Tarih: 15.02.2020 10:29

Ali Babacan’ın siyaset modeli “çoklu akıl”

Facebook Twitter Linked-in

Günümüzde, ülkelerin yönetimindeki siyasilere yapılan en önemli çağrılardan birisi de, “ortak akıl” tavsiyesidir.

“Ortak aklı” kullanan siyasilerin ve devlet adamlarının daha “isabetli” kararlar üretebileceği, kararlarını oluşturma sürecine daha çok aklın katılacağı ve alınacak kararlarının kalitesinin de yüksek olacağı düşünülür.

Ayrıca yönetim kalitesi açısından da iki şey amaçlanır bu çağrıyla: 

Ancak yönetimler, “ortak akılla yönetim” hedefine bir türlü ulaşamaz ve yönetimden beklenen etkinlik kısa süre kaybolmaya yüz tutar.

“Ortak Akıl ile yönetim” çok makul ve bilimsel bir tarz olmakla beraber, “hızlı ilerlemek” isteyen ve “bürokratik devleti” yenmek isteyen liderlerin, Özal gibi, Erdoğan gibi, “devleti şirket gibi idare edeceksin” sığlığında, birden ortadan kaybolur.

“Ortak aklın yönetime dahil edilmesinde” sürekli sıkıntılar çıkar ve de kurulan sistem çalışmaz.

Görebildiğim nedenler şöyle; 

Bir de kısaca, Türkiye’deki partilerin durumuna bakalım:

Reklam

Anlayacağınız, “devlet aygıtını yöneten ve yönetecek olan siyasi kadrolar”, henüz “ortak akıl oluşturabilme noktasından” oldukça uzaktalar. 

Ancak AK P’nin ilk on yılındaki başarısını da not etmek gerek. 2010 yılına kadar bu konuda AK P oldukça başarılı bir “yönetim modeli” sergiledi. “Ortak akla” neredeyse ulaşılacaktı. Her ne kadar Erdoğan baskın bir lider profili çizmiş olsa da “istişare” nadiren eksik edildi. Ancak güç zehirlenmesi, AK P’nin bu anlayışını giderek yok etti. 

Anlayacağınız bu konuda henüz başarılı bir örnek yok.

Elbette; toplumun geldiği sosyolojik seviye, dinin algılanış biçimindeki yanlışlıklar, gelenekler, eğitim ve “içselleştirilmemiş demokrasi anlayışı” gibi faktörler etkili olmaktadır. Ancak, “niyetin” “hedefe” ulaşamamasında yapısal aksaklıkları da dikkate almak gerek. 

Meselenin üzerinde biraz dikkatli düşününce, başarısızlığın arkasında “sistemsel bir sıkıntı olabileceği” de görülüyor.

Örneğin; bir “dava” için, bir “ideoloji” için siyasi organizasyon kurmak, ister istemez sizi “tek akla”, otoriterleşince de “mutlak akla” götürecektir. Bundan kaçınılamaz.

Bu ise; toplumu “bütünüyle” kavramayı ve toplumu “bütün özellikleriyle” kavramayı önleyici yapısal bir problem olarak karşımıza çıkıyor.

İdeolojize edilmiş bakış açısı; ya toplumla kucaklaşmanızı önlüyor, ya da toplum üzerinde baskıcı bir rejim kurmanıza neden oluyor.

Reklam

Bu da, toplumun toplam veya maksimum değerlerinin, ülke yönetimine katılmasını zorlaştırıyor. Hatta “mutlak akıl” safhasına geçildiğinde, bu katılım iyice minimum hale geliyor. 

Yönetime katılmayanlar; oluşan memnuniyetsizliklere bağlı olarak, birçok alanda direnç noktaları olarak karşımıza çıkıyor ve yönetimin ardında-desteğinde duran kitle sayısı giderek azalıyor. Ayrıca yönetimin “kalitesi” de giderek düşüyor.

İşte bütün bu nedenlerle, farklı anlayışta siyasal yapıların kurulmasına ihtiyaç var.

Herkesi kucaklayacağız, bütün görüşlere kapımızı açacağız demek yeterli olmuyor. Örnek AKP.

Ali Babacan’ın uzun uzun çalışmasının ardında, elbette ki, yönetime geldiklerinde uygulayacakları politikaların belirlenmesi, çalışma gruplarının hazırlıkları yatıyor. Ancak, bundan daha önemlisi “yeni bir siyaset anlayışı” ve “devlet yönetimi anlayışı” belirlenmesi, yapılacakları belirlemeden daha hayati. 

İşte Ali Babacan’ın “geç kalmasının nedenlerinin”, mevcut siyaset yapılanmalarındaki bu “çok ciddi” yapısal eksiklikleri de giderecek bir “anlayış” ve “yöntem” bulunabilmesi ile alakalı olduğunu düşünmek gerek.

Yazının başlığında ifade ettiğim “çoklu akıl” buna çare gibi gözüküyor.

“Çoklu akıl kavramının” çok kaba anlamı şöyle: 

Elbette; “çoklu akıl modeli” ile siyasi bir yapıyı oluşturabilmek, oldukça zor ve zaman alıcı. Toplumdaki “birliktelik psikolojisinin” çok yıpratıldığı içinde bulunduğumuz bu dönemlerde ise adeta “imkansızı başarmak” gibi.

Ancak bu model yapılanma gerçekleştirilemezse; toplumun bazı katmanları “olmuş” derken, birçok katmanı da “hiç olmamış” diyecektir. Katılımcılık oluşturulamayacaktır.

Ayrıca, kurulacak siyasi yapı; öncelikle kendisini yönetemeyecek, iktidara geldiğinde ise, ülkeyi yönetmekte zorlanacak ve başarısız olacaktır.

Bu nedenle, Ali Babacan; “geç mi kaldı?”, “vaz mı geçti?” , “niye kurulmadı hala?” diye düşünmek yerine, “diğerleri gibi bir parti kursa ne işe yarar ki?” diye düşünmek gerek.

Elbette, Ali Babacan da; “kendisine benzer” bir ülke değil, “hepimize benzer” bir ülke için yola çıktığını unutmamalı ve “çoklu aklı” daha da çoğaltacak, “yürek enginliğinde” olmalıdır.

Bırakalım Ali Babacan rahat rahat çalışsın.

Az daha sabır. Aceleye gerek yok. 

Ama iyi yapmak şart.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —