Tarih: 26.09.2019 10:11

ARAP BAHARI BOP'UN PARÇASI MI?

Facebook Twitter Linked-in

Ülkemizde iç ve dış gelişmeleri değerlendirmede belki de en çok rastlanan düşünce hastalığı komplo teorileriyle “büyük resmi görme” alışkanlığıdır.

Gerek Kemalist camiada Soner Yalçın, Yalçın Küçük vb. isimlerle gerekse de muhafazakar camiada Harun Yahya mahlaslı Adnan Oktar’dan tutun da pek çok isme kadar komplo teorileri genel kabul görmüş hakikatler muamelesi görür.

Gizli Dünya Devleti, illimünati vs... Bir de buna Marksistlerin antiemperyalizm retoriği kisvesinde kendi şablonları dışında karşılaştıkları tüm gelişmeleri “emperyalizmin oyunu” olarak tanımlamaları ülkemizdeki komploculuğun derin köklerini gösteriyor.  

Komplo teorileri Dünyada olup bitenleri anlamamızda bize karmaşık açıklamalar sunmaları sebebiyle inanılması için ayartıcı bir etkiye sahiptirler.

Başka bir deyişle komplo teorileri;

Kamuoyu tarafından belli bir şekilde algılanmış herhangi bir olay hakkında geliştirilmiş, kamuoyundan saklandığı iddia edilen bilgilerle, gizli bilgilere veya olayın arkasındaki görünmeyen güçlerle ilişkilendirilen alternatif açıklamalara verilen addır.


Komplo teorilerini test etmekte kullanabileceğimiz bir diğer yöntem de, felsefede kullanılan Occam’ın Usturası kuralıdır.

Bu kural, daha sağlam bir açıklama getirmediği sürece karmaşık açıklamalar yerine basit açıklamalara güvenilmesi gerektiğini söyler. 1 

Bir başka deyişle, bir olayın nedenini ararken, önce en az sayıda aşama, karar ya da neden-sonuç ilişkisi içeren açıklamalardan başlamalı, eğer bu açıklama tatmin edici değilse, biraz daha karmaşık diğer açıklamaya geçmeliyiz.

Mesela gözlüğüm masanın üstünde umduğum yerde değilse, hemen komşumun Rus ajanı olduğunu ve gözlüğümü, içine sakladığı mikrofilmlerle beraber çalıp, çok sessiz bir helikopterle kaçtığını iddia etmem!
 

Occam’ın Usturası.jpg

Occam’ın Usturası / Fotoğraf: matematiksel.org


Occam’ın Usturası kuralına göre basit nedenlerden başlarım, önce çantama bakarım, eğer orda yoksa eşim başka bir yere mi koymuş, onu araştırırım ve bu şekilde en az sayıda kişi veya karar gerektirecek açıklamadan daha karmaşık açıklamalara doğru ilerlerim.

Ancak gerçek olmayan bir çok komplo teorisi, iddialarını açıklarken, birbirinden bağımsız bir çok olayın aslında karmaşık bir şekilde birbiriyle bağlantılı olduğunu ispatlamaya çalışır, çok daha basit ve olası açıklamalara değer vermez.

Öte yandan komplo teorileri bu karmaşık açıklamaları nihayetinde çok basit bir genel teoriye indirgeme eğilimindedirler.

“Bütün medeniyetlerin temelinde uzaylılar var” ya da “Dünyayı Bilderberg Grubu yönetiyor” gibi.

Her ne kadar insanların aldıkları çoğu kararın ardında basit sebepler olsa da, bu kararların çokluğu olayları ve hayatı karmaşıklaştırır. Ortaya atılan temel önerme ne kadar çok olayı aynı komplo teorisi altında genelliyor ise doğruluk ihtimali de o kadar azalacaktır.

Son olarak, teorinin dayandığı delillerin güvenilirliklerini sorgulamak, bize o teori hakkında iyi bir fikir verecektir.

Eğer bu delillerin hangi bulgulara dayandığını sorduğumuzda “bunu herkes biliyor“, “bir yerde okumuştum” ya da “başka bi sebebi olamaz ki” gibi muğlak, öznel veya kaçamak yanıtlar alıyorsak o teorinin pek güvenilir olmadığı açığa çıkacaktır. 2

Makalemizin özel konusu olan Arap Baharı’nın aslında Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin bir parçası olduğu, halk hareketlerinin ABD tarafından önceden kurgulandığına yönelik komplo teorisini irdeleyeceğiz.

Bu iddia Türkiye kamuoyunda o kadar çok tekrarlanmıştır ki sanki mutlak bir hakikatmiş gibi galat-ı meşhur biçimde gerek siyaset dünyasında gerekse de basında genel bir kabule dönüşmüştür.

Bu kabul de Ortadoğu coğrafyasında yaşanan gelişmelerin sağlıklı, dengeli biçimde analiz edilmesini engellemekte, saha ile empatiyi imkansızlaştırmaktadır.

Ülkemizde genellikle Avrasyacı, Ulusalcı çevrelerde revaç bulan bu şehir efsanesinin bir hakikatmiş gibi argüman olarak kullanılıyor olması üzüntü vericidir.

Aslında bu teorinin gerçekçi olup olmadığını BOP’un ne olduğunu anladıkça daha iyi anlarız. 

“Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek bir Gelecek ve İlerleme için Ortaklık (Partnership for Progress and a Common Future with the Region of the Broader Middle East and North Africa)” 3 projesidir.

Basında genellikle “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” olarak adlandırılan bu proje, ABD başkanlık seçimi sürecinde -ABD yöneticileri iç politikaya yoğunlaştıklarından- geçici olarak gündemden düşmüşse de, George W. Bush’un ikinci kez başkan seçilmesi ile birlikte yeniden gündemi işgal etmeye başlamıştır. 

Üzerinde çokça fırtınalar kopartılan BOP'un ana metni nedense hiç dikkate alınmamakta.

11 Eylül saldırıları sonrası Washington'un kendince "terörün kaynağını kurutmak" için ürettiği BOP’un stratejisini ise RAND Raporu oluşturmuştu. Projenin kapsamı da Ortadoğu’daki diktatör rejimler değil aksine o rejimlerin de baskıladığı İslamcı hareketlerdir.

BOP’un kapsamında bölge ülkelerindeki radikal İslamcı hareketlerin etkisizleştirilmesi buna karşın Laik ve liberal Batı yanlısı sivil toplumun güçlendirilmesi ön görülmekteydi. BOP’un rejim değişikliği ya da devrim dalgası gibi bir hedefi yoktur.
 

Graham Fuller - aa.jpg

Eski CIA şefi Graham Fuller / Fotoğraf: AA


Yine BOP’un mimarlarından Graham Fuller’ın tezlerini hatırlayalım. Fuller tezlerini, Fethullah Gülen hareketi, modernist ve sufi a-politik pasifist dini hareketleri ve seküler laik elitleri öne çıkartmakta bu çerçevede Ortadoğu halklarının kültürel olarak dönüştürülmesi üzerine inşa edilmiştir.

Haziran 2004 G-8 Zirvesinde Türkiye, BOP girişimi çerçevesinde kararlaştırılan mekanizmalardan biri olan 'Demokrasi Yardım Diyalogu (DYD)'nun eşbaşkanlığını İtalya ve Yemen’le birlikte üstlenmişti.

Söz konusu mekanizma, "demokratikleşme" çabalarına destek vermek amacıyla hükümet temsilcileri ile STK'ları bir araya getirerek deneyim paylaşımı dahil olmak üzere işbirliği ortamı sağlamayı amaçlıyordu.

DYD’nin ilk resmi etkinliği, 25 Kasım tarihinde Roma’da 3 ülke (Türkiye, İtalya, Fas) Dışişleri Bakanı'nı bir araya getiren toplantı oldu. Bu toplantıda varılan mutabakat çerçevesinde, 10-11 Aralık 2004 tarihleri arasında Fas’ta 'Gelecek İçin Forum' adıyla bir toplantı daha yapıldı.

Başkent Rabat'ta düzenlenen zirveye, G-8 topluluğu ile 20'den fazla Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkesinin maliye ve dışişleri bakanının yanı sıra; Arap BirliğiAvrupa Birliği ve birçok STK temsilcisi de katılmıştı. 

Zirveye eşbaşkan olarak katılan ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell da; değişimin dışarıdan empoze edilmeyeceğini, bunun sosyal ve ekonomik alanda ilerlemeyle ülkelerin kendi içinden başlayacağını söyledi.
 

Colin Powell aa.jpg

George W. Bush döneminde 2001-2005 yılları arasında dışişleri bakanlığı yapan Colin Powell / Fotoğraf: AA


Siyasi ve ekonomik reformların, gelişmiş ülkelerle el ele gerçekleştirmeleri gerektiğini söyleyen Powell, bölge ülkelerinde reform yapılmasının talep edilmesini de cesaret verici olarak nitelemişti.

KOBİ'ler için yaklaşık 100 milyon dolarlık fon kurulmasının temelleri atılan zirvede, yatırımların teşvik edilmesi, eğitim ve okuma kampanyalarının desteklenmesini içeren bir reform sürecini öngörüyordu.

BOP’un temel stratejisi söz konusu ülkelerde rejim değişikliği ya da devrim değil Türkiye’deki çok partili hayata geçiş süreci gibi rejimlerin üst yapı olarak korunduğu yumuşak geçişlerdir.

Böylelikle ABD kontrolü dışında gelişecek Marksist ya da İslamcı radikalizm ve devrim hareketleri engellenmiş rejimlerle kurulmuş işbirliği ilişkileri de korunmuş olacaktı.

Peki, ne oldu?

Evdeki hesap çarşıya uymadı. Ortadoğu'daki sosyolojik gerçeklik masa başında kurgulanan yumuşak geçişleri kaldırmadı.

İşte tam da burada mantıki olarak Occam’ın Usturası kuralına göre basit nedenlerden izaha başlamamız gerekir.

Arap Baharı'nın ortaya çıkış ve sonuçları itibariyle BOP ile mukayese edelim.

BOP’a göre, Körfez Krallıkları demokratikleştirilecekti ancak Arap Baharı Bahreyn dışında Körfez bölgesinde herhangi bir isyan yaşanmadı.

Bahreyn isyanı da ABD’nin sıkı müttefiki rejime karşı gerçekleşmişti…

BOP, ABD/AB işbirlikçisi Tunus, Cezayir, Yemen, Mısır gibi laik despot rejimleri devirmeyi değil aksine tahkim etmeyi ancak demokratik geçişle ömrünü uzatmayı hedefliyordu. Böylece radikalizm geriletilecekti.

Oysa adını verdiğimiz ülkelerde devrim hareketleri BOP ile tezat biçimde rejimlerin devrilmesini hedeflediler. 
 

bop haritası.jpg

BOP haritası olarak servis edilen haritalardan biri / Fotoğraf: Twitter


BOP baskısıyla Libya ve Suriye rejimleri 2004-2005 yıllarında zaten emperyalist baskılara boyun eğmiş, işbirliğini kabul etmişlerdi.

Kaddafi bir diktatör olarak değil ideal bir partner olarak Avrupa'da dolaşıyor, Esed ise laik çağdaş aile modeliyle Suriye'nin aydınlık yüzü olarak takdim ediliyordu.

ABD’nin ve AB’nin gerek Bin Ali ve Mübarek ya da Kaddafi ve Esed rejimini değiştirmek gibi reel bir hedefi hiç olmadı. 

BOP, İslamcı radikalizmi gerileterek mevcut rejimler, liberal demokrasi ile güçlendirecekti, ancak Arap Baharı ile tersi oldu.

TunusMısır ve Yemen gibi Batı yanlısı rejimler darbe alırken radikal hareketler daha da güçlendi. 

Rice 22 ülkenin sınırları değişecek dedi mi?

Peki, ulusalcı kompo teorisyenlerinin iddia ettiği gibi Bush döneminin Ulusal Güvenlik Danışmanı Condileeza Rice’a atfen dile getirilen Ortadoğu’da sınırların yeniden çizileceğini söylemiş miydi?

İlhan Uzgel’in de işaret ettiği gibi Condoleezza Rice "22 ülkenin sınırları değişecek" ‘demedi’ diyemezdi de.

Çünkü o pozisyonda bir ABD yetkilisinin doğrudan kendi müttefiklerini hedef alacak böylesine bir açıklama yapmasının anlamı yoktu.
 

Condoleezza Rice reuters.jpg

Condoleezza Rice / Fotoğraf: Reuters


Rice, 7 Ağustos 2003’ta Washington Post gazetesinde “Transforming the Middle East” (Ortadoğu’yu Dönüştürmek) başlıklı bir makale yayınladı.

İnternetten hala kolayca ulaşılabilecek bu yazının hiçbir yerinde Rice sınırlardan, haritadan vs. söz etmez.

22 ülke demesinin sebebi de zaten Arap Birliği Örgütü üyelerini işaret etmesiydi. Dönüşümden kastı ise bu ülkelerde reform talebi ve daha fazla demokratikleşmeydi.

Ama bu kadar kolay ulaşılabilir bir metne bakmak yerine, yıllar boyunca, kestirmeden ABD’nin Türkiye dahil 22 ülkeyi böleceğinin kanıtı olarak gösterildi bu yazı.

Oysa, bu 22 ülkenin çoğu zaten ABD müttefiki ve bunlar arasında Cezayir, Tunus, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkeler de var.

ABD’nin İran’a dokunmadan bu ülkeleri bölmek istemesinin hiçbir faydası olmayacağı gibi, bu kadar kapsamlı ölçekte bir harita çizme gücü de hiçbir zaman olmadı.

Rice şöyle yazıyordu:

Arap aydınları, Arap hükümetlerinden özgürlük açığını ele almalarını istedi.

Bölgesel liderler, iç reformu, daha fazla siyasi katılımı, ekonomik açıklığı ve serbest ticareti savunan yeni bir Arap sözleşmesinden bahsetti.

Fas'tan Basra Körfezi'ne kadar uluslar politik ve ekonomik açıklığa doğru gerçek adımlar atıyorlar.

Birleşik Devletler bu adımları desteklemektedir ve bölgedeki dostlarımız ve müttefikleri ile daha fazlası için çalışacağız. 5


Rice'ın altını çizdiği husus ülkeleri bölmek, sınır değiştirmek değil açıkça zaten müttefik olduğu rejimlerle beraber çalışmaktı.

BOP’un amaçlarından biri de İsrail’i güvenli kılmaktı.

Arap Baharı ile ortaya çıkan yeni demokratik Tunus ve Mısır hükümetleri ise İsrail karşıtı tutum sergilediler.

On yıllardır Golan sorununu de facto olarak donduran Esed rejimi, zayıflamış bölgeye İsrail karşıtı radikal Sünni İslamcı hareketler gelmiş; onlarla çatışan İsrail karşıtı radikal Şii İslamcı hareket Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları da İsrail’in çevresinde kaotik bir ortam yaratmıştı. 

BOP Cumhuriyetçi Neo-Con kadroların 11 Eylül sonrası stratejisi iken Arap Baharı olarak tanımlanan halk hareketleri ve isyanları silsilesi Demokratların iktidarda olduğu dönemde ortaya çıktı. 

Arap isyanları, özelde ABD genelde ise Batı çıkarlarına aykırı bir tablo ortaya çıkarttığı için Batı ile uyumlu siyasal stratejiler yürüten Suudi Arabistan ve BAE, ABD ve İsrail ile koordineli olarak bir karşı-devrim süreci başlattılar.

Mısır’da seçilmiş hükümetin acemiliğinden de faydalanarak Türkiye’deki 28 Şubat sürecine benzer bir baskı üretmeye çalıştılar ve sonunda askeri darbe ile Mısır’daki Bahar’a son verdiler.

Ardından Libya’da 2014’te ABD destekli bir darbe girişimi ve iç savaş başlatıldı. Suriye ve Yemen’de ise Rusya-İran nüfuzuyla karşılaşılması cabası.

Dolayısıyla BOP’un içeriği ve hedefleriyle Arap isyanlarının içeriği ve sonuçları arasında bariz bir çelişki bulunmaktadır.

Elbette egemen devletler yaşanan sosyal gelişmeler karşısında elleri kolları bağlı oturmazlar. Olası toplumsal patlamaları ön gördüklerinden onları yönlendirmek ve ön alarak kendi çıkarlarına uyumlu bir kalıba sokmak için çalışırlar.

BOP da bu sosyal patlama ihtimallerini bir tehdit olarak önceden analiz etmiş ve işbirlikçi rejimleri revize ederek ömürlerini uzatmayı hedeflemişti.

Fas ve Türkiye’nin BOP için model ülkeler seçilmesi bu yüzden önemlidir. Her iki ülke de rejimlerin korunduğu ama neo-liberal dünya sistemine entegre olabilen tecrübelerdi.

ABD ve AB'nin "Arap Baharı"na yönelik siyasetleri de isyanların önceden kurgulanmış olup BOP'un bir parçası olduğu iddiasını boşa çıkartıyor.

Batılı devletlerin genel tavrının önce mevcut partner diktatörün konumunu kollayan ve halk hareketlerine sükunet tavsiye eden açıklamalarla başlayıp hareketlerin isyan ya da devrim sürecine dönüşmesiyle beraber güç dengesinin hangi taraftan yana değişeceğini izleyen bekle-gör politikasına geçmişlerdir.

Gerek Tunus gerekse de Libya ve Mısır'da bunu gördük.

BOP kapsamında demokratik dönüşüm öngörülen Körfez ülkelerinde ise, ABD sapasağlam biçimde rejimleri desteklemeye devam etmektedir.

Şayet rüzgar muhaliflerden yana eserse de muhalifler arasında partner görülen liberal figür ve hareketlerin etkin olmasına çalışılmış böylelikle yeni dönemin de Batı yanlısı şekillenmesi hedeflenmiştir.

Ancak gelişmeler istenen gibi olmamış, Tunus'ta Nahda İsrail ile normalleşmeyi reddetmiş, Libya'daki devrimci milisler ABD Büyükelçisini öldürecek kadar dik başlı çıkmıştır.

Mısır'da Mursi hükümeti de Hamas ile ilişkilerini geliştirirken Suriyeli silahlı muhalif gruplar radikal İslamcı kimlikleriyle Esed'e tercih edilemez bir sonuç ortaya çıkarmışlardır.

Bu süreçte El Kaide gibi küresel terör organizasyonlarının etkinlik alanı daha artmıştır. Bu sebeple Arap isyanları hem El Kaide hem de İran rejimi tarafından bir fırsat olarak görülmüştür.

El Kaide ve IŞİD halk hareketlerini etkilemeye ve oluşan otorite boşluklarından faydalanmaya çalışırken Tahran rejimi de kendi ulusal-ideolojik çıkarları ekseninde halk hareketlerini "İslami Uyanış" olarak tanımlamıştır.

Tabi bu çıkarlarına ters düşen Suriye ve Yemen'de ise komplo teorisini kullanmaktan geri de durmamıştır. Dolayısıyla ortaya çıkan halk hareketlerinin sonuçlarını kendi lehine etkilemek, yönlendirmek isteyen sadece Batılı güçler değildir. 

BOP'un Trump güncellemesi, Suudi Arabistan'ı reformlara zorlamakta ancak rejimin insan hakları ihlallerini örtmeye de devam etmektedir.

BOP'u arayacaksak Prens Selman'ın Suudi "reform"larında arayabiliriz.

BOP’un temel amaçları arasında 11 Eylül sonrası gerçekleşen Irak ve Afganistan işgalleri sonrası istikrarsızlaşan enerji hatlarının güvence altına alınması da bulunuyordu. Ancak Arap isyanları ABD ile uzlaşmayı kabul eden Kaddafi sonrası Libya’da iç savaş yaşanmasına yol açtı.

Suriye iç savaşı da BOP’un hedeflerine aykırıydı. ABD şayet Suriye’yi ele geçirmek isteseydi aynen Irak ve Afganistan’da olduğu gibi işgal ederdi oysa bunu yapmadı zaten 2013’ten itibaren de Suriye Rus-İran bölgesine dönüştü.

Yani BOP’un tam aksine bölgede anti-demokratik cephe daha da derinleşti. Irak-Ürdün-Lübnan enerji hattı da güvensiz hale geldi. 

ABD'nin sanki yeryüzünün yegane Tanrısı imiş gibi herşeyi yönettiğine dair hastalıklı bir bilinçaltını da yansıtmaktadır.

Oysa toplumsal hareketlerin kendilerine özgü dinamiklerini gözardı etmekte, insanın tarihin öznesi olduğu gerçeğini yadsımaktadır. 

