Tarih: 08.05.2022 12:19

BİRLİKTELİĞİN ETKİSİ VE TOPARLANMIŞ GÜÇ

Facebook Twitter Linked-in

İnsanların birliktelik kurarak elde ettiği yetki, gücün temsiliyetidir. Toparlanmış ve ihtilafa düşmemiş zihinler, varlığının kabulü noktasında daha kalıcı sonuçlar alabilir. Bir arada olmak, hedefe ulaşma yolunda netice almayı kolaylaştırır. Bundan daha önemlisi, elbette ki zihni birlikteliktir. Çürümeye yüz tutmuş zihinler küçük ihtilafların, temel konuları çepeçevre kuşatmasına neden olurlar. Oysa küçük ayrılıkları farklı görüş çerçevesinde değerlendirip temel konulara odaklanıldığında daha berrak ilerleyişler kaydedilir.

Üzerinde konuşulabilir derecede sonuçlar elde etmek, genel gücün ve toparlayıcı erkin tavizden uzak bir şekilde oluşturduğu sınırlara itaati gerekli kılar. Toplumun aynası ve sesi olacak şekilde bir liderlikten yoksunluk, dağınık ve karmaşık halde kıvranmaya neden olur. Sanıldığının aksine liderlik, kayıtsız şartsız itaati değil, adaletin uygulanırlık boyutu referans alındığında itaati gerekli kılar. Burada itaat, bir bakıma tarağın tüm dişlerinin birlikte işlevsellik kazanması demektir. Ancak ayrı yapılarda varlık göstererek birliktelik oluşturması için, sınırlar içinde kalması şartıyla benimsenen küçük ihtilafların gündem olmasını engellemek de liderliğin sorumluluğundadır.

Dağınıklık itaatten kopuştur. Dağınıklığı toparlayamamak bir müddet sonra birbirine düşmeye sebebiyet verebilir. Birbirine düşmeye başlayanlar fikir üretemez. Tökezlemeler sonucu zayıflamaya sonra da dağılmaya başlarlar. Fikrin ağır tonlarıyla büyük güç oluşturmak mümkündür. Zayıf tondaki renkleri görmezden gelmek, çoğu zaman selamete götürür. Küçük ihtilaf yüklü anlayışlar, zayıf tondaki renklerin yansımasıdır. Günceli değerlendirmek ve safını belli etmek için küçük ayrılıklar gündemden düşürülmelidir. Nitekim sesin gür olanı, bir arada ve kenetlenmiş durumda olanlarındır.

Bir toplumun değişimi yöneldiği tarafın eğilimidir. Toplum, farklı olanı yaşam tarzı haline getirerek dağınıklığa doğru evrilir. Bunu toparlamak, yetki sahibi olanların büyük kararlılığı ve yetkisi ile gerçekleşebilir. İnsanlar toplumun mecburi parçalarıdır. Dayatılanı yaşamak ile yaşatılanı kabullenmek onu pasifliğe sürükler. Olması gereken durum, insanın, inancını veya toplumun değerlerini; dahası hayatın anlam yönünü gereksiz oyalamalardan arındırma iradesi ortaya koyabilmesidir; hakkın ve hukukun korunduğu bir mücadelenin parçası olmayı yeğlemesidir. Toplumun diri kalması ancak ilkelerin dik tutulması ile gerçekleşebilir.

"Otorite olmuş fikirler veya söz sahibi konumdaki liderliğin mücadele sürecini başarılı bir şekilde sürdürmesi imkan dahilindedir. Bunun aksi durumu, toplumun şahsiyet kazanmış ve dolayısıyla özgürlüğü yakalamış kişilerinin bireyselleşme yanılgısına kapılmalarıdır. Burada savurganlık had safhada hissedilebilir derekeye ulaşacağı için bireyin fıtri boyuta dönüşü zorlaşır. Teklik, her zaman şüphelerin hedefi olmak gibi bir saldırıyı tetikler. Oysa mükemmel düzen, değerlerin ve adaletin hakim olduğu şeffaf yaşam düzenidir. Gerektiğinde hesap sorulabilir bir düzenin inşası bozulmayı önler niteliktedir. Bütün kalıcı düzenler, toplumda hakim ana kaynağın adalet olduğu düzenlerdir. Adaletin olmadığı birliktelikte yozlaşmalar başlarken; birliktelik kurulmadan dillerde mütemadiyen dillendirilen adalet vurgusu da zamanla gerçekçiliğini yitirmeye başlar. Adalet inancı, farklı amaçlar bile olsa karşılıklı tahammül ve anlayışı besler. Böylece toplumun temeli, dağılmayan bir gücün üzerinde yükselmeye başlar."

Bir arada olmak dağınıklığı engellerken; bir arada kalmak yenilgileri engeller. Dağılmak gücün iflasıdır. Güç, adalet merkezinden saparak kötülüğün hakim olduğu ellere geçtiğinde, göreceli doğrular doğmaya başlar. Herkesin kendi menfaati doğrultusunda diğer insanlara yaklaşım tarzları oluşmaya başlar. Böylece toplumun mihenk taşı olan güven duygusu tahrip edilmeye ve karşılıklı çıkar ilişkilerinin dorukta olduğu yaşamlar vuku bulur.

İnsanları birbirine yaklaştıran en önemli bağ, rahim bağından sonra inanç bağıdır. İnsanların kahir ekseriyeti birbirine rahim bağı üzerinden yakınlık kuramadığına göre, inanç bağının önemi ön plana çıkmaktadır. İnsanların kendi iradeleriyle seçtikleri ve bağlılıkları ile ortaya örneklik koydukları inanç, dönüştürücü etkiye sahiptir. Farklı coğrafyaların, farklı ırkların ve farklı renklerin bir araya gelerek oluşturdukları en büyük birliktelik inanç bağıdır. Bu kadar farklılığı bir araya getirebilen bir gücün dünyaya söyleyeceği sözü de çok olur. Yeryüzünün ıslahı, inancın rotasıyla gerçekleşebilecek uzun soluklu bir süreçtir. Kararlılık, dik duruş ve fedakarlık karışımı bir çabanın ürünü ile gerçekleşebilecek bu ıslah süreci, onu ayakta tutacak bir elin varlığına muhtaçtır. Bu el, kötü olana savaş açmış merhamet elidir. Yetimi gözeten, adaleti tesis etmek zorunluluğunu hisseden, zayıfı koruyan, devletsize kucak açan, ruhu sonsuz güzelliğe davet eden, özgürlüğün katıksız haline çağıran; zorbalığa, kaosa, ifsada, yozlaşmaya karşı duran bir eldir bu. İnancın bağı, insanları çıkar odaklı düşünmekten kurtaran merhamet bağıdır. Tek vücut halini almanın tek yolu yine inanç bağından geçer.

"İfsadın retoriği, adalet toplumundan kopardığı insana bireycilik sunmaktır. İnsanı sınırları korunmuş değerlerden yalnızlığın dalgalarına atan bu fısıltılı ses, tek olarak yakaladığı insanı farklı türlerdeki kişiliklere büründürerek zayıf düşmesini, yenilmesini ve toparlanamayacak duruma dönüşmesini amaçlar."

İnsanın tikel haldeki gücü, sağanak haldeki saldırılara karşı koyamayacak kadar zayıftır. İlkelerin ve adaletin sağlamlığı ile birleştirilmiş tümel güç ise olabilecek her saldırıya karşı daha dayanıklıdır.

Zayıfın yutulduğu bu çağda, inancın merhamet harcıyla yoğrulmuş birlikteliği dairesinde hayat sürdürmek, insanın korunması açısından oldukça önemlidir.

 

Kaynak: her taraf




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —