Aynı Film: Hafızasız Topluma Güvenmek

Emine Uçak Erdoğan, perspektif.online’da “Aynı Film: Hafızasız Topluma Güvenmek” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Aynı Film: Hafızasız Topluma Güvenmek

24 yıl önce yaşadıklarımızı yeniden neredeyse aynı şekilde yaşıyoruz. Çünkü o zamanki iktidar gibi şimdinin muktedirleri de, toplumsal hafızasızlığımıza, kutuplaşmaya güveniyor. Aynı hataların, ihmallerin tekrar tekrar yapılmaması, aynı çaresizliğin, acının yeni nesillere devredilmemesi için bu kez hafızasızlık ve kutuplaşmanın geride kaldığını göstermek zorundayız.

Kahramanmaraş merkezli depremlerde bir haftayı geride bıraktık. Başarıları sahiplenen ama kriz olunca sorumluğu kabullenmeye yanaşmayan iktidar ve destekçileri, ilk anda başlattıkları algı yönetimini farklı yöntemlerle sürdürüyor. Mucize kurtarma haberciliğiyle kurtarılamayanlar, steril alanlardan, çadır kentlerden yayınlarla enkaz başında bekleyenlerin çaresizlikleri görünmez kılınmaya çalışılıyor. Bir yanda felaketin büyüklüğüne hiçbir yapının dayanamayacağı propagandaları, öte yanda TOKİ konutlarının depremde yıkılmayacak kadar sağlam yapıldığı güzellemeleri. Tüm ihmalleri ismi ortaya atılan birkaç müteahhitle unutturma çabası… Kısacası 24 yıl önce yaşadıklarımızı yeniden neredeyse aynı şekilde yaşıyoruz. Çünkü o zamanki iktidar gibi şimdinin muktedirleri de, toplumsal hafızasızlığımıza, kutuplaşmaya güveniyor. Gazeteci Özge Özdemir’in, 17 Ağustos depremi sırasında 12 yaşındayken gazete arşivleriyle birlikte tuttuğu defter o günlerden bugüne çok çarpıcı benzerlikler olduğunu ortaya koyuyor; ‘asrın felaketi’ tanımlaması başta olmak üzere.

Bu çabalardan birinde dikkatimi çeken, İHH İnsani Yardım Vakfı’yla ilgili büyük övgüyle sosyal medyada dağıtılan bir görsel oldu. Görsele göre; “İHH depremden 23 dakika sonra 1447 arama kurtarma, 1728 acil yardım görevlisiyle harekete geçti ve üç saat sonra da enkazlarda çalışmaya, hemen öncesinde de ilk insani yardım malzemelerini dağıtmaya başladı.”

 

Liyakat ve Adanmışlık: Emre Yerli

Yazılanlar doğru, o 1447 kişilik arama kurtarma ekibi ilk andan şimdiye kadar birçok enkazda çalışma yapıyor ve çok sayıda kişiyi kurtardı. Şu an sahada 2624 acil yardım gönüllüsüyle insani yardım hizmeti veren vakıf, aynı zamanda Suriye içinde de yardım ve kurtarma faaliyeti yürütüyor. Geçtiğimiz yıl bu vakitlerde Suriye’nin İdlip ve Azez bölgelerinde yaptıkları çalışmaları yerinde görme imkânı bulmuştum. Hatay ve Kilis’te oluşturdukları lojistik merkezleri, yine Hatay’da Suriyeliler için yapılan yetim köyü yerleşkesi bu alandaki vizyonu göstermek için yeterli. O yüzden de şu an bölgede çok büyük bir kurtarma operasyonunun yanı sıra yardım faaliyetleri yürütülüyor ve sahadaki gönüllülerin lojistik hizmetleri karşılanabiliyor.

İHH Afet Yönetimi’nin başarısının arkasında geçtiğimiz aylarda Lübnan’da afet eğitiminde bulunduğu sırada geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Emre Yerli’nin büyük emeği var. Ankara’da gönüllü insani yardım çalışmaları yapan bir esnaf iken, beş yıl sonra İHH’ya dünyaya model olabilecek güçlü ‘afet yönetimi’ bırakan isimsiz bir kahraman Emre Yerli. Sistem oturtmanın, koordinasyonun afet yönetimindeki önemini, hayatiyetini biliyordu ve bu konuda büyük bir özveriyle çalıştı. Afet ve acil durumlarda yaşanan sıkıntıların kaynağının iletişim-koordinasyon olduğunu sıklıkla vurgulardı; bunun için Telegram başta olmak üzere teknolojinin etkin kullanımının önemini hep dile getirdi ve bunu kurum içindeki sistemde etkin kılmaya çalıştı. Sadece Türkiye’de değil birçok ülkede arama-kurtarma faaliyetlerine katıldığı gibi eğitimlerin organize edilmesi, ekiplerin genişletilmesi için çalıştı. Bu ekiplerden olan Barzani Vakfı, Bosna, Lübnan’dan gelen gruplar Kahramanmaraş depreminde arama kurtarma çalışmalarına katıldı örneğin. Ömrü yeterli gelseydi İstanbul depremiyle ilgili; içinde merkezi, yerel yönetim, özel sektör ve sivil toplumun olduğu etkin bir koordinasyon sistemi oluşturmak için çaba gösterecekti. Camilerin afet için dönüştürülmesinden okullara kadar birçok alana kafa yoruyordu ve tabii en başarılı kriz yönetiminin bile İstanbul için yeterli gelmeyeceğini bildiği için binaların deprem yönetmeliğine göre elden geçirilmesinin önemine, yani risk yönetimine vurgu yapıyordu sürekli. Adanmış bir kişinin, sorumluluk duygusu olan yöneticinin, alan açıldığında ne kadar büyük işler yapabileceğinin göstergesi İHH Afet Yönetimi’nin bu depremdeki başarısı. Emre Yerli’ye bu alanı açan vakıf yönetimine de hakkını teslim etmek gerekiyor.

Prof. Dr. Evren Balta’nın Merkez Bankası’ndan AFAD’a kurumsal krizin üç dinamiği ile ilgili, “Aşırı merkezileşme ile kurumların hareket ve karar alma özerkliğinin, aşırı siyasileşme ile kaliteli insan kaynağının, denetim mekanizmalarının kalkması ile finansal şeffaflığının yok olması. Bu dinamikleri anlamazsak AFAD’ın neden hareketsiz kaldığını, neden farklı kriz aktörleri arasında koordinasyonun geciktiğini, neden yardımların kamu kurumlarına yapılmadığını, neden yönetmeliklerin kâğıt üstünde kaldığını anlayamayız” değerlendirmesini hatırlarsak, İHH’nın başarısını anlamak daha da kolaylaşıyor.

 

Başarı Övgüsüyle Eksiltilen Hakikat

Bu başarıyı, felaketin boyutlarını artıran ihmallerin ve sonrasında yönetilememesinden kaynaklanan kayıpları kapatmak için kalkan yapmak, hem isimsiz kahramanlara haksızlık hem de aynı hataların yeni nesillere devretmesinden başka işe yaramıyor. Kaldı ki, bugün İHH’yı övenlerin Mavi Marmara davasında hükümetle karşı karşıya geldiklerinde kuruma neler söylediklerini, çalışmalarını baltalamak için ellerinden geleni ardına koymadıklarını da unutmadık. Aynı eforun şimdi Ahbap’a yöneldiğine tanıklık ediyoruz. Sivil toplum kurumlarını güçlü kılan iktidar nimetleri ve tek ibreleri güç olanlar değil; sivillikleri, şeffaflıkları ve liyakate önem verilmesi. Yerel hakimiyet, işbirliği, liyakat, denetim ve şeffaflık uygulandığında başarı, olmadığında ise felaket getiriyor, bu kadar net!

Madalyonun öte tarafında ise, İHH ekiplerinin kurtarma anındaki coşkuya ekledikleri tekbirlere duyulan tepki var. Kurtarma anındaki sessizliğin enkazdan çıkarılanların sağlığı için önemli olduğu bilindiği halde bu konuda pek iyi bir pratiğimiz olduğu söylenemez. Alkışlar, insanların yüzüne tutulan cep telefonları, canlı yayınlar. Ama buradaki tepki, tabii sessizlikten öte tekbirlerden duyulan rahatsızlık, yani tipik bir ideolojik kutuplaşma örneği. Günlerdir büyük özveriyle enkaz başında olan ekiplere haksız yorumlar, paylaşımlar yapıldı, yapılıyor.

Diğer bir konu da sahada olmama suçlaması. Depremin ilk gününden beri her görüşten, yaşam tarzından insan büyük bir dayanışma gösteriyor sahada. Sadece deprem bölgesinde değil tüm illerdeki afet yardım merkezlerinde de durum aynı. Sosyal medyada ise herkes ideolojik olarak uzak gördüğünü sahada olmamakla suçluyor… Anadolu Ajansı da bu konuya sadece muhafazakâr kuruluşlara yer verdiği ‘sahada tek yürek’ haberiyle katkıda bulunmaktan imtina etmedi. Tepkiler üzerine de kerhen Ahbap ve AKUT’u ekledi. Sivil toplum uzmanı Sunay Demircan’ın, “Türkiye’nin şu anda iki farklı depremi birlikte yaşadığını düşünüyorum. Biri, yer kabuğunun hareketlerine bağlı olan doğal afet; diğeri ise toplumsal gerilimlere bağlı, derin kırılmalarla yaşanan sivil afet” olarak betimlediği bir durumdayız yine… Bu yetmiyormuş gibi bir yandan mülteci düşmanlığıyla yarılmayı, toplumsal gerilimi artırma çabası, yağma görüntüleri üzerinden işkencenin normalleştirilmesi gibi etik krizler tetikleniyor. Aynı hataların, ihmallerin tekrar tekrar yapılmaması, aynı çaresizliğin, acının yeni nesillere devredilmemesi için bu kez hafızasızlık ve kutuplaşmanın geride kaldığını göstermek zorundayız. Z kuşağı diye ötelediğimiz gençlerin gösterdiği çoğul ve güçlü dayanışmadan öğreneceğimiz çok şey var.

 

Kaynak: Farklı Bakış