Tarih: 21.10.2022 11:51

AYM, sansüre geçit vermez

Facebook Twitter Linked-in

“Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, TBMM Genel Kurulu’ndan geçti, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından imzalandı ve Resmî Gazete’de yayınlandı. İktidarın “Dezenformasyon Yasası”, muhalefetin ise “Sansür Yasası” olarak adlandırdığı bu kanunu, CHP Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. Mahkemeden öncelikle üzerinde çok büyük tartışmalar olan kanunun 29. maddesinin yürürlüğünün durdurulmasını talep eden CHP, kanunun bütünü hakkındaki başvurusunu da önümüzdeki günlerde yapacağını belirtti.

Yani, top artık AYM’nin sahasında. AYM’nin vereceği karar, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğün akıbetini belirleyecek. Peki, Mahkeme’nin kararı ne olabilir?

Aslında, bu kanunun Anayasaya, AİHM ve AYM içtihatlarına aykırı düzenlemeler içerdiği, daha kanun Meclis’te görüşülürken, 15 Haziran 2022’de Yargıtay Sekizinci Dairesi’nin üyesi Dr. İhsan Baştürk tarafından çok açık bir dille ortaya konulmuştu. Sekizinci Daire, bu kanunun tatbikinden kaynaklanacak davaların temyiz incelemesinin yapılacağı mahkeme; dolayısıyla Baştürk’ün kayda geçirdiği çekincelerin büyük bir ehemmiyeti var.

Baştürk özetle, kanun metninde yer alan “kamu düzeni”, “ülkenin içi ve dış güvenliği”, “kamu barışını bozma”, “ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığıyla ilgili bilgi”, “alenen yayma”, “gerçeğe aykırı bilgi”  vb. kavramların içeriğinin belirlenmesinin tatbikatta çok büyük sorunlara yol açacağının altını çiziyor.

Bir bilginin kamu barışını bozmaya “elverişli” bir biçimde yayılmasının nasıl tespit edileceğinin belirsiz olduğunu vurguluyor. İnsan öldürme ve terör amacıyla insan öldürme gibi sınırlı suçlarda kullanılan “saik”in, bu kanunda bir suç unsuru olarak kabul edilmesindeki (“halk arasında korku ve endişe yaratma saiki”) garabete işaret ediyor. Ceza olarak sadece “hapis” cezasının öngörülmesinin de suç skalasında bir dengesizliğe neden olacağını belirtiyor.  

“Hukuki belirlilik”

Hülasa bu kanun, hukuki güvenlik ve hukuki güvenlik belirlilik ilkleri ile bağdaşmıyor. AYM ise kararlarında istikrarlı bir şekilde bu ilke üzerinde duruyor ve bir kuralın geçeli olmasını onun belirli olmasına bağlıyor. Belirlilik ilkesini de AYM bir kuralın keyfiliğe yol açmayacak bir içerikte olması” olarak tanımlıyor.

“Temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin kanuni düzenlemenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olması gerekir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir.”

Görüldüğü gibi AYM bir kanundan “açık”, “net”, “anlaşılır”, “uygulanabilir” olmasını ve “kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu güvenceler içermesini” beklemektedir. Oysa müphem, muğlak ve hududu belirsiz kavramlarla kaleme alınan bahse konu kanun, sayılan bu özelliklerin hiçbirine sahip değildir. Ne açıktır, ne nettir, ne anlaşılırdır, ne uygulanabilirdir ve ne de bireyleri koruyucu güvenceler ihtiva etmektedir.

Seçimleri zehirlemek

Bu itibarla, yerleşik içtihatları dikkate alındığında, AYM’nin bu kanuna geçit vermemesi beklenir. Şahsen AYM’nin Anayasaya, hukukun genel ilkelerine, AİHM ve kendi içtihatlarına açıkça aykırılık teşkil eden bu yasaya geçit vermeyeceğini düşünüyorum. Aksi bir hal, AYM’nin kendi birikimine sırt çevirmesi anlamına gelir.

AYM’nin bu kanunu ne zaman gündemine alacağı da son derece önemlidir. Zira çok da uzun olmayan bir süre sonra Türkiye’de sandık meydana konulacak. İktidarın seçime gidilirken ortamı dikensiz gül bahçesine çevirmek istediği sır değil; bu kanunu da her türlü muhalif sesi kısıtlamak ve bastırmak için çıkardığı da şüphe götürmez. AYM’nin bu kanunun görüşülmesini seçim sonrasına ertelemesi, telafisi güç zararlara sebebiyet verebilir.  Binaenaleyh AYM bu hassas durumu göz önünde bulundurmalıdır. Seçim, ülkedeki herkesin hayatına doğrudan tesir edecektir. Her kurum bu seçimin özgür ve adil bir ortamda gerçekleşmesi için azami gayret sarf etmelidir. AYM de bu bağlamda hayati bir vazife ile yüz yüzedir. Seçimlerin zehirlenmemesi için AYM, bu kanunu mümkün mertebe çabuk gündemine almalı ve bir karara bağlamalıdır.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —