Tarih: 23.01.2021 13:34

Biden’lı dünya ve Türkiye…

Facebook Twitter Linked-in

Trump’un gidişi ve Biden’ın görevi devralmasıyla sadece ABD’yi değil, dünyanın dört köşesini etkiyelecek bir dönemin başladığı söylenebilir. 

Küresel ısınma gibi insanlığın geleceğini etkileyecek konularda, uluslararası kurumlar ve yardım teşkilatlarının mali gücü ve etkili işleyişinde Washington tavrı, belirleyen, şekil veren bir niteliğe sahip olacak.  

Nitekim Biden, daha ilk günden itibaren bu konularda rasyonel, sorumlu adımlar atmaya, en azından Trump’un döneminin tahrip edici kimi kararlarından geri dönmeye başladı. Trump’ın çekildiği Paris İklim Anlaşmasına, geri döneceğini açıklaması buna bir örnek. 

Bunlar yanında Biden’la ilgili en önemli beklenti, rotayı keyfilik, şahsilik ve popülizm istikametinde kırmış, yönetim anlayışı ve siyaset algısına, tekrar demokratik ve kurumsal ray üzerine oturmasıdır.  

Bunun, bugünün dünyasında, hafife alınabilecek bir dalga olmadığı malum.  

Liberal demokrasi, liberal ekonomi ve liberal toplum anlayışı, uzunca bir süredir bir bunalım yaşıyor.

Toplumun alt katmanlarından üste hareketi sağlayan demokratik sirkülasyon mekanizmaları her yerde tıkanıklık yaşıyor. Sosyal ve kültürel dışlanma mekanizmaları keskinleşiyor. Gelir dağılımı bozuluyor. 

Bu gelişmelerin en önemli sonucu, toplumların, en azından kimi toplumsal kesimlerin demokratik ve liberal kurumlardan dolaylı olarak uzaklaması.  

Bunalımın işaret ettiği hal de bu.  

Uzaklaşma, her toplumda, o toplumun tarihine, değerlerine, sorunlarına oranla karşımıza çıkıyor.  Avrupa kıtasını, Fransa’sı Avusturya’sı, Hollanda’sı, Danimarka’sı, Macaristan’ıyla etkisi altına alan kültürel içi kapanma ve kültürel kutuplaşma ortada. Bu, bir anlamda çok kültürlüğünün iflası, 1945 sonrası Avrupa değerlerinin iflası demek. 

Son seçimler dahil, Trump’ın gücü de bu bunalıma dayanıyordu.  

Eski başkanın, devlet kurumlarını, geleneklerini, kurumsal özerkliği, elitler ve elitizm adını vererek karşısına alması, buna karşılık iktidarda şahsilik ve keyfiliği temsil etmesi, bu krizin karşı dalgasını, demokrasi karşısında popülizmi temsil ediyordu. 

Bu noktadan geri dönüş, ABD için de, dünya için de hayatidir. 

Nitekim Biden’ın popülizmden geri dönüş kapısına yönelmesi, demokrasi meselesini global bir sorun olarak görüp, dış politikanın kritik bir parçası, aracı haline getirmesi bekleniyor.  

Rasyonel, kurumsal ve demokratik olana geri dönüş, bir model olarak da diğer ülkeleri, arayışları önemli kılar. Bu etki otoriterliğin meşruluk çıtası aşağıya çeker. 

Bu durumda işin ucu Türkiye’ye de değecektir.  

Bu çerçevede ABD ve Türkiye arasında rejim karşılaşması hiç şaşırtıcı olmaz.  

Biden’ın, Ocak 2020’de New York Times’a yaptığı bir açıklamada Erdoğan’ı “otokratik” bir lider olarak suçladığı, “demokratik yollarla görevden uzaklaşması için Türk muhalefetini destekleyebileceklerini” ifade ettiği hafızalarda.  

O zaman aday, şimdi ise başkan olan Biden, elbette bundan böyle, sadece kendi çıplak siyasi görüşleri kadar,  ABD devletinin çizgisinin, çıkarlarının sorumluluğunu da taşıyor. Türkiye’ye karşı Ocak 2020’deki keskinliğe sahip olmayacağı söylenebilir.  

Ancak yine, Washington’un Türkiye’de yaşanacak olası insan hakları ihlallerine vereceği tepkiler, daha şimdiden, bir kaçınılmazlık olarak görünüyor. 

Türkiye-ABD arasındaki ikili ilişkiler, iki ülkenin mühadil olduğu sorunlardaki farklı tutumların yarattacağı dalgalanmalar da, rejim karşılamasını sertleştirebilir. 

S-400’ler, SUriye’de YPG meselesi, Libya, Doğu Akdeniz, Halk Bankası meselesi, bu bakımdan mayınlı alanlar. 

Siyaset öyle ya da böyle önümüzdeki dönemde ısınacak. 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —