ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 1 Mart'ta başlayan savaşın ardından İran halkına açıkça "rejimi devirme" çağrısı yapması, gözleri iki ülke arasındaki istihbarat savaşlarına çevirdi. İsrail'in uzun yıllardır İran içinde yürüttüğü suikast ve manipülasyon operasyonları uluslararası kamuoyunca bilinirken, Drop Site News tarafından yayımlanan yeni belgeler, İran'ın da İsrail içinde benzer ve son derece organize bir "karşı harekat" (sızma) yürüttüğünü ortaya koydu.
Sızdırılan İran İstihbarat Bakanlığı (MOIS) belgelerine ve isimleri gizli tutulan iki İranlı yetkilinin açıklamalarına dayandırılan habere göre; Tahran yönetimi bu operasyonları, İsrail'in İran'daki protestoları (özellikle 2022'deki Mahsa Amini olayları ve Ocak 2026'daki şiddetli isyanları) kışkırtmasına karşı bir "mütekabiliyet" (misilleme) eylemi olarak başlattı. Belgeler, İranlı ajanların WhatsApp ve benzeri uygulamalar üzerinden İsrail vatandaşlarıyla iletişime geçerek, onları sosyal bölünmeyi körükleyecek eylemlere teşvik ettiğini gösteriyor. İsrail'de 2023 yılında yaşanan yargı reformu protestolarındaki "Ses Yok" (No Voice) kampanyasından, Gazze savaşı sonrası rehine ailelerinin düzenlediği gösterilere kadar birçok toplumsal olaya İran istihbaratının sızdığı iddia ediliyor. Ajanların, İsrailli eylemcilere kripto para ödeyerek (kendilerini Netanyahu karşıtı Amerikalı Yahudiler olarak tanıtarak) hükümet karşıtı pankartlar astırdığı, özel tasarlanmış tişörtler dağıttığı ve polis şiddetini ifşa etmek amacıyla İsrailli polislerin yüzlerini droneler ve kameralarla kayıt altına aldırıp "utanç kampanyaları" başlattığı aktarılıyor.
36 İSRAİL VATANDAŞI TUTUKLANDI
Operasyonların boyutu sadece sokak protestolarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan ulusal güvenliği tehdit eden casusluk faaliyetlerine de uzanıyor. İsrailli düşünce kuruluşu Dor Moriah Analiz Merkezi'nin raporuna göre; İsrail'de İran istihbaratı için çalıştığı şüphesiyle tutuklananların oranı 2025 yılında yüzde 400 artış gösterdi. Son iki yılda İran adına casusluk yaptığı gerekçesiyle yaklaşık 36 İsrail vatandaşı tutuklandı. Rapordaki en çarpıcı detay ise, geçmişte sadece toplumun dışlanmış kesimlerinin hedef alınırken, artık aktif görevdeki askerlerin, dini okul öğrencilerinin ve ana akım Yahudi vatandaşların bu ağa dahil olması. Bu durum, İsrail hükümetini halka yönelik "5.000 Şekel için hayatınızı mahvetmeye değer mi?" şeklinde uyarı kampanyaları başlatmak zorunda bıraktı.
İSTİHBARATLARIN ARDINDAN KRİTİK HEDEFLERE EYLEMLER
Habere yansıyan spesifik casusluk ve sabotaj vakaları ise durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. Örneğin; Eylül ayında tutuklanan 23 yaşındaki Yosef Ein Eli'nin turistik tesislerin ve askerlerin fotoğraflarını 3.000 dolar karşılığında İran'a sattığı ve kundaklama eylemlerine hazırlandığı belirtiliyor. Daha da vahimi, İsrail ordusuna ait Golani Tugayı üssünün, Azerbaycan kökenli Yahudi göçmenlerden oluşan bir İran casus ağı tarafından önceden keşfedildiği ve ardından Hizbullah'ın bu üsse düzenlediği İHA saldırısında 4 askerin öldüğü ifade ediliyor. Bir başka vakada ise İsrailli bir bilim insanına suikast düzenlemesi için 100 bin dolar vaat edilen bir kişinin, silahını "ölü noktadan" (dead drop) alırken İsrail iç istihbaratı Şin Bet tarafından yakalandığı bilgisi paylaşılıyor. Askeri sansür nedeniyle detayları kamuoyundan gizlenen bu vakalar, fiziki savaşın son bulması halinde bile Tel Aviv ile Tahran arasındaki bu karanlık "gölge savaşın" çok daha yıkıcı bir şekilde devam edeceğine işaret ediyor.


