Basın Tarihi için 12 yıl öncesini incelerken Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 2014 yılı Raporu’na rastladım. Raporun önsözü 13 sayfaydı. 17-25 Aralık ve MİT TIR’ları soruşturmasıyla zirveye çıkan AKP-Cemaat kavgasını anlatarak başlıyordu.
Sonra da AKP iktidarının bugünü de etkileyen adımlarını ve çeşitli gelişmeleri sıralıyordu:
“Polis ve yargıdaki cemaat etkisini ortadan kaldırmak için AKP iktidarının atacağı adımların ilk habercisi HSYK değişikliği oldu.
Fakat 26 Şubat 2014’te onaylanan yasa değişikliği Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilince yıl sonunda yeni bir düzenleme yapıldı.
Yeni düzenlemede ise Demokratikleşme Paketi’nde yer alan ve 17-25 Aralık operasyonlarının benzerinin bir daha yaşanmaması için getirildiği iddia edilen Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndaki kişilerin gözaltına alınması için ‘somut ve kuvvetli delil’ şartı da HSYK’nin işleyişini, yapısını ve üyelerini yürütmenin denetimine soktuğu iddia edilen yasa değişikliği ile birlikte eski haline yani ‘makul şüphe’ye çevrildi.
Bu değişiklik teklifi AKP tarafından 14 Ekim 2014’te TBMM’ye sunuldu.
35 maddelik teklifle şüphelilerin ev ve işyerlerine arama yapabilmek için ‘somut delile dayalı kuvvetli şüphe’ yerine ‘makul şüphe’ yeterli sayılması öngörüldü.
21 Şubat 2014’te bu teklifle birlikte avukatların dosyaya erişimlerin sınırlandırılmasının kaldırılması da bulunuyordu.”
“2014 yılında Türkiye önce 30 Mart’ta yerel seçimleri sonra da 10 Ağustos’ta ilk kez halkın seçtiği cumhurbaşkanı seçimini yaşadı.
Her iki seçim döneminde de yaşam hakkı ihlalinin yanı sıra örgütlenme, ifade ve toplantı özgürlüklerinin de çeşitli engellemelerle karşılaştığını kayıt altına aldık.
Sadece devlet otoritesini kullanan başta polis olmak üzere kolluk görevlilerinin yaşam hakkını ihlali bu senenin öne çıkan gündem maddesi olmadı.”
“Soma’da katliam tanımının rahatlıkla yapılabileceği maden kazası yanı sıra ülkenin hemen her yerinden gelen işçi ölümü haberleri 2014’ün en önemli ihlal haberlerindendi.”
“AKP iktidarı her ne kadar ‘işkenceye sıfır tolerans’ çağrısını sürekli olarak dile getirse de kolluğun işkence ve kötü muamele uygulamaları 2014 yılında da sonlanmadı.
Aksine işkencenin sokağa taşmış hali olan toplumsal gösterilere kolluğun her türlü müdahalesi daha da görünür ve daha da zarar verici hale geldi.
Göz yaşartıcı kimyasal ajanların kullanımından kaynaklı ölümler ve yaralanmalar insan hakları örgütlerini defalarca ‘biber gazının kullanımının yasaklanması’ için çağrıda bulunmalarına neden oldu.”
2014 fırtınalı bir yıl.
Bu öyle bir fırtına ki etkileri hala sürüyor.
Hızlanarak süren bu fırtınada önce hukukun çatısı uçtu, ardından bütün bina yerle bir oldu.
Gözaltı için “somut kanıttan” makul şüpheye geçildi, sonra fiiliyatta “makul” da ortadan kalktı. Şimdi iktidarın sadece “şüphelenmesi” gözaltı ve tutuklama için yeterli oluyor.
Bazen neden şüphelendikleri bile anlaşılamıyor.

Galiba sadece öfkelenmeleri yetiyor.
Geçmişe baktığınızda bugün yaşananların tohumlarının nerede ve nasıl atıldığını görüyorsunuz.
Toplumun, bu tohumlara yeterince tepki göstermediğini de anlıyorsunuz.
Hukuk sezgisi kuvvetli bir toplum değiliz, hangi değişikliğin daha sonra nasıl sonuç vereceğini de öngöremiyoruz.
Ekonomi ile hukuk arasındaki kuvvetli bağı bugün bile tam algılamış değiliz.
Türkiye yeni bir hukuk sistemi kurmak zorunda.
Siyasi bir iktidarın “endişelenmemesinin” garanti altına alınacağı bir hukuk düzeniyle birlikte, her “endişe”de değişmeyecek bir yapı da oluşturmalıyız.
Ekonomiyi düzeltmek, huzuru sağlamak ve geleceği güvenceye almak için başka bir yol görünmüyor.
Ama galiba toplum olarak önce bunun tek yol olduğunu anlamamız gerekiyor.
Kaynak: medyascope.tv

