BİR TUTKUYA DÖNÜŞMEK

Edebiyatçı yazar ve akademisyen Ethem Erdoğan, Şair ve yazar Şakir Kurtulmuş’un, “Bir Tutkuya Dönüşmek” adlı eserini değerlendirdi.

BİR TUTKUYA DÖNÜŞMEK

İnanç-Hareket ve Yazı

İnsana dair her hareketin öncesinde, ona eylem için müteharrik bir inanç vardır. Bu hareket ettirici, düşünce parlamasını sağlayan inanç yapı olarak tek merkezli olmayıp çeşitli olabilir. Anlık, geçici de olabilir, köklü ve derinlikli doğumlara yol açan bir tasavvur da. Bir harekete yol olmayan, yol açmayan inançlar, bellekten atılan siluetler halindeki bir hezeyanı olabilir. Anlık, geçici inanç saikalarından kaynaklı hareketler, çift yönlü sonuçlar ortaya çıkarır. İlki, olumsuz olarak ortaya çıkanlardır. Bunların sonucu üzüntü ve pişmanlıktır. İkinci olarak ortaya çıkanlar olumludur. Bunlar da bir tür beklenmeyen müspet tesire ve hayrete yol açar, bir rastlantı sayılır. Bu minvalde, inançların sağlamlığı ölçüsünde hareketin de müspet sonuçları alınabilir. Bu fehvanın, inanç-hareket birlikteliğine tatbiki düşünüldüğü kadar kolay değildir. Her bireyin kendince inançlı olduğu fikri de tutarlılığını harekete borçlu olacaktır. Çünkü inancın ne boyutta olduğu ancak hareketle açıklığa kavuşur. Hareketin kaynağı zihin olmasına karşın, değerlendirme yöntemi hareketten zihne doğru bir çizgi izler. Çünkü hareket eden bile spesifik olarak o hareketin kaynağı olan müteharrik kuvveti bilemeyebilir. Durumu anlamayı sağlayan harekettir. Hareketin mutlak şekilde bir düşünceden kaynaklandığı artık emin olduğumuz şeydir. Bu takdirde, kötü hareketin bir hezeyandan doğduğunu, müspet sonucun da sağlam bir inancın eseri olduğunu söyleyebiliriz.

Yazmak, yukarıda anlatmayı denediğimiz şekilde bir harekettir. Müspet sonuçlarla, yazarı harekete geçiren kuvvetin sağlam bir inanç olduğu gerçeği gibi, menfi sonuçlarda yazarı harekete zorlayan hezeyanlardan söz etmek gerekir. Ancak şu açıktır ki, yazmak hem gönül hem akıl hem de inanç eylemidir. Gönül ve akıl kalemle dile gelir.

Kalem Suresinin indirilen 2. Sure olduğu düşünüldüğünde, ilk emir olan "Oku" –İkra-dan (Alak Suresi) sonra yazma emri de gelmiş demektir. Kur'an-ı Kerim'in indirilen ikinci suresi Kalem'de 52 ayet vardır. Bunu senenin 52 haftası olarak tevil edebilir, her hafta bir yazı yazmak için motivasyon sebebi sayabiliriz. Kelime sayısı 306, harf sayısı 2616… Bunu da her yazımızın en az 306, en çok da 2616 kelime olması olarak alabiliriz. Elbette bu yorumlar şahsi bakışımı göstermekten başka bir amaca yönelik değildir. Tefsir veya hüküm olarak alınmamalıdır. Yazının bağlamını ifade etmek üzere Ferhat Özbadem'in www.kitaphaber.com sitesindeki bir yazısında söylediklerine bakmak istiyorum:

"Yazıyı okuyacak insanlara değer verdiğiniz için yazarsınız. İnançlı biriyseniz bu vesile ile sevap aldığınıza inandığınız için yazarsınız. Hayata dair somut bir iş yapmak, bir sürü gereksizlik içinde gerekli bir iş yapmak için yazarsınız. Bakış açınızı, fikrinizi, görüşlerinizi, birikiminizi paylaşmak için yazarsınız".

Yazarın; geçmişi, geleceği, insanı, hayatı, günün gerçekliğini okur için hülasa etmesi ve bundan bir karşılık beklememesi oldukça önemlidir. Yazılar esasen kayıt altına almak demektir. Yazıya geçenlerin önemi / değeri vardır. Geri kalanlar, rüzgârda savrulan yapraklardan, beyhude çırpınıştan, anlık ve geçici tahayyülden, hezeyandan farksızdır. Kayda alınmayan kâale alınmaz.

