araştırmalarla üniversiteye dönüşemedi. Osmanlı’nın modern bilimleri almada ve modern üniversite kurmada nasıl zorlandığını görmek için bilim tarihçisi Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun “Fenler Evi Dârülfünun, Müslüman Dünyasının İlk Modern Üniversitesi” adlı kitabını tavsiye ederim. (Doğan Kitap)

Cumhuriyet 1933 reformuyla Dârülfünun’u üniversiteye dönüştürdü. Kurumsal yapısı modern bir üniversite… Fakat özerk değildir, Milli Eğitim’in emrinde bir devlet dairesidir.

Önceliği de dönemin Eğitim Bakanı Reşit Galip’in deyişiyle “ilim değil, inkılap zihniyeti”ydi. 151 profesör ve doçentten 92’si tasfiye edildi! Tasfiye edilenler arasında Alman üniversitelerinde ders veren kanser uzmanı Prof. Hamdi Suat (Aknar) ve anayasa profesörü Ağaoğlu Ahmet Beyler de vardı. Konuyu merak edenler, Prof. Emre Dölen’in “Türkiye Üniversite Tarihi”ni mutlaka okumalıdır. (Bilgi Üniversitesi Yayınları, cilt 3, s. 233 vd.)

AKADEMİK STANDARTLAR

Bu tasfiye geleneği 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat dönemlerinde tekerrür etti. Bu iktidar da OHAL KHK’larıyla tasfiyeler yaptı, İbrahim Kaboğlu FETÖ’cü olabilir miydi?! Siyasi rektör atamalarıyla üniversiteleri “bizden”leştirme çabası sürüyor.

Görülüyor ki, ‘yok aslında birbirinden farkımız.’ Siyaset ve ideolojiyi hukuktan ve akademik değerlerden üstün tutan geleneğimiz, hepimizi bir ölçüde zehirlemiştir. Sonucu, ülkede bilim zihniyetinin, analitik düşüncenin yeterince gelişmemiş olmasıdır. Öğretmeni de üniversite yetiştiriyor nihayet.

Türkiye elbette yüz elli yılda çok mesafe aldı. Bugün üniversitelerimizin arasında saygın olanlar var, değerli bilim insanlarımız var. Ama arayı kapatamadık. Gelişmiş ülke olmak için hukukun, akademik değerlerin, analitik düşüncenin ‘olmazsa olmaz’ olduğunu artık hepimiz anlamış olmalıyız.

Özerk üniversiteyi ve üniversitede siyasetin, ideolojinin, akrabalığın değil, sadece akademik standartların belirleyici olmasını hepimiz içimize sindirmeliyiz, özellikle de muktedirler…




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —