Başrol vaadiyle kandırılıp figüranlaştırılan kadınlar

İktisatçı yazar Yaşar Süngü, 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar Günü sebebiyle, kadının bu kapitalist sistemde, evden kopartılarak çalışmaya mahkûm edildiğini, bunun ise asla özgürlük olmadığını belirtiyor.

Başrol vaadiyle kandırılıp figüranlaştırılan kadınlar

Milattan önce Roma ileri gelenlerinin müstakbel anneye duyulan saygının bir ifadesi olarak anne adaylarının yanından geçerlerken eğilmeleri ve kadına sosyal hayatta değer atfetmeleri söz konusu olurken, bugün anne, çalışmayan kişiler ile eş değer görülüyor ve sözde kadın haklarını savunan kadın dernekleri ve feminist hareketler tarafından “vasıfsız kişi” olarak kabul ediliyor.

Yani bugün kadını değersizleştiren erkekler değil, kadınlardır.

Ev dışında çalışan kadınlar ev içinde onlarca işi yapan kadının değersizleştirilmesine göz yummakta ve bu küresel kapitalizmin itibarsızlaştırma operasyonunu desteklemektedir.

**

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla basın bülteni yayınlayan kadın derneklerinin açıklamalarına bakıldığında hepsinde de aynı kalemden çıkmış ezberlerin tekrarlandığı görülecektir.

Yani bugünün dünyasında kadının konumu değişmiş fakat iyileşmemiştir.

Hatta çok geriye gitmiştir.

Bunun da tek nedeni anlayış değişikliğinin ardından kadınların iş hayatında ve sosyal alandaki sorumluluklarının dengesiz bir şekilde artmış olmasıdır.

**

“Modern dünya kadınlardan annelik rolünü çaldığından beri toplumsal huzursuzluklardan kurtulamıyor” diyordu Aliya İzzetbegoviç.

İzzetbegoviç, kültür ve medeniyete dair analizinde, toplumsal huzursuzlukların temel sebebini kapitalizmin kadını bir meta haline getirmesi ve anneliği değersizleştirmesi olarak görüyor ve şöyle diyor;

Uygarlık, kadını hayranlık veya kullanım objesi yapmış fakat takdir ve saygıya layık tek şey olan şahsiyeti ondan almıştır. Çeşitli “Miss”lerin seçimlerinde ve manken veya fotomodel gibi kadınlara mahsus mesleklerde bu keyfiyet apaçık ortaya çıkıyor. Burada kadın artık insan denilen şahsiyet değildir. Olsa olsa “güzel hayvan”dan biraz daha fazladır.”

**

Batı’da gerçekleşen Sanayi Devrimi sonrasında dünyanın her tarafına yayılan sanayileşme süreciyle kadın, geçim gibi ekonomik zorluklar yüzünden ev işi üretimden ev dışı üretime geçmek zorunda bırakıldı.

Tıpkı bugün büyük şehirlerde tek maaşla geçinmenin imkânsız hale gelmesiyle kadınların da çalışmak zorunda kalması gibi.

Hızla açılan fabrikalarda ihtiyaç duyulan ucuz işçilik, kadınların çalışma hayatına girmesiyle karşılandı.

19. yüzyılın sonlarından itibaren kadınların büyük bir çoğunluğu eşitlik adı altında erkeğe göre zayıf beden gücüne bakılmaksızın maden ocaklarında, demir yolu inşaatlarında çalışmaya mahkûm edildi.

Bugün maden ocağında ve yol inşaatlarında belki kadın yok ama özel günlerinin dikkate alınmadığı, kadına has psikolojilerinin gözardı edildiği, günde 8 saatten fazla çalışmak zorunda bırakılan ve işten eve geldiğinde kendisini evde onlarca biriken işin beklediği milyonlarca kadın var.

**

Bu mimsiz (alçak) medeniyet analığı kölelik ilan ederek kadına ondan kurtulmayı vaat etti.

Kadın da boyun eğdi.

Bilinçli bir şekilde kadının annelik özelliği unutturulmaya çalışıldı.

Ev hayatının monoton ve dışarıdaki sosyal yaşamın daha verimli olduğu, fabrikada işçi olarak çalışmanın daha fazla mutluluk getirdiği savunuldu.

Kadınlar üretime katkı sağlamayan vasıfsız bir işçiden daha değersiz görüldü ve aşağılandı.

Ev dışı üretime katkı sağlaması için psikolojik bir ortam oluşturuldu.

Bu psikolojik baskı; doğum yapmak, çocuk yetiştirmek, ailenin maddi ve manevi geleceği için çaba sarf etmek yoluyla evde oluşturulan ekonomik katkının değersizleştirilmesi ve kabul edilmemesiyle gerçekleşti.

Hâlbuki Aliya’nın dediği gibi “Kendi evindeki kadın anne olmakla beraber, bir eş, daha sonra bir şekilde sağlıkçı, aşçı, pediyatrist, diyetisyen, hijyenist, pedagog, ev bütçesinin ekonomisti, terzi, çiçekçi ve dekoratördür. Bazıları ona ev mühendisi de derler.”

Yapılan bir araştırmaya göre, yaptığı bu işler karşılığında kendisine ücret ödenmeyen kadının küresel ekonomiye katkısı yıllık 4 trilyon dolara ulaşır ve bu, toplam dünya üretiminin üçte birine denktir.

Bugün annelik evde yaşamaya mahkûmiyet ile eşdeğer kabul edilirken, iş hayatında sahip olacağı imkânlar, elde edeceği para, doktorluk, mühendislik, öğretmenlik, marketlerde kasiyerlik yapma gibi meslekler ve bunlarla elde edeceği özgürce yaşayabilme imkânı, daha doğru bir tercih haline getirilmiştir.

Kadına iki kat sorumluluk ve iki kat yük yükleyen bu küresel ekonomik düzene en çok kadının isyan etmesi gerekirken bu haksız düzeni en çok kadınların savunması da bu işin en trajikomik tarafıdır.