Bir Tutkuya Dönüşmek

Şair-yazar Şakir Kurtulmuş'un "Bir Tutkuya Dönüşmek" kitabına değinmek istiyorum. Bu kitap Çıra Yayınları Edebiyatın İzi serisinden Kasım 2021'de çıkmış. Şakir ağabey imzalı şekilde tarafıma ulaştırmış, kendisine teşekkür ediyorum. Kitap 88 sayfadan ve 19 denemeden oluşuyor.

Bu kitapta yazar, edebiyatımızın önemli kalemleriyle tanışmalarını ve sonraki süreçteki dostluklarını, değişik vesilelerle yaşadıklarını, okullarda yaptığı bazı programları ve gençlere yaklaşımını örneklemiş. Bu tarz metinler, taşıdıkları "o anın" görüntüleri ve sıcaklığını aktarması, edebiyatın önemli kalemlerinin davranışlarını ve bakış açılarını örneklemesi hatta gençler için davranış biçimi geliştirilmesi bakımından oldukça değerlidir. Bu metinlerde, anı, günlük ve deneme türleri birlikte yer alıyor. Yazılarda Şakir Kurtulmuş'un kısa kısa ve içinden geldiği gibi değerlendirmeleri var. Cümledeki "kısa kısa" ikilemesi, onun bu yazıları kotarırken esasen kendisiyle kavgası, kendisini kısıtlaması anlamına da gelmelidir. Çünkü metinlerde söz ettiği kişiler onun için çok kıymetli şahsiyetler olup, neyi ne kadar yazmak gerektiği üzerinden pek çok cümlesini tırpanladığını düşünüyorum.

Okuması kolay, tekniğe ve terime boğmadan yazılan bu kısa yazılarda şu isimler misafir olmuş: Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Alaeddin Özdenören, Rasim Özdenören, Ersin Nazif Gürdoğan, Nuri Pakdil, Atasoy Müftüoğlu, D. Mehmet Doğan, Nurettin Durman, Asım Gültekin, Fahri Tuna, Adnan Özer, Adem Turan, Özcan Ünlü. Bu noktada yazarın, eğitimle ilgili olan son yazısından kısa bir bölümü örneklik için iktibas etmek istiyorum: "Geleceğe giden yolda ilerlerken, sağlam, donanımlı, güçlü, bilgili gençliği o sıkışmışlıktan kurtarabilmenin yollarını aramalıyız, bulmalıyız. Onların yeniden kendilerini tanımaları, bilmeleri gerektiğini hissettirmeliyiz. Kendi medeniyetini, düşüncelerini, ideallerini, tarihini, sanatını, edebiyatını bilen bir gençlik olarak yol almalarının önünü açmalıyız. Kendimizi, kültürümüzü, tarihimizi, medeniyetimizi, dilimizi çok iyi bilmemiz gerektiğini, bunu başarmanın tek yolunun da okumak, çok okumak olduğunu gençlerimize anlatmalıyız. Kaybolan gençlik, sadece kaybettiğimiz gençler değil, bizim geleceğimizdir".

Şakir Kurtulmuş için yazmak, inanca dayalı bir harekettir. Bu eserden çıkan müspet sonuç, onu hareket ettiren kuvvetin inanç olduğu gerçeğidir. Menfi sonuç olacak türde okuru zorlayan hezeyanlardan söz edemiyoruz. Dolayısıyla onda, yazma eyleminin gönül, akıl ve inanç eylemi olduğunu ifade edebiliriz.

Hâsılı Şakir Kurtulmuş'un bu kitaptaki denemelerinde, edebiyatımızın son yarım asrı için bir özet göreceksiniz. Bahse konu dönemin önemli simalarıyla, yazarın karşılaşmaları ve bu karşılaşmalar üzerindeki hususî tecrübe çok önemlidir. Bunların bir kısmını (tamamı değil çünkü) yalın şekilde okuma şansımız var. Kanaatimce bu yazılarda yazarın çıkarımda bulunmaması, hüküm cümlelerinin olmaması bir eksiklik sayılabilir. Sanıyorum bu durum, yazarın söz ettiği simalarla yakınlığı, dostluğu, onlara saygısı ve sevgisi bağlamında değerlendirilmelidir.

Deneme kapsamlı bu eserden sonra Şakir ağabeyden bir hatırat kitabı da beklemek gerekir diye düşünüyorum. Son not olarak şunu da ilave edeyim: genç şair-yazarlar için bu neviden eserler önemli çıkarımlar sağlar. Bu türden eserlerin asgari hali usul-yordam-süreç ve prosedür sağlamak, demektir.