Tarih: 04.09.2020 15:06

Avrupa Birliği’nin Batı Balkan politikası

Facebook Twitter Linked-in

Eski Yugoslavya 1991 yılında dağılmaya başlamasıyla hızlı bir iç savaş sürecine girdi. Bilhassa kendisini eski Yugoslavya’nın doğal mirasçısı gören Sırbistan, bağımsızlığı askeri çözümde görerek eski Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan eden diğer ülkelere saldırdı. Slovenya ve Hırvatistan’ın Sırbistan’ın gazabından kurtarılıp Avrupa Birliği’nin (AB), daha doğrusu Almanya’nın koruma şemsiyesi altına alınması ve sonradan bu ülkelerin AB tam üyeliğine alınması, bu süreçte önemli siyasi olaylardan biri olarak öne çıkıyor. Geride kalan ülkeler arasında başlayan savaşlar ve çekişmeler, bölgedeki sorunların derinleşmesine yol açtı; halihazırda çatışmalar sona ermiş görünse de, bu durum geçmişten gelen sorunların etkisiyle bölgeyi barut fıçısı haline getirdi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel tarafından, AB üyesi olmayan, eski Yugoslavya’dan doğan Bosna-Hersek, Kuzey Makedonya, KosovaKaradağ ve Sırbistan’ın yanı sıra Arnavutluk’un da dahil olduğu Batı Balkan ülkeleri için 2014 yılında başlatılan “Berlin süreci”, bölge ülkelerinin aralarındaki sorunları çözmeye yönelik önemli bir adımdı. Berlin sürecinin başlamasıyla Almanya öncülüğünde AB bölgeye doğrudan müdahil olmaya başlamış, Berlin süreci ile AB üyesi olmayan Batı Balkan ülkelerine kabul edilebilir süreler içinde AB’ye tam üyelik perspektifi sunulması amaçlanmıştı.

- Berlin süreci

Almanya’nın başkenti Berlin’de 2014 yılında gerçekleştirilen ilk Batı Balkan konferansıyla, öncelikle bölgedeki siyasi ve etnik sorunları çözmeye yönelik adımlar atılması amaçlandı. İkili (bilateral) ve çok taraflı (multilateral) ilişkilerle, Batı Balkan coğrafyasındaki ülkeler arasında kalıcı bir barış ortamının oluşturulması hedefleniyordu. Bölgesel ekonomik işbirliği ve kalıcı bir iktisadi kalkınma, Berlin sürecinin orta ve uzun vadedeki umulan sonuçlarıydı. Bölge ülkelerinde gençler arasında epey yüksek olan işsizlikle mücadelede akademik ve mesleki bakımdan eğitim önemli bir rol oynadığından, gençlere Almanya tarafından yardım sözü verilmişti.

AB üyesi olmayan Batı Balkan ülkelerindeki zayıf ve çoğulcu olmayan iktidar yapıları, muhalefetin güçlendirilmesi ve işleyen bir sivil demokrasi ve sivil toplum yapısı, orta vadede AB üyeliği, Batı Balkan ülkelerine yol haritası olarak Berlin süreci tarafından zorlama bir süreç olarak önerilmişti.

Berlin süreci ile AB açısından asıl olarak hedeflenen ise Avrupa ve güneydoğu Avrupa gaz koridoru için, Batı Balkan ülkelerinin enerji güvenliği açısından oynadığı büyük rolün kaybedilmemesiydi. Bu açıdan, 2014 yılındaki Balkan Zirvesi’ne katılan ülkelerin hemfikir oldukları en önemli sonuç, Batı Balkan ülkelerinin Avrupa enerji arz güvenliğinde önemli bir köşe taşını oluşturmaları oldu. Bu nedenle Batı Balkan ülkelerinin her bakımdan Avrupa enerji sistemine entegrasyonu Berlin sürecinin önemli hedeflerinden biriydi.

Batı Balkan ülkeleri ve AB arasındaki üyelik görüşmeleri ilişkilerin merkezinde bulunuyor. Sırbistan ve Karadağ ile başlayan tam üyelik görüşmeleri 2020 yılında Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’un tam üyelik için birliğe başvurmaları ve nihayetinde Bosna-Hersek ve Kosova’nın AB’ye 2016 yılında tam üyelik başvurusunda bulunmalarına rağmen bu konuda hâlâ karar verilmemiş olması, Berlin sürecinin ana hedeflerinden biri olan Batı Balkan ülkelerinin AB’ye üyeliği hedefinin, buradaki altı ülke için farklı hızlarda ilerlemesine sebep oluyor.

Ticaret açısından baktığımızda, tamamen AB’ye bağımlı olan Batı Balkan ülkelerinin toplam ticaret hacimlerinin yaklaşık yüzde 75’ini AB üyesi ülkelerle yapılan ticaret teşkil ediyor ve bunun büyük çoğunluğu da Almanya ve İtalya ile gerçekleşiyor. Bu ülkelerin AB ile aralarındaki ticarette 100 milyar avrodan fazla ticaret açığı bulunuyor. Balkan ülkelerinin günümüzdeki en önemli sorunlarından biri yüksek işsizlik oranlarıyla boğuşuyor olmaları. Berlin süreciyle hedeflenen yatırımların ve verilen yardım sözlerinin tam olarak gerçekleşmemesi, genç ve çalışabilir nüfusun hızlı ve yoğun bir şekilde AB üyesi ülkelere göçmen olarak gitmesine yol açıyor.

- Berlin sürecinin çıkmazı

2004 yılındaki doğu genişlemesi, devamında 2007 yılındaki Romanya ve Bulgaristan ve nihayetinde 2013 yılındaki Hırvatistan genişlemesinin akabinde, yeni üye kabulüne ilişkin niyet ve kapasitelerin zayıflaması sebebiyle, AB’nin genişlemesi tam anlamıyla durdu. Sırbistan ve Karadağ ile başlayan görüşmeler devam ediyor gibi görünse de, AB’nin gücüne ekonomik ve siyasi olarak katkı yapmayacak, uyum sağlamayacak ülkelerin üye olarak kabulüne yönelik isteksizlik arttı. Balkan ülkelerindeki ekonomik durağanlık ve yüksek bütçe açıklarının, bu ülkelerin AB’ye üye olmaları halinde bir hazımsızlığa yol açacağı endişesi sadece üye ülkelerde değil, AB organlarında da hâkim. Bu anlamıyla Berlin süreci Batı Balkan ülkeleri için bir perspektif sunmaktan uzaklaşmış durumda.

AB içindeki bu isteksizlik, yoğun bir şekilde olmasa da, Mayıs 2020’de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisi sebebiyle internet üzerinden gerçekleşen son Batı Balkan Konferansı’na da yansıdı. Mayıs 2020’de AB Dönem Başkanı olan Hırvatistan’ın başkanlığı ve ev sahipliğinde, Batı Balkan ülkeleri ve 27 AB üyesi ülkenin katılımıyla Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de online olarak toplanan zirvede, Batı Balkan ülkelerine AB üyeliği için bir perspektif sunmak yerine yine sadece vaatlerde bulunuldu. Batı Balkan ülkeleri için zirveden çıkan tek olumlu netice, altı ülke için 3,3 milyar avroluk Kovid-19 yardım sözü oldu.

AB’nin isteksizliğinin altında yatan bir diğer sebep ise eski Yugoslavya’yı oluşturan bu altı ülke arasında ve içinde, etnik ve siyasi sebebe dayalı çekişmelerin devam ediyor olması. Kosova ile Sırbistan arasındaki sınır bölgelerine ilişkin tartışmaların yanı sıra, halen Sırbistan’ın Kosova’yı devlet olarak tanımaması, en azından Sırbistan’ın AB tam üyeliği önünde bir engel olarak görünmekle birlikte, diğer yandan kimse Sırbistan’ı Kosova’yı tanımaya da zorlamamakta. Brüksel’in Sırbistan’ı bu açıdan zorlamamasının ardında, AB üyesi olan İspanya, Romanya, Slovakya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan’ın da Kosova’yı tanımaması yatıyor. Aynı şekilde Bosna Hersek’te halen etnik ayrıma dayalı siyasi sistemin devam ediyor olması, Batı Balkan ülkeleriyle AB arasındaki görüşmeleri de doğrudan etkiliyor. Ayrıca kimi AB uzmanlarına göre, Batı Balkan ülkelerindeki gelişmeler, bu ülkelerdeki yönetimleri “hukuk devleti” prensiplerinden uzaklaştırıyor. Bu durum, bu ülkelerin AB üyesi olmalarının önündeki en büyük engellerden biri olarak, AB üyelik perspektiflerini uzak bir geleceğe doğru yönlendirmekte.

Tam üyelik perspektifleri neredeyse askıya alınan Balkan ülkelerinin Kovid-19 pandemi sürecinde salgınla mücadelenin başlarında yalnız kalması da dikkatlerden kaçmadı. Salgınla mücadelede en hayati yardımların Türkiye ve Çin’den gönderildiği Sırbistan’da ve Türkiye’nin yardım ettiği diğer Batı Balkan ülkelerinde, bu yapılan yardımlar şükranla kabul edildi.

- Batı Balkanların önemi artıyor

Almanya ve Rusya arasındaki Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hattının ABD tarafından uygulanan kararlı yaptırımlarla işletmeye alınmasının engellenmesi, aynı şekilde alternatif olarak inşa edilen ve Bulgaristan ve Batı Balkanlar üzerinden doğal gazı Avrupa’ya taşıma planlarının da aynı Kuzey Akım-2 gibi ABD yaptırımlarına takılması, AB’ye yönelik enerji arz güvenliğini tehlikeye düşürdü. Türk Akımı üzerinde halen siyasi görüşmeler devam ediyor; Türkiye sınırlarını aşan kısmı için Bulgaristan ve Batı Balkanlar güzergahı üzerinde anlaşmaya varılmaya çalışılıyor. Aynı şekilde, Yunanistan sınırına kadar yapımı tamamlanan ve Azerbaycan gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı’nın (TANAP) devamı olan ve Yunanistan-Arnavutluk güzergâhında Trans Adriyatik Doğalgaz Boru Hattı’na (TAP) bağlanarak İtalya üzerinden Avrupa’ya doğal gaz taşıyacak olan alternatifler, Kuzey Akım-2’nin alternatifi olarak bir anda önem kazandı.

Aynı şekilde, dünyadaki diğer gelişmeler, ABD, Rusya ve Çin arasındaki güç çekişmelerinin Batı Balkanlara kadar taşınması, AB açısından jeostratejik önemi olan bu bölge üzerinde tartışmaları da yoğunlaştırdı. ABD’nin askeri-siyasi sınırlarını Avrupa’da Baltık denizinden Türkiye’nin Bulgaristan sınırına kadar olan kısmında Rusya’nın coğrafi sınırlarına kadar dayaması, öncesinde Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan gerginlikler ve son zamanlarda Beyaz Rusya’da yaşanan iç karışıklıkların, Avrupa enerji arz güvenliği açısından transit ülke olarak hayli büyük öneme sahip bu iki ülkenin, her zaman devre dışı kalması ihtimalini beraberinde getiriyor. Bu ihtimal, Avrupa enerji arzı güvenliği açısından Türkiye ve Batı Balkanların jeostratejik önemini artırıyor.

Yakın zamana kadar, Batı Balkanların AB’ye tam üyeliği konusunda, AB tarafının isteksizliğine bağlı olarak yaşananlar, yukarıda sayılan gelişmelerle birlikte yeni bir sürece girmiş görünüyor. AB tarafından Batı Balkanlar için yeni alternatifler üretilmekte; bunlardan bazıları ise sesli olarak dillendirilmekte. Bu alternatiflerin hayata geçirilmesi ya da uygulanabilirliği, yukarıda ifade edilen AB ile Rusya ya da Çin arasındaki ilişkilerdeki siyasi gelişmelere bağlı.

Devamı >>>




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —