Tarih: 12.10.2022 11:24

Başörtüsü ve Aleviler ve iki tarz-ı siyaset

Facebook Twitter Linked-in

Geçtiğimiz hafta içinde iktidar ve muhalefet cephelerinden neredeyse eş zamanlı olarak yapılan iki hamle, her ikisinin münhasır tarz-ı siyasetini birlikte görerek karşılaştırma imkânı da vermiş oldu.

Öncelikle, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun biraz da tuhaf karşılanan “başörtüsü” çıkışı, neresinden bakılırsa içinde bulunduğumuz durumda tamamen anakronik bir çıkıştı. Çünkü son on yıldır AK Parti’nin tamamen CHP’nin kıran kırana direncine rağmen her aşamada çözülmüş olan başörtüsü sorununu şimdi çözmekten bahsetmek tamamen dam üstünde saksağan kabilinden bağlam-dışı, münasebet-dışı bir çıkış oldu.

Buna rağmen, bu haliyle aslında kafaları iyice karıştırma potansiyeline sahip bir çıkış olduğunu kabul etmeliyiz. Ne alaka dedirten bu çıkışın meğer Kılıçdaroğlu üzerinde asılı duran ağır bir güvensizliğe karşı savunma, teminat verme ihtiyacından kaynaklandığı anlaşılıyor.

CHP’nin iktidara gelmesi halinde geçmişte yaptıklarını yapmaktan geri durmayacağına dair ciddi bir endişeye savunmacı bir cevaptı CHP Genel Başkanı’nın. Ama bu konuşmayı yaparken muhafazakâr kesimin endişelerini gidereyim derken kendi partisinin içindeki niyetlerin bir tepki olarak da olsa faş olmasına yol açtı.

Muhafazakâr kesim onu samimiyetsizlikle suçlamadan önce kendi partilileri, aslında muhafazakâr kesimin bütün endişelerini fazlasıyla haklı çıkaracak tepkiler verdi. Tekrar başörtülüler için o kâbus günlerinin bütün lakırdıları, lafları hızla en yetkili ağızlardan tedavüle girdi. Yine unutmaya yüz tuttuğumuz o türban-başörtüsü ayırımları, yetmiyor bir de “sıkmabaş” aşağılamalarını CHP’lilerin siyasetçisinden akademisyeninden, gazete yazarından dinledik.

Öyle anlaşılıyor ki CHP’liler on yıldır toplumda sağlanmış olan normalleşme ile başörtüsünün sorun olmaktan çıkmış olmasına bu aralar sadece sabırla tahammül ediyorlarmış. Kibirli bir özgüvenle bu normalleşmeyle yaşanan özgürlüğün eninde sonunda düzeltilecek geçici bir durum olduğunu düşünüyorlar.

Bunca yaşanan olaylar, halktan yedikleri onca şamar, hala akıllarını başlarına getirmemiş. Hala olayı, aslında tartışılması teklif dahi edilemeyecek, hatta akla bile getirilemeyecek bir temel hak ve özgürlük sorunu olarak görmüyorlar. Müslüman bir ülkede başörtüsünü yasaklamanın halk tarafından ancak işgalcilik ve İslam düşmanlığı olarak değerlendirildiğini hala kavramamışlar.

Bu söylenenlere bakıldığında Kılıçdaroğlu’nun gerçekten kendi partililerine karşı böyle bir çıkış yapmış olmasını büyük bir cesaret olarak gördüm. Burada CHP’yi herhangi bir ihtimalde ülkeye zarar vermekten men edecek, Türkiye’yi CHP’nin muhtemel zararlı etkilerine karşı koruyacak bir anayasal düzenlemenin şart olduğu anlaşılıyor ve belki de Kılıçdaroğlu bu teminatı vermeye çalışıyor.

Bu konuşmanın hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevilerle ilgili, günler öncesinden duyurulmuş olan ama çok öncesinden başlatılmış çalışmaların bir noktaya varmış olduğuna dair duyurusu geldi. Alevilerin Türkiye’de bilhassa doksanlı yıllardan itibaren daha fazla dillendirilmeye başlanan talepleri var. Daha öncesini soracak olursanız, Alevilerin Alevi olarak kendilerini ifade etmeleri bile yasaktı. CHP’nin tek partili yıllarından itibaren bir oy deposu, hatta arka bahçe olarak değerlendirdiği Alevilere sunduğu şey buydu: Kimliğin inkârı, inanç ve geleneklerinin tamamen gözardı edilmesi ve tamamen sekülerleştirici bir asimilasyon.

Bu uzun asimilasyon süreçlerinin sonucunda seksenli yıllardan itibaren Aleviler tekrar kimliklerini, inançlarını aramaya ve kendilerini ifade etmeye, cemaatleşmeye başladılar. Aslında bu dünyada ve Türkiye’de yaşanmakta olan hızlı göç ve kentleşmeye paralel olarak gelişen dini ve kültürel kimliklerin keşfiyle de paralel bir süreçti. Önceki bir cumhurbaşkanının ifade biçimiyle, “evvel yok idi, nereden çıktı şu Aleviler, nerden çıktı şu Kürtler, nereden çıktı şu başörtülüler” denilerek geçiştirilebilecek bir şey değildi. Toplumsal dinamizm her zaman yeni sorunlar veya yeni talepler çıkarır siyasetçinin karşısına. Siyasetin görevi bu yeni talepleri anlamaya ve karşılamaya çalışmak. Karşılanamayacak tarafları ancak başkalarının haklarına bir saldırı içermesi durumunda olabilir. Oysa Alevi’nin talebi Sünni’nin, Kürd’ün talebi Türk’ün hangi hakkına bir saldırı olabilir? İyi bir siyasal beden idaresi bütün bu toplumsal talepleri görüp karşılığını verir.

En önemli sorunlardan biri, toplumun farklı kesimlerinin kendi hak taleplerini başkalarının haklarını ihlal şartına bağlaması. Başörtüsü yasağı da neticede bir taleptir ve başkalarının hakkını, özgürlüğünü ihlal etmeden gerçekleşmez. Ama bu noktada çok daha vahim olan, yasağı talep edenlerin başkalarına bu hakkı kısıtlamayı kendileri için bir hak olarak görebilmeleri. Tuhaf bir hak, başka insanların haklarını kısıtlama hakkı. Öyle bir şey yok tabii.

Ama Türkiye’de CHP siyaseti vatandaşın dinini, kültürünü, inancını, tarih bilincini, kılığını, kıyafetini belirleme hakkını kendinde gördü hep. Bu hakkına karşı çıkanlara da her türlü dışlama hakkını da sonuna kadar kullandı.

Aleviler de Kürtler de başörtülüler de bu anlayışın mağduru, kurbanı oldular seksen yıl boyunca.

Her üçünü de görüp onlara kendi kimliklerini ifade hakkını teslim eden AK Parti yönetimi oldu. Üstelik AK Parti’nin bu sorunu çözerken şu ana kadar izlemiş olduğu siyaset tam da farkını ortaya koymuş oluyor. Toplumsal talepleri olanları görmezden gelerek, kendi zihnindeki kategoriler, tanımlara sıkıştırmak yerine onları sonuna kadar dinlemek ve talebe cevap vermeye çalışmak.

Aleviler hakkında konuşup onlara kendi tanımlarını empoze etmeye çalışmadı AK Parti, bilakis onlarla konuştu, onları dinledi ve onları kendilerini tanımladıkları gibi tanımaya ve anlamaya çalıştı. CHP ve tek parti yönetimi ise ne Alevileri ne Kürtleri ne de başörtülüleri hiçbir zaman kendi kavramlarıyla, kendilerini tanıttıkları gibi tanımaya yanaşmadı. Hep kafasındaki şablonlarla hareket etti ve işte sonuç.

Bu sonuca nasıl bir yolla gelindiği üzerinde de durmadan geçmeyelim, ama sonra.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —