Bir travmanın etrafında...

Ahmet Taşgetiren, bir tarikat cemaatnin başında bulunan zatın, altı yaşındaki kızını bir müridi ile nikahlayıp bilahare evlendirdiği iddiası ile ilgi bilgileri, söylentileri “travma” bağlamında değerlendiriyor.

Bir travmanın etrafında...

Türkiye “6 yaşındaki çocuğun cinsel istismarı” olayı ile çalkalanıyor. Olayın bir tarikat ile ilgilendirilmesi, hadiseyi çok daha keskin bir boyuta taşıyor.

Tepki vermeyen bir siyasi lider kaldı mı, diye bakıyorum, ben bu yazıyı yazdığım sırada henüz Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ya da bu konuda hassasiyet göstermesi çağrılarına muhatap olan Emine Erdoğan’dan bir tepki – değerlendirme gelmemişti.

Muhtemel ki onların suskunluğu da, konunun açığa çıkmasını beklemeleri sebebiyledir, yoksa olayı herhangi bir sebeple tolere edeceklerini düşünmek haksızlık olur.

Olay bu şekliyle vahimden öte bir mahiyet taşıyor.

-Nasıl olabilir, 6 yaşındaki bir çocuk nasıl evlendirilebilir, buna hangi dini yaklaşım cevaz verebilir, insanlık nerede, tarikatlarda bu iş böyle mi oluyor, gibi tepkilerin tamamı normal insani reflekslerdir.
Konu tabii olarak medyatik oldu.

Kendi hesabıma söylemek isterim: İnsan önce mesafeli davranıyor bu tür iddialara. “Acaba buradan yola çıkılıp din karşıtı bir atmosfer mi yaratılacak?” kaygısı taşıyor. Çünkü o da Türkiye’nin gerçeği ne yazık ki.

Başka olaylarda da keskin siyasi kamplaşmada karşılıklı ithamlar söz konusu olduğunda “İddia doğru çıkmayabilir” gibi bir ihtiyat payı bırakmayı tercih ederim.

Bu olayda bir dava söz konusu. 24 yaşında, evet bir cemaatin önde gelenlerinden birisinin evli – barklı kızı, iki yıl önce evinden ayrılıyor ve ailesi hakkında dava açıyor. İddianameye yansıyan ifadeler var. 6 yaşında iken gelinlik giydirildiği, 29 yaşında birisi ile nikahının kıyıldığı, ileri yaşlarda da evlendiği yolunda ifadeler.

Suçlanan aileden henüz baba veya annenin sözü yok ortada.

Ancak, erkek ve kız kardeşler tv5’e konuşmuşlar. Ablalarının böyle bir davranış içine girmesini anlayamadıklarını, 6 yaşında evlenmenin söz konusu olmadığını, özellikle kızlar 19 – 21 yaşında olmalarına rağmen evli olmadıklarını buna delil olarak ifade etmişler. “Gelinliğin” Kur’an eğitimi sırasında kazanılan başarılar sebebiyle ödüllendirme niteliğinde olduğunu söylemişler. Annelerinin babalarının bu olaydan dolayı büyük acı yaşadığını söylemişler. Ablalarının evden ayrılmadan önce çok neşeli birisi olduğunu da ifade etmişler.

Peki ne oldu? Bu sorunun cevabı kardeşlerin açıklamalarında mevcut değil.

Henüz davayı açan ve ailesine ağır suçlamalar yönelten kadın da, evlendirildiği iddia edilen erkek de kamuoyu önüne çıkmış değil. Neresinden bakılırsa bakılsın sadece bu dava sürecinin bile bir travma ile alakalı olduğu anlaşılıyor.

Babanın bağlı bulunduğu İsmailağa Cemaati, bir açıklama yaparak, söz konusu kişinin Cemaatin ileri gelenleri arasında bulunmadığını, cemaatin de resmi nikah kıyılmadan dini nikahla evliliği onaylamadığını açıklayarak, bir anlamda cemaati olayın dışına taşımak istedi.

Türkiye’de bir cemaat – tarikat gerçeği var. Genelde kapalı yapılar. İçerde, “Büyüklerin bir bildiği var” denilerek tolere edilen, kabul edilebilir bulunan kimi işler, bir biçimde patlayıp kamuoyuna yansıdığında olan bitenin hiç de “normal”, “kamuoyu önünde savunulur” olmadığı açık – seçik görülüyor ama kurulu yapılar da bir şekilde devam edip gidiyor.

Konu “6 yaşından itibaren cinsel istismara maruz kalmak” gibi vahim bir iddianın etrafında dönüyor. İslam açısından facia, bu işin bir tür dindarlıkla bağlantılı olarak kamuoyu önünde tartışılması.

O genç hanımın yaşadığı travmanın nerelerde duracağını bilmiyoruz.

Bu işten cemaatlerin nasıl bir ders çıkaracağını bilmiyoruz.

Kim kendisine “Nerede yanlış yaptık, yapıyoruz?” diye sorar bilmiyoruz.

Ama bir hastalık var yapıda. Kurbanlar alıyor. Bazen onu, bazen ötekini… Sonunda alarm durumuna geçiyoruz ama beyhude…

Herkese sorayım: Böyle bir travmanın yaşanmasını ister miydiniz, peki olmaması için ne yapıyorsunuz?

İLK İDAM: DEVRİMİN REZİLLEŞMESİ

Başörtüsü eylemlerinden dolayı ilk idamın infaz haberi geldi İran’dan… 23 yaşında Muhsin Şikari isimli genç, “Devlete isyan” suçlamasıyla idam edildi. Sözüm ona “İslam devrimi” kendi evlatlarını yiyerek ve kanla beslenerek devam ediyor. Sokaklardan geldi, şimdi sokaklarla boğuşuyor. İktidardakilere kendi çocukları isyan ediyor. Rezilleşti bu iş. Artık “İslam”dan bahsetmesinler. Apaçık bir zulüm düzeni kurdular.