Adalet Konjonktürel Bir Formaliteden mi İbarettir?

Sivas Olayları davasında yargılanıp ağırlaştırılmış müebbed hapse mahkûm edilen 33 kişiden biri olan ve 27 yıldır beton duvarlara diri diri gömülen Ahmet Turan Kılıç’ın tahliye edilmesi epeyce bir gürültü kopardı.

Adalet Konjonktürel Bir Formaliteden mi İbarettir?

Haksözhaber yazarı Kenan Alpay'ın 'konuya dair' analizi...

Kitabına uydurulmuş bir hukuk ne denli tehlike arz ederse askeri vesayete, devlet sınıflarının arzusuna veya toplumun bir kısmını itibarsızlaştırıp mahkûm etmeye endekslenmiş yargı süreçleri de o denli tehdit ve tehlike arz eder. Aklı başında herkesin kabul edeceği üzere Türkiye’de yargı kurumları ve süreci Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana hep sancı, sıkıntı ve gerilim üretti maalesef. İster dönemsel olarak inceleyelim, isterse konu konu mercek altına alalım yargının ürettiği çarpıklıklara, vicdansızlıklara, hatta zorbalıklara dair ortaya binlerce örnek serebiliriz.

Sivas Olayları davasında yargılanıp ağırlaştırılmış müebbed hapse mahkûm edilen 33 kişiden biri olan ve 27 yıldır beton duvarlara diri diri gömülen Ahmet Turan Kılıç’ın yaşlılık ve hastalıkları dolayısıyla tahliye edilmesi (beklendiği üzere) epeyce bir gürültü kopardı. Ancak koparılan gürültünün adalet duygularından kaynaklandığı sanılmasın. Çünkü Sivas Olayları Davası’nın adeta bir Engizisyon mantığıyla işletildiğini görmezden gelerek, 1990’larda hortlatılmış bir İstiklal Mahkemeleri ruhuyla halka karşı terör estirildiğini inkâr ederek hareket edenler elbette Yeşilçam filmlerinin “Yüce Türk Adaleti karşısında boynumuz kıldan incedir”  klişesine sığınmaktadırlar.

DGM ve Yargıtay’ın Verdiği Hükümler Tartışılmaz mı?

Söz konusu klişeye sığınanlara bakacak olursak; “mademki mahkeme idam kararı verdi, idam cezalarını ağırlaştırılmış müebbed hapse çevirdi; o halde o cezaevinden sadece cesetleri çıkabilir!” diyorlar. Olağan üstü şartların hukuk dışı mekanizmalarından biri olan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin verdiği skandal düzeyindeki kararları ne kendileri sorguluyorlar, ne de bizim sorgulamamıza müsaade ediyorlar. DGM Savcıları’nın hazırladığı iddianameler ve DGM Hâkimlerinin verdiği kararları ilahi bir hüküm gibi benimsememizi ihsas ediyorlar.

Kemalist veya Kemalist cepheye eklemlenmiş sol-sosyalist veya ulusolcu çevrelerin laiklik saplantısı, İslam fobisi ve devlet tapıcılığı bağlamında en uyduruk gerekçelerle yargıyı hukukla, savcı ve hakimleri adaletin temsiliyle  eşitleyici söylem ve tutumlarını biliyoruz. Ancak enteresan olan liberal ve demokrat kimlik izhar edip Kemalist cepheye kalben ve fikren bağlanmış olanların hiç de azımsanamayacak düzeyde oluşudur.

Ankara Barosu’nun Uydurduğu Yalan

8463ab20-718a-467c-b1e6-cc4f7c232922.jpg

Mesela Ankara Barosu, türlü iftiralarla 27 yıldır cezaevine hapsedilmiş Ahmet Turan Kılıç’ın yaşlılık ve hastalıkları dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla tahliye dilmesi karşısında hiçbir utanma emaresi göstermeden ve hukuku paspas ederek şöyle cümleler kuruyordu: “'Dede' olarak hitap ettiğimiz insanların hiçbirinin elinde benzin kokusu yok. İnsan yakan bir caninin yanında taraf alan her siyasetin insanlığın da karşısında pozisyon olduğunu hatırlatırız.” Tabii ki bu bildiriyi baştan aşağı yalan ve iftiralarla donatıp Ankara Barosu adına hazırlayıp yayınlayanlar tümü polis memuru olan görgü tanıkları tarafından bile Ahmet Turan Kılıç ve diğer pek çok sanık için sadece slogan attıklarına, sadece bir tanığın taş attığına dair mahkeme kayıtlarına da geçen ifadelerini gayet iyi biliyor.

Ankara Barosu profesyonel bir biçimde yalan ve iftira üretiyor, Kemalist saplantıları doğrultusunda Müslüman halkın aleyhine elbette kara-propaganda yapıyordu. Ahmet Turan Kılıç'ın benzin bidonuyla Madımak Oteli’ni tutuşturup 33 insanı yaktığını hangi sahtekârlar yazdı acaba? Hukukun temel ilkelerinden zerre miktarı nasiplenmiş, haysiyet ve şerefine asgari düzeyde sadık bir kimse Ahmet Turan Kılıç için böyle bir cümle kurabilir mi? Ama burası Türkiye; Kemalist devlet sınıfları için her türlü hile, desise ve kumpas meşru kabul ediliyor.

Kemalizm'in Gölgesindeki Liberal-Demokratlar

007c3e59-06c5-427b-ba40-a05c0fa83278.jpgLiberal-demokrat kanattan gelen tepkilerden bir örnek seçelim desek herhalde Karar Gazetesi yazarı Şenol Kaluç’un bugünkü makalesine bakmak en iyisi olur. “Adaletin batsın futbol, Madımak’ı da sen yaktın…” başlıklı yazısında Şenol Kaluç da tipik Kemalist klişelere yaslanarak, 30 yıldır tekrarlanan devlet propagandasını referans kabul ederek güya hukuk dersi veriyor bizlere. Zararı yok, ciddi ve tutarlı olduktan sonra hukukun üstünlüğüne vurgu yapan herkesi dinlemeye hazırız elbette.

Doğu Perinçek ve Aziz Nesin ikilisinin Aydınlık Gazetesi’nde Şeytan Ayetleri’ni yayınlayarak toplumu nasıl kışkırttıklarına, Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri vesilesiyle tahriklerin en ileri noktaya taşınmasıyla saatler süren olayları polis ve jandarmaya destek veren askeri birlikler tarafından dahi durdurulamadığı gibi konuların hiçbir önemi yoktur zaten. Sivas Asliye Ceza ve Sivas Ağır Ceza Mahkemelerinin yanı sıra Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davanın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne nakledilerek nasıl tek dosyaya dönüştürüldüğünün de hiç zikredilmemesi gizli fakat kesin bir kural gibi işletilir. Ankara DGM’nin bütün baskılara rağmen 26 sanığa 15’er yıl ağır hapis cezası verdiğini unutmak ve unutturmak çok hoşa gider. Nihayet sanıkların Yargıtay tarafından 146/1. maddeden yani “devletin anayasal düzenini silah zoruyla yıkmak” suçundan idam cezasıyla yargılanmaları gerektiği yönündeki hükmüyle sürecin mevcut pozisyona geldiğini saklamak, gündeme almamak çok elverişli, son derece verimli bir zemin oluşturmaktadır.

Çekirdek Çitlemedi Elbette. Peki; Suçu Neydi?

Şenol Kaluç da Kemalist cephenin laikliği tahkim etmek, İslami söylem ve gelişmeleri mahkûm etmek üzere devlet sınıfları tarafından üretilen söyleme eklemlenmeyi tercih etmiş anlaşılan. Karar yazarı Kaluç, Ahmet Turan Kılıç’ın 27 yıldır maruz kaldığı eziyetten kurtulmasına sevinen insanlara hayret ediyor, alaycı bir biçimde sitem ediyor. Bilmiyorduk ama Ahmet Turan Kılıç “çekirdek yerken müebbed yememiş” meğer. Hem zaten Ahmet Turan Kılıç “katliamı kınayan tek bir açıklama dahi” yapmamış. Biz farkında değiliz lakin “senin teröristini bıraktılar, o halde benim teröristimi de serbest bırakmalılar” yarışı çok tehlikeli sonuçlar doğuruyormuş.

Sadece adalet duygusundan değil normal işleyen bir zekâdan da yoksun olduğumuza iyice kanaat getirmiş olmalı ki Şenol Kaluç ironiyi pek seven bir mürebbiye edasıyla “Yüce Türk Adaleti”nin verdiği hükümlere itiraz edenleri hizaya çekmeye girişiyor. Kendisine teşekkür borçluyuz çünkü hiçbir bedel istemeden bizleri de ileri bir aydınlanmaya kavuşturmak için üstün gayretler sarf ediyor. Oradaki, buradaki tutarsızlıklara işaret edip insanın kendisindeki tutarsızlıkları görememesi ise neden hukukun tecelli edemediğinin sebeplerinden biri olsa gerek.


Şenol Kaluç’un Karar’daki makalesinin ilgili bölümü

Bakın Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçmiş Madımak katliamı hükümlülerinden birisi afla salıveriliyor ve Türkiye medyasının merkez ve sağının tamamı bir özgürlük kahramanı serbest kalmışcasına sevinçle karşılıyor.

Dedeleri özgürlüğe kavuşmuşken neden yattığı ise haberlerin hemen hiçbir satır arasında geçmiyordu sanırsınız çekirdek çitlerken müebbet yemiş. Dedelerinden de katliama ilişkin –madem olayla ilgisi yok- kınayan tek bir açıklama dahi gelmemişken.

Planlayanlar mutlu, alet olanlar da pişman değil!..

Tabii ki savunma da hazır “Efendim daha önce de filanca teröristleri affetmişti!”

Bu karardan toplumun bir kesimi rahatsız olmuş olmamış kimin umurunda; açılım maçılım hepsi hikayeydi demek ki?

Bir başka davada da Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüne sebep olan polis davaya mağdur olarak dahil edilirken kimse şaşırmadı. Neden?

Devlet oturmayınca bunlar normal, öbürü kendi teröristini serbest bırakıyorsa biz de kendi teröristimizi serbest bırakırız… Çünkü bu devlet hiçbir zaman 82 milyonun devleti ol(a)madı hep birilerinin oldu.

Öyle olunca da devleti ele geçiren diğerlerine istediği her şeyi yapmayı mübah görüyor.