Tarih: 06.06.2022 02:21

AK Parti’nin böyle bir hikayeye ihtiyacı yoktu ki…

Facebook Twitter Linked-in

AK Parti kendi hikayesini kaybettiği günden bu yana nerede biteceği belli olmayan öylesine yanlış bir hikaye yazmaya başladı ki hem yola çıkarken belirlediği istikametini kaybetti, hem de Türkiye’yi maceralarla dolu bir yolculuğa mahkum etti.

Bizzat kendi ilkeleriyle oluşturduğu yeni siyaset ikliminde yazdığı başarı hikayelerini yolun bir yerinde yok sayarak akla ve hayale sığmayacak kadar absürt bir maceraya yöneldi. Normalde hiçbir siyasi akıl, kendi başarılarını yok saymayı göze alamaz. Ancak AK Parti bugüne kadar hiçbir iktidarın denemeyi aklından bile geçirmediği öylesine akıl dışı yollara saptı ki sonunda, çok güvendiği hamasi söylemlerle baş başa kaldı.

Aslında AK Partinin düşüşe geçtiği dönemin miladı 7 Haziran 2015 seçimleriyle başladı. Milletin sandıkta verdiği mesajı o gün doğru okuyamadığı için sonraki dönemlerde kendisine hep sahte bir başarı hikayesi oluşturmaya çalıştı. Zaman zaman görece başarılar da elde etti elbette.

Ancak 2019 yerel seçimleriyle birlikte toplumda karşılığı olmayan ve bir başarıymış gibi sunulan hikayeler, AK Partinin geçmişteki başarı hikayelerini de hızla silmeye başladı. Bir de buna yine kendisinin icat ettiği kirli siyaset dili eklenince bütün pırıltısı kayboldu.

Şimdi artık bütün enerjisini pozitif icraatlara değil, “din-ezan- bayrak” gibi hamaset söylemlerine hasrettiği için dönüşü olmayan bir istikamette ilerlemeye devam ediyor. ‘Dönülmez ufkun akşamındayız’ yani…

Ama gelin görün ki bugünkü AK Parti, geçmişteki başarılarını nasıl gerçekleştirdiğine dönüp bakarak bugün Türkiye’nin içine düştüğü ekonomik krizden ve yoksulluktan çıkış için çözümler aramak yerine, dışarıda ve içeride düşmanlar icat ederek ayakları yere basmayan hayali hikayeler yazmaya çalışıyor.

Oysa herkes bugün yaşadığımız derin ekonomik krizin “faiz sebep, enflasyon sonuç” teziyle çıkılan yolda Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarının göz göre göre yakıldığını, bu yüzden de fukaralığımızın her geçen gün daha da derinleştiğini biliyor.

Talihsizlik o ki iktidar hala enflasyonu, işsizliği, zamları emir ve talimatla, o da olmazsa eline kalemi alıp yazarak düşürebileceği yönündeki akıl ve bilim dışı tezinde ısrar etmeye devam ediyor. Ama işler her gün daha da kötüleştikçe, iktidar çaresizce bir gün muhalefeti ekonomik krizin sorumlusu olarak ilan ediyor, bir başka gün Gezi ve 15 Temmuz üzerinden ekonomik sabotajcılar icat ediyor. Bu da yetmezse, ‘dış güçler’in ekonomimizi yıkmak için küresel bir ‘oyun’ peşinde olduklarını anlatıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kızılcahamam toplantısında yaptığı konuşmadaki şu sözleri, AK Parti’nin krize nasıl baktığının en önemli göstergesi: "Şayet Gezi olayları ile başlayan ve devam eden ihanetlerin ülkemize kur, faiz, enflasyon şer üçgeni üzerinden ödettiği ağır bedeller olmasaydı bugün 1,5 trilyon doları bulan milli gelirle farklı yerlerde olacaktık. Sahnede hangi oyun sergilenirse sergilensin gerisinde bir ekonomik sabotaj mutlaka vardır. Buna rağmen ülkemize diz çöktürülmesine izin vermedik, vermeyeceğiz.”

Ama yaşadığımız gerçeklerin bize gösterdiği şu ki bu kriz, ekonomik gerçeklere savaş açmanın bir sonucudur. Ayrıca gerek Gezi sürecinde, gerekse 15 Temmuz sonrasında ekonomi böylesi bir tahribata maruz kalmamıştır. Nitekim dönemin başbakanı Binali Yıldırım 4 Ağustos 2016’da yaptığı açıklamada 15 Temmuz darbe girişiminin ekonomiyi etkilemediğini Merkez Bankası’nın döviz satmak zorunda bile kalmadığını açıklamıştı.

Eğer iktidar, faiz-enflasyon fantezilerine sapmadan ekonominin kendi kuralları içinde seyretmesine izin verseydi, hatta hiçbir şey yapmasaydı eminim bugün çok daha iyi bir noktada olurduk, AK Parti de her gün yeni düşmanlar aramak zorunda kalmazdı…

Maalesef AK Parti artık siyasi aklın icaplarıyla hareket eden bir parti değil, bu yüzden de seçimler yaklaştıkça toplumla arasındaki bağları daha da zayıflatan bir siyaset dili kullanıyor ki bu dilden asla bir başarı hikayesi çıkmaz.

Eğer AK Parti kendi doğrultusundan ve makul akıldan sapmasaydı, inanıyorum ki Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün, “Dünyada her kim bu kardeşinize saldırıyorsa aslında Türkiye'ye saldırıyor demektir” şeklinde bir cümleyi asla kurmak zorunda kalmazdı, çünkü buna ihtiyacı olmazdı.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —