Tarih: 21.07.2020 11:10

Barış Harekâtı’nın 46. yılında Kıbrıs seçimleri

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye ise her iki dönemde de adaya askeri harekâtı düşünmüş, hazırlıklar yapmış ama son anda adaya müdahale etmekten vazgeçmişti. 1974 yılına gelindiğinde ise CHP-MSP koalisyonu zamanında Barış Harekâtı için karar alınmış, siyasi ve askeri süreç başarıyla yönetilmiş ve sınırlar bugünkü halini almıştı.

Tabi, 1974 sonrası işbaşına gelen Türkiye’deki iktidarlar tarafından Kıbrıs bazen “ayak bağı” olarak görüldü. Hatta eski bir ANAP’lı bakanın Kıbrıs’a yıllık aktarılan kaynağı dile getirerek, “verelim gitsin” dediği bile iddia edilmişti. Bu iktidarın iş başına geldiği ilk yıllarda ise Kıbrıs, AB ile müzakerelerin başlamasının önündeki en büyük engel (!) olarak görüldü.

O yüzden güle oynaya Annan Referandumu’nda “yes be annem” propagandaları yapıldı. O yüzden Türkiye’ye gelerek Annan Planı ile ilgili endişelerini ve düşülecek tuzakları paylaşmak isteyen Denktaş’a “gitsin seçim çalışmalarını Kıbrıs’ta yapsın” denildi (https://www.hurriyet.com.tr/gundem/rauf-denktas-erdoganin-sozlerine-hic-aldirmadim-5588558).

Türkiye tarafında yaşanan bütün bu kafa karışıklıkları, Kuzey Kıbrıs halkına da dolaylı falan değil doğrudan yansıdı. Türkiye’nin tutumunu daima dikkate alan halk, önünü-sonunu hesap etmeden, Anavatan’ın telkinlerine inanmasa da referandumda “evet” dedi. Çünkü onlara göre “Anavatan’a sadakat” esastı. Buradaki iktidarın “binmiş bir alamete, gidiyor kıyamete” havasında olduğunu nereden bilebilirlerdi. “Bir bildikleri vardır herhalde” diye düşündüler. İlk şok referandumda “hayır” diyen Güney Kıbrıs’a hem de bir hafta sonra ödül (!) olarak verilen AB üyeliği ile yaşandı.

Artık AB’ye göre GKRY bütün adayı temsil ediyordu ve adı da “Kıbrıs Cumhuriyeti” olmuştu. Şimdi ise hidrokarbon aramalarında, ABD dâhil Avrupa ülkeleri “Kıbrıs Cumhuriyeti” (!) ile anlaşmalar yapıyorlar ve el altından Güney’in NATO üyeliğini konuşuyorlar.

İşte yukarıda ifade etmeye çalıştığımız, bu kısa tarihi seyrin ardından, Kuzey Kıbrıs halkı 11 Ekim 2020’de Cumhurbaşkanlığı Seçimleri için sandık başına gidecek. Bu seçimler Kuzey Kıbrıs için çok önemli. Kıbrıs halkı “federasyon”, “iki devletli çözüm”, “İşbirliğine dayalı ortaklık” gibi söylemlerle karşılarına çıkacak olan adaylar arasında bir tercihte bulunacaklar. Bunca yaşananlardan sonra federasyon veya ortaklık gibi söylemler halk nezdinde bir karşılık bulur mu bilmem ama bu türden söylemler bile emin olun Güney’i tatmin etmez ve etmeyecektir. AB üyeliği ile müreffeh (?) bir ülke propagandası yapan Güney Kıbrıs, aslında bütün müzakerelere “iş olsun” diye katılıyor. Masada olduğunu ve kaçmadığı izlenimini vermek istiyor.

Ana hedefleri aslında Kıbrıs’ın tamamını kendi kontrollerine almak. O yüzden müzakereler onlar için “hoş vakit” geçirdikleri zaman dilimlerinden ibaret. Aynı zamanda bu müzakere süreçlerini Kuzey Kıbrıs Türk halkı üzerinde psikolojik baskı aracı olarak kullanıyorlar. Türkiye ise 2004’te kendi iradesiyle bağlattığı ellerini, ayaklarını bugün çözmeye çalışıyor. Bu bağlardan kurtulmak bugünden yarına çok kolay değil ancak kurtulmaktan başka da çare yok. Doğu Akdeniz, Libya, Mısır, Yunanistan, Ege derken Kıbrıs’ın ne anlam ifade ettiği geç de olsa anlaşıldı. Umarım Kıbrıs halkı Ekim ayında yapacağı tercihle, kendi gelecekleri için en doğru kararı verir ve sosyal, kültürel, siyasi varlıklarını ortadan kaldıracak bir sürecin parçası olmazlar.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —