Tarih: 10.01.2021 19:30

Adalet ve Liyakat

Facebook Twitter Linked-in

Adalet devletinin gerçekleştirilmesi, insanoğlunun en büyük ütopyasıdır. Platon’dan Thomas More’a ütopyalar, kusursuz bir toplum modeli peşinde koşmuşlardır.

İdeal devletin -gerçekleştirmesi zor olsa da- olabilecek en iyi modelinde adalet ve hukuk, devlet tasarımının temel parametreleridir. Liyakat, adalet ve hukukun doğal sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Liyakati ortadan kaldıran eş, dost ve akrabaların öncelendiği nepotist anlayıştır. Nepotizmin egemen olduğu bir modelde önemli olan liyakat ve ehliyet değil, akrabalık bağıdır. Liyakat ve ehliyeti temel değer olarak almayan her model, çürümeye başlamış demektir.

Devleti haydut olmaktan çıkarıp adalet devleti yapan temel etken hukuktur. Hukuk devleti, adalet ve güvenlik arasında anlamlı ve kabul edilebilir bir denge kurar. Tarihten miras aldığımız adalet ve güvenlik ilişkisinde güvenliği öne çıkaran yaklaşım sadece adaletin zayıflaması ile sonuçlanmamış, aynı zamanda otoriterliğin toplum belleğinde karşılık bulmasına varmıştır.

İslam siyaset teorisinin oluştuğu zamanlardaki dış tehditler, siyaset teorisinin şekillenmesinde büyük ölçüde belirleyici olmuştur. Ancak sorun olan, zamansal değişime karşın zihniyetin değişmede direnmesidir.

Öte yandan güvenliği ihmal eden bir adalet yaklaşımı da son derece sorunludur. Çünkü devletin ortaya çıkmasının temel şartı, İbn Haldun’un da işaret ettiği gibi güvenlik ihtiyacıdır. Güvenliğin dışarıda bırakıldığı bir adalet arayışı, insan ontolojisine aykırıdır.

Türkiye’de adalet-güvenlik ilişkilisinin sağlıklı kurulamaması, çok trajik sonuçlara yol açmıştır. İlişkinin sağlıksız olması; bir taraftan çok sayıda insanın mağdur olmasına, diğer yandan toplumsal sınıfların birbirine duyarsızlaşmasına yol açmıştır. Türkiye tarihinde, devletin mağdur ettiği kesimlere diğer kesimler ses çıkarmamışlardır. Bu nedenle devlet, her zaman kendine destekçi bulmuştur. Bizden olmayanın hakkını savunmak, bu sorunun üstesinden gelmenin en önemli yoludur. 28 Şubat uygulamalarında Aleviler, Aleviler haksızlığa uğradığında Sünniler sessiz kalmış ve onaylamışlardır. 28 Şubat’ı eleştiren ve karşı duran bir Alevi derneğinin olmaması, Alevilerin uğrayacağı haksızlıkta Sünnileri sessizliğe itmiştir. Büyük değişim, Sünniler ve Aleviler sorunun asıl kaynağına yöneldiğinde olacaktır.

Öte yandan diğer bir önemli sorun, devletin totaliter özelliğidir. Bu yüzden, devleti hukukun sınırları içine çekmek gerekir. Devletin totaliter uygulamalarını desteklemek, yarın aynı sorunla karşılaşmanın ve mağduriyetin kapılarını açar. Bu yüzden asıl sorun, devletin totaliter yapısını değiştirmekle çözümlenebilecektir.

Totaliterlik sadece devlete mi özgüdür, yoksa insan olmanın olumsuz özelliklerinden biri midir? Kuşkusuz insan doğasında da totaliter eğilimler vardır ve totaliter eğilim, kendinden güçsüzü bulduğunda şiddet olarak ortaya çıkar. Diğer yandan devletin yanında, sivil alanda yer alan birçok örgütlenmenin de totaliter yapısının olduğu bir gerçektir. Bu noktada, toplumsal zeminde totaliter eğilimlerin nasıl bu şekilde kolay sahiplenildiğini analiz etmek gerekir.

Devamı >>>




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —