MHP lideri Devlet Bahçeli, bir hafta evvel verdiği bir röportajda, Kanal D’nin reyting rekortmeni dizisi “Uzak Şehir” hakkında Ahmet Türk’e, “Mardinimizi ne kadar güzel anlatıyor.” dediğini ifade etti.
“Mardinimizi” ne kadar güzel anlatan dizinin konusunu, bilmeyenler için anlatayım. Bilenlere tekrar olsun.
Midyat’ta yaşayan Albora ve Baybars, birbirine düşman iki aşiret. Alboraların konağının hanımının üç oğlu, bir kızı var. Büyük oğlunun gerçek babası, amcası. Amca, şimdiki yengesini yıllar evvel, hamile bıraktığını bilmeden öldürmeye kalkıyor. Ağabeyi de kızı yaralı bir hâlde bulup evleniyor. Çocuğu sahipleniyor ve gerçek babasının kim olduğunu kimseye söylemeden büyütüyor.
Aradan yıllar geçiyor. Alboraların babası ölüyor. Büyük oğlan, intikam cinayeti işleyip Kanada’ya kaçıyor. Orada bir doktorla evleniyor. Bir çocuğu oluyor. Sonra bir trafik kazasında ölünce doktor hanım, cenazeyi Midyat’a getiriyor. Konağın hanımı, torununu vermek istemiyor. Anne de çocuğunu bırakıp gidemiyor. Çözüm olarak doktor hanım, konağın büyük oğluyla, yani kayınıyla evleniyor. Zaten eşinin de böyle bir vasiyeti varmış.
Bu arada konağın hanımı, gelinini vuruyor. Oğlunun sevgilisini öldürüyor. İşi gücü intikam, silah vs. Bu kadının küçük oğlu, amcasının kızına âşık. Amcanın oğlu da bunun ablasına. Düşman aile Baybarsların oğlu ise bu küçük oğlanın sevdiği amca kızını, tehditle evliliğe razı ediyor. Küçük oğlan, düğünden kızı kaçırıp beraber oluyor. Damat Baybars, gelip kızı alıyor. Yine tehditle alıkoyuyor. Sonra kız, amca oğlundan hamile kaldığını öğreniyor ama kocası, “Olsun,” diyor. “Ben babası olurum.” Adamlar o kadar geniş ki içlerinden dört şeritli yol geçer.
Zorla evlenen esas oğlan ile doktor hanım, birbirlerine âşık oluyorlar. Fakat Kanada’da ölen oğlan, meğerse ölmemiş. Yerine bir başkası gömülmüşmüş. Senaryo bu ya, annesi ve kardeşleri nedense cenaze yıkanırken, kefenlenirken yüzüne bakmamış. Ayrıca bu oğlanın katili, amcası. Yani asıl babası.
Anlattıklarımdan kafanız karıştı mı? Midyatımızı ne güzel anlatan dizi, bu kadar değil. Ağa-maraba düzeninde yaşayan bu aileler, uyuşturucudan, silah kaçakçılığından para kazanıyorlar. Sürekli silahlar patlıyor, cinayetler işleniyor. Oğlunun adını Deniz koyan aydın, modern doktor hanım, önceleri “hak hukuk” derken sonra “gak guk” demeye başlıyor.
İşte Midyatımızı ne güzel anlatan dizinin konusu bu. Bahçeli, bu dizinin Midyat’ı güzel anlattığı kanaatine nereden vardı anlayamadım. Aklıma iki ihtimal geliyor. Ya seyretmeden duyduğunu söyledi ya da seyredip esas oğlanı ülkücü zannetti. Eğer böyleyse dizinin senaristi Gülizar Irmak’ın eşi senarist Coşkun Irmak’ın, “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisinde ülkücüleri nasıl anlattığını hatırlatmak istiyorum. Ayrıca Bahçeli’nin bugüne kadar Mardin’e, hele de Midyat’a gittiğini zannetmiyorum. Çocuk şarkısı gibi değil mi?
Orda bir şehir var uzakta
O şehir bizim şehrimizdir.
Gitmesek de görmesek de
O şehir bizim şehrimizdir.
Bahçeli’yi anlayamadım da Midyatlıları anladım mı? Eskiden böyle dizilere yöre halkı, “Biz bu değiliz.” diye tepki gösterirdi. Basında okuduğum kadarıyla Midyatlılar çok memnunmuş. İlçe, turist akınına uğruyormuş.
Gelelim, Diyanet’in niye Mardin’e uzak olduğuna.
Doktor hanım, kayınıyla evli ama ilk eşi de hayatta. Yani aynı anda iki kardeşle evli. (Bir başka dizide ise ağalık uğruna doktorluğu bırakıp Urfa’ya dönen adam, aynı anda iki kız kardeşle evleniyor. Yani kız kardeşler kuma.)
Diyanet, “haram” demek için neyi bekliyor?