Tam da ABD karşıtlığı söylemini zehirleyen bu komplocu yaklaşımlardan kurtulabildiğimiz ölçüde gerçekçi stratejiler üretebilecek; ABD, İsrail, Rusya, Çin gibi emperyalist güçleri ne küçümseyecek ne de kötülük tanrıları olarak herşeyi kontrol edemediklerini fark etmiş olacağız. 

Hangisini alırsınız ABD’nin mi Rusya’nın mı BOP’unu?!

BOP’un başarısız olmasının temel sebeplerinin başında devirmeden dönüştürmeyi hedeflediği despot rejimlerin ABD’nin çıkarlarını bölgede koruma kartını Washington’a dayatarak bu değişim dayatmasına kulak asmamaları geliyor.

BOP bu sebeple otoriter ve despot Arap rejimlerine toslamış bu da söz konusu rejimlerin halk isyanlarına karşı güvensiz kalmasına yol açmıştı. Arap isyanları kontrol edilemez biçimde ortaya çıkmış ve Batı çıkarlarına aykırı biçimde kendi doğal değişimini doğurmuştu.

Bu süreç boyunca gerek ABD gerekse de AB ülkeleri başka taktiklerle isyanlardan en az zararla çıkmayı denemişlerdi.

Örneğin Libya isyanını manipüle etmek için hava müdahalesinde bulunan ABD istediğini elde edememiş Trablus’u kendisine bağımlı kılamadığından önce Hafter aracılığıyla darbeye ardından o da başarısız olunca iç savaş seçeneklerine baş vurmak zorunda kalmıştır.

Mısır’da ise darbeyi aktif olarak destekleyerek Arap Baharı'nın tam karşısında konumlanmıştır.

Son günlerde Mehmet Perinçek’in gündeme taşıdığı “Moskova'nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika Planı” (OKAP) da BOP benzeri başka emperyal projelerin halen bölge üzerinde tasarlandığını göstermekte.
 

okap harita.jpeg

Mehmet Perinçek’in Aydınlık gaztesinde yayımlanan “Moskova'nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika Planı” (OKAP)'na dair makalede servis edilen OKAP haritası


Rusya ve ABD’nin bölgeye dair tehdit algısında aynı söylemleri kullanmaları ise manidar.

Hem Rusya hem de ABD bölgedeki İslamcı hareketleri düşman olarak görürken bu düşmana karşı bölgede kendilerine müttefik olarak Sufizmi ve yerel despotları görmeleri emperyal projelerin hangi emperyalist olursa olsun aynı sonuçlara ulaştığını gösteriyor.

Her iki emperyalist patronun da İsrail’in korunması konusunda da aynı şeyi savunuyor olması da gerek BOP’un gerek OKAP’ın bölge halklarını demokratikleştirmek, özgürleştirmek, müreffeh kılmak gibi hedefleri olmadığını görmek zor değil.

BOP’un reformdan anladığı son dönemde Suudi Arabistan’da yaşanan tarzda yüzeysel ve magazinel makyaj değişimler.

OKAP’ın anladığı şey de aynı şekilde Şam’da yaşanan tarzda bir makyajdan ibaret...

Rus BOP’unun analizini başka bir çalışmaya bırakalım. 

Arap ülkelerinde dün ve bugün yaşanan gelişmeleri gizemli komplolara, bir yerden basılan düğmeyle sokaklarda harekete geçen ve ölümü göze alan (!) insanlarla açıklamak yerine sosyolojik dengelerin kanunların işlediğini görmek gerek.

Sokağın taleplerine empati yapmak, tarihsel bağlamı derinlemesine okumak, uluslararası ilişkilerin mantığını kavramak gerek. 

 

 

1 David Aaronovitch, The Role of the Conspiracy Theory in Shaping Modern History, s. 6
2 https://yalansavar.org/2012/08/14/komplo-teorileri-1-her-derde-deva/

3 http://www.g8.gc.ca/g8_progress-en.asp
https://sites.hks.harvard.edu/fs/pnorris/Acrobat/AlHayat%20Article.pdf
5 https://www.washingtonpost.com/archive/opinions/2003/08/07/transforming-the-middle-east/2a267aac-4136-45ad-972f-106ac91e5acd/

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —