Tarih: 17.06.2017 14:59

Abdurrahman Arslan: Yeni dindarlık, bizi rahmete götürmez, çünkü Dindarlığın içi boşaltıldı...

Facebook Twitter Linked-in

?Yeni dindarlık, bizi rahmete götürmez... Rahmete götürecek dindarlık, sünneti ihya ederek yapılabilir? diyen Yazar Abdurrahman Arslan´la Milli Gazete´den Nedim Odabaş konuştu... 

İşte o söyleşi:

Abdurrahman Arslan: ?Başından beri anlamadılar. Bu bir dindarlaşma değildir, bizim anladığımız anlamda dindarlaşma değildir. Dindarlık fıkıhla beraber gelir. Bu fıkhı olmayan dindarlaşmadır. Dolayısıyla bunun ayaklarını basacağı bir yer yoktur. Ve bu, İslam´ı da tehdit ediyor. Bakın 10-15 yıl içinde dinimizin içi çok hızlı bir şekilde boşaldı. Kandil gecelerinde mevlitlerin eksik olmaması, Müslümanların çoğu bunu dindarlığa  yoruyorlar. Bu yeni bir dindarlıktır, ama bence bizi rahmete götürecek bir dindarlık değildir."
 

?Din, belli günlere teksif edilemez?
 

Çok dindarlaştığınızda bunun bir göstergesi Cuma namazlarıdır, kandillerdir ve Ramazan´dır. Bir dini yaşama biçimi özel günlerde ve gecelerde yoğunlaşıyorsa, aslında sekülerizm  devam ediyor demektir. Bu demektir ki, din bir bakıma hayatın tüm alanlarından çekilerek belli günlere, belli zamanlara da  teksif edilmektedir. Orada da toplum bunun böyle yaşandığında  dindar, dini vazifesini yerine getirdiğine inanarak bir bakıma da mutmain olmaktadır. Getirdiği psikolojik şey de budur. Geçmişte de Müslümanlar böyle yaşamadı.
 

Artan festivaller Pagan kültürünün ürünü
 

Giderek çığırından çıkan Ramazan kutlamalarını festivaller kategorisine alıyorum. Bir toplumda festivaller çoğalırsa, son 30 yıldır çoğalıyor. Kayısı festivalinden kiraz festivaline kadar. O toplum aslında pagan geleneklere dönmektedir. Bu dinin en büyük rahmetinden birisi de, iki bayram haricinde hiçbir başka şeyi kutlamaya hoş gözle bakmamış olmasıdır. Bu bir hayatın sadeliğidir. Dindarlık veya din, ciddiyet isteyen bir şeydir. Çağdaş kültür  her şeyi bir ironiye dönüştürüyor. Bizim buna dikkat etmemiz lazım.
 

Fıkhı olmayan dİndarlıkla Karşı karşıyayız
 

Siz bir şeyi görüntüye, şova dönüştürüyorsanız, gösterişe dönüştürüyorsanız, siz aynı  zamanda onun içini boşaltıyorsunuz demektir. Bu birbirine paralel giden bir şeydir. Dolayısıyla bugün karşılaştığımız benim kanaatime göre  yoğun bir dindarlık gibi görünüyor ki, kısmen Kemalistler bunu böyle söylüyor,  ama Müslümanlar bu sözü dikkate alırlarsa yanılırlar.
 
?Rehberimiz Kur´an´dır. Sünnet ise hayatın pratiğidir. Resulullah´ın (s.a.v.) ne yaptığıyla ilgilidir. Hayatın pratiğini kurmak sünnetle mümkündür? diyen Abdurrahman Arslan, ?Çünkü o  bize ameli bir boyutu gösterir. Televizyonun bizi nesne yapmasına müsaade etmemeliyiz. Televizyonla dindarlaşan bir toplum olmadı. Tarihte her ne kadar 1930´lardan itibaren televizyon  kullanılıyor olsa da tarih televizyonla dindarlaşan bir toplum örneğini göstermedi? değerlendirmesinde bulundu. 
 
Rahmet, bereket, gufran ayı Ramazan ayı içindeyiz. Ramazan dünyevilikten, sekülerizmden arınma ayı. Bu ay mü´minler için ne ifade ediyor? Ya da neyi ifade etmeli?
 
BİN 400 senedir Müslümanlar Ramazan ayının ne olduğunu biliyorlar. Genel olarak da halkın tabiriyle söylersek, ?Kur´an ayıdır?. Kur´an ayı ne demek? Bol bol Kur´an okumak, bol bol ibadet etmek. Kur´an-ı Kerim´i okumak da bence Türkçesini bilmek önemli değil. Önemli olan birinci derecede okumaktır.
 
Yüzünden okumayı mı kastediyorsunuz hocam?
 
* Evet? Bu bile yeterli. Tabii ki elbette ki, bunun Türkçesini öğrenmek isteyenler bunu yapabilir. Ama ben sıradan bir halkın, sokaktaki vatandaşın Ramazan ayı algısına bakıyorum. Dünün insanına, dünün Müslüman´ına, bugünün Müslüman´ına değil. Bunu görüyoruz.
 

SEKTEYE UĞRAYAN GELENEKLER

Dindarlığa yeni bir form mu  kazandırıldı?
 
* İÇERİK olarak? Dolayısıyla bugün bizim gördüğümüz şey, dün baktığımız şeyden görünüş olarak benzerlik taşısa da muhteva olarak bütünüyle farklı bir şeydir. Daha çok görüntüye yönelik bir Ramazan var burada. İçeriği ve muhtevası boşalmış, kendisini gösteri olarak ifade eden. İşte sokaklarda, Ramazan iftarlarıyla, televizyonlardaki Ramazan sohbetleriyle hepsi aslında gösteriye dayalı. Çağın biraz da medyatik dünyasıyla ilgili olduğundan, gösteriye dayalı bir Ramazan. 
 
Bunu dindarlık olarak görüyoruz, dindarlaşma olarak görüyoruz. Bu bakış tarzıyla bence çok yanlış düşünüyoruz.
 

FIKHI OLMAYAN DİNDARLIK
 

Muhafazakârlık algısını ne yapacağız? Siyasal iktidar muhafazakâr olduğunu iddia ediyor. Taban muhafazakâr olduğunu iddia ediyor. Herkes muhafazakârlık duvarına yaslanıyor. Ama siz muhteva ile görüntü farklı diyorsunuz.
 
Şimdi bunu içinde bulunduğumuz şartlarıyla çağın şartlarını da ele alarak konuşmamız gerekecek. Bunlardan birisi de şudur. Biz artık sözlü kültürün dünyasında yaşamıyoruz. Yazılı kültürün de dünyasında yaşamıyoruz. Biz görüntü kültürünün dünyasında yaşıyoruz. Görüntü kültürünün dünyasında yaşamak demek, her şeyin gösteriye dönüştüğü, bir bakıma alenileştirildiği, alenileştirme çabası içinde bir dünya demektir. Siz bir şeyi görüntüye, şova dönüştürüyorsanız, gösterişe dönüştürüyorsanız, siz aynı zamanda onun içini boşaltıyorsunuz demektir. Bu birbirine paralel giden bir şeydir. Dolayısıyla bugün karşılaştığımız benim kanaatime göre yoğun bir dindarlık gibi görünüyor ki, kısmen Kemalistler bunu böyle söylüyor, ama Müslümanlar bu sözü dikkate alırlarsa yanılırlar. Çünkü onlar bu işi anlamamışlardır. Başından beri anlamadılar. Bu bir dindarlaşma değildir, bizim anladığımız anlamda dindarlaşma değildir. Dindarlık fıkıhla beraber gelir. Bu fıkhı olmayan dindarlaşmadır. Dolayısıyla bunun ayaklarını basacağı bir yer yoktur. Esas problemin kendisinde bu var. Çağdaş Türkiye Müslümanlarının temel problemlerinden birisi de bu. Fıkhı olmayan bir dindarlıkla karşı karşıyayız. Ve bu da İslam´ı da tehdit ediyor. Bu açıdan bakıldığında sizin muhafazakârlık kavramını kabul etmiyorum. Ben öyle batıya ait belirsiz bir kavramın içinde mütalaa etmem mümkün değil. Ben bunu Müslümanlığıma hakaret olarak görüyorum. Muhafazakârlık Batı şartları altında oluşmuş, Müslüman´ın asla kendisine yakıştıramayacağı bir kavramdır. Devrimciler karşısında bazı şeylerin muhafaza edilmesini savunan bir düşüncedir. Neyi savunur? Neyin muhafazasını savunur? Siyasi geleneğin içinde yeri olan bir şeydir. Benim inandığım bir din vardır. Onun muhafazası söz konusudur.
 
O gelenek Resulullah´tan (sav) ve Cebrail´den (as) itibaren mukabele olarak geliyor hocam. Bunu mu kastediyorsunuz?
 
* Bu bir yaşama biçimi aslında Ramazan´ı yaşama biçimiydi. Bu yaşama için de zannediyorum ki, birkaç yıl içinde sekteye uğradı. En azından son 20-30 yıl içinde sekteye uğradı. Burada bir kopuş olduğunu görüyorum ben.
 
Bunun siyasal sebepleri mi vardı hocam?
 
* Birçok sebebi vardı. Her şeyden önce Müslümanların İslam´la ilgili algılarında köklü bir değişiklik olduğunu düşünüyorum. Müslümanlar bunu çevrenin değişen şartlarına yorumlayarak açıkladılar. Veya kendilerine göre Ramazan´ı daha yoğun şekilde, daha dindarca yaşadıklarına da hükmettiler. Ama şimdi bugün bakıyoruz ki, bu çok yanıltıcı bir şeymiş. Burada aslında Ramazan´ın dindarca yaşanmasından çok yeni bir dindarlık içinde yaşanması meselesiyle karşılaşıyoruz.
 
Başından beri anlamadılar. Bu bir dindarlaşma değildir, bizim anladığımız anlamda dindarlaşma değildir. Dindarlık fıkıhla beraber gelir. Bu, fıkhı olmayan dindarlaşmadır. Dolayısıyla bunun ayaklarını basacağı bir yer yoktur. Esas problemin kendisinde bu var. Çağdaş Türkiye Müslümanlarının temel problemlerinden birisi de bu. Fıkhı olmayan bir dindarlıkla karşı karşıyayız. Ve bu da İslam´ı tehdit ediyor. Bu açıdan bakıldığında sizin muhafazakârlık kavramını kabul etmiyorum.
 

BU BİZİM BİLDİĞİMİZ DİNDARLAŞMA DEĞİLDİR
 

Bir şeyin yapılış biçimi gösterişe dayandığında ister istemez bir sorun çıkar. Türkiye´deki dindarlaşma belli günlerde belli aylarda yoğunlaşmaya başladı. Bu bizim bildiğimiz bir dindarlaşma değil. 
 
* Çok dindarlaştığınızda bunun bir göstergesi cuma namazlarıdır, kandillerdir ve Ramazan´dır. Bir dini yaşama biçimi özel günlerde ve gecelerde yoğunlaşıyorsa, aslında sizin dediğiniz sekülerizm devam ediyor demektir. Bu demektir ki din bir bakıma hayatın tüm alanlarından çekilerek belli günlere, belli zamanlarda teksif etmektedir. Orda da toplum bunun böyle yaşandığında dindar, dini vazifesini yerine getirdiğine inanarak bir bakıma da mutmain olmaktadır. Getirdiği psikolojik şey de budur. Din böyle yaşanmaz aslında. Belli günlere, belli aylara teksif edilerek yaşanmaz. Geçmişte de Müslümanlar böyle yaşamadı. 
 
Ramazan ayı içinde ibadetleri yoğun şekilde yaşamanın herhangi bir sakıncası var mı hocam?
 
* Hiçbir sakıncası yoktur. İnsanlar Ramazan´da daha dindarca bir yaşantı sürüyorlar.
 

DİNİ YAŞAMAK HAYATIN HER ALANINDA OLMALI
 

Ramazan´dan sonra da devam mı etsin diyorsunuz?
 
* Maalesef etmiyor. Siz Ramazan´da yoğun dindarlığı yaşadığınızda bundan sonrası için çok ihtiyaç duymuyorsunuz. Onun için söylüyorum. Burada aslına bakarsanız ciddi bir seküler kırılma vardır. Yoksa normal olarak hayatın kendisinde o dindarlık devam ediyorsa, Ramazan´da bu da artış gösteriyorsa, bu güzel bir şeydir, olması gereken şeydir. Haftanın 6 günü Cuma günüyle bir olmaz tabii ki. Netice Ramazan 11 ayın sultanı. Burada dini yaşamak, hayatın tüm mekânlarına, alanlarına yayılmamıştır. O kendisini bir ayda gösteren, sonra bir bakıma geriye çekilen dindarlaşma süreci. Bu farklı bir dindarlaşmadır. Sadece Ramazan´la ilgili de söylemiyorum. Aşağı yukarı 30 yıldır Türkiye´de olan dindarlaşma fıkhı olmayan dindarlaşmadır.
 
Peki tabanı var mı hocam bahsettiğiniz dindarlığın?
 
* Bİizim bütün davranışlarımızı, fıkhımızı, televizyonlar ya da siyaset belirleyecektir. Fıkhımız siyasal olanlar tarafından belirlenecektir. Böyle olunca da siz dindarlığınızı televizyondan belirliyorsunuz. Dindarlığınızı televizyonlardaki programlarla özdeşleştirerek yaşıyorsunuz. Bu içsel bir yaşama meselesi değildir. Daha çok görsel bir yaşama meselesidir. Bunun için de diyoruz. Görüntü kültürünün hakimiyetinde cereyan eden bir hayat bu. Sadece Ramazan´la ilgili bir durum değil. Ramazan burada sadece nesneleştirilmiş bir Ramazan´dır. İslam dininin şartları içinde belki de kendisini hiç göstermeyeni oruçtur. Geri kalanlarını hepsi bir şekilde kendini tezahür ettirir. Zekât veriyorsanız, bir bakıma paranızın olması gerekir. Namaz kılıyorsanız camiye cemaate gidersiniz. Kelime-i şehadet getiriyorsanız, bunu sesli getirirsiniz. Oruç ise böyle değil, batini veya enfüsi bir tecrübe. Ama günümüzün orucu veya Ramