Tarih: 20.08.2021 01:12

Afganistan’da Yeni Dönem

Facebook Twitter Linked-in

Ahmet Örs yazdı;

ABD’nin 20 yıllık işgali sona erdi, Afganistan’da tekrar Taliban dönemi başlamış oldu.

Devam eden Doha görüşmeleri birtakım değişimler ve yeni aşamalara ilişkin ipuçları veriyordu ilgililere ancak iktidarın süratle el değiştirmesi, süreci takip etmeyenleri şaşkına çevirmiş durumda ve oluşan yeni tabloya karşı birçok tarafın son derece hazırlıksız olduğu görülüyor.

Büyük güçlerin ise Afganistan’daki değişime hazır oldukları anlaşılıyor, Taliban’ın da mevcut dünya düzenine ayak uyduracağı yaptığı açıklama ve sürdürdüğü müzakerelerden yola çıkılarak pekâlâ söylenebilir. Doha görüşmelerindeki anlaşma metinlerine bakıldığında birçok husus çok daha iyi kavranabilecektir.

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, ABD önderliğindeki işgalci, katliamcı, katil ve yağmacı gürûhun 20 yıllık bir savaşın ardından tattığı yenilgi büyük ve önemli bir hâdisedir. Çocukluğumuzdan bu yana işgal ve iç savaş haberlerini aldığımız Afganistan’da köy, kasaba ve şehirler ABD ve müttefikleri tarafından sayısız kere bombalandı; düğünler, şenlikler kana bulandı. Her türlü suç alenen ve dünyanın gözlerini kapattığı bir sahne olarak uzaklarda bir yerlerde işlendi durdu. Şimdi ise Irak işgali gibi Amerikan saldırganlığının insanlık tarihine kazıdığı bir cinayet ve talan devri daha sona ermiş oldu.

Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesi o kadar hızlı oldu ki bütün bu kirli tarih hemen hiç yaşanmamış gibi soğukkanlı analizler ve sözüm ona “medenî dünya” vasfıyla işgalci güzellemeleri yapılıyor. Katliamlarla dolu bu utanç sayfasını atlayarak konuşmak açık ikiyüzlülük ve utanmazlıktır! Bunu vurgulamadan geçmeyelim.

Dünya ölçeğinde hemen her cenahın farklı bir yüzünden ele aldığı bu sıcak gündemin bizim için en yakıcı yanı dün olduğu gibi bugün de İslam’ın doğru anlaşılıp hikmetli bir şekilde uygulanabilmesi boyutudur ancak Taliban’ın geçmiş iktidar tecrübesi ve özellikle Suriye savaşında zuhûr eden IŞİD gibi yapıların yarattığı tahribat içimizi daraltıyor.

Taliban’ın siyasal katılım, hukuk ve husûsen “kadın” mevzularında değişim sinyalleri verdiği açıkça görülüyor lâkin düşünsel değişim ve dönüşümler için gereken ilmî ve entelektüel çabaların kayda değer varlığına pek denk gelinemediği de ortadadır. Zaten sıcak savaş gündeminin ortasında böyle bir beklenti içinde olmak için de ‘abesle iştigal’ dense yeridir.

Taliban’ın küresel dünya düzeninin ABD-AB ile Çin-Rusya-İran hatlarıyla kuracağı muhtemel ilişkiler ve onlar için tehdit oluşturmaktan berî olacağına dair verdiği sözler siyasal güdüklük ve yerelliğinin açık beyanıdır. Burada bütün bir yeryüzünü dönüştürmeye azmetme kabiliyetinden uzak bir ufuksuzluk kendini göstermektedir. Bu durum, mevcut dünya düzenine ve küresel sermayenin işleyişine bir ulus devlet formuyla katkıda bulunmaktan öte bir pozisyonu imlemez.

Taliban’ın tarih içerisinde üretilmiş, donuk, şekilci, çoğunda hikmetten açık ara uzak İslam yorumu bizim açımızdan en büyük problemdir. İslami hareketlerin yeni ve başka bir dünyayı egemenlerin hilâfına ve ezilenlerden yana durarak adalet üzere kurma idealini yaralayan her bir adım bizim için ağır bir darbeden başka bir şey değildir. Taliban’ın bu noktada “şeriat” diye propaganda ettiği şekilci ve hikmetten kopuk dayatmalarının tekrar etmesi İslami hareketlerin ideallerini küresel ölçekte baltalamakta öncelikli bir rol üstlenecektir.

Merhum Akif Emre’nin, İslam dünyasının yeri geldiğinde büyük işgalci güçleri bile mağlup edebileceğini ama düşünsel, entelektüel bir derinliğe ulaşamadıkça mutlak kayıpların üstesinden gelemeyeceğini vurguladığı yazılarını tam da bu aşamada hatırla(t)madan edemiyorum.

Dileğimiz odur ki, süreçten doğrudan etkilenmeleri ihtimalinden dolayı kadınları, bir bütün hâlinde toplumu muhatap alan politikalar Batı ile pazarlıkların değil de içtihadî bir yenilenmenin sonucu olarak köklü ve hikmete mebnî bir değişime uğrar. Aksi bir hâl kuşkusuz, karanlığın kalıcılaşmasıyla neticelenecektir.

Afganistan gündeminin Türkiye’deki laikçi muhatapları ise bambaşka bir fotoğraf sergiliyorlar. Yazının başında işaret etmeye çalıştığım ağır ve uzun işgal yıllarına hiç değinmeden yapılan değerlendirmelerle karşılaşıyoruz sıkça. Kendi toplumsallığından bir parça değil de yabancı bir unsurdan bahseder gibi Taliban üzerinden Afganistan’a ve ABD işgaline ağıt yakan; diğer yandan da akla nasıl geldiğini kestiremediğimiz ama büyük ihtimalle son dönemde yükseltilen mülteci karşıtlığından beslenen bir bağlantısallıkla Kemalizm güzellemesine atlayan değerlendirmeler oldukça şaşkınlık vericidir. Bu vesileyle bir kez daha anlıyoruz ki memleketteki laikçi paranoya yerinde dipdiri yatmakta ve yaşamaktadır.

Emperyalizmin tasallutundan kurtulmak Afganistan ve bütün dünya halkları için her türlü iyidir, harika bir gelişmedir ancak düşünsel zayıflıkların, siyasi ufuksuzlukların içinde debelenmek, hakikatten yana bahtsızlıklara sürüklenmek düşülebilecek yeni cehennemleri sıraya dizmek demektir. Modern dünyanın şeytanlıklarıyla vahyin hikmetinden kopuk dinî anlayışlar arasına sıkışmaktan Rabbimiz halklarımızı ve bütün bir dünyayı muhafaza buyursun.

Yeryüzünün her bir noktasında egemenlerin zulümleriyle kapışıp Dâr’us-Selâm’a gidecek yolda bütün insanlık ve varlık âlemi için cehd etmek hepimizin boynunun borcu olmalıdır.

Kaynak: Yeni Pencere




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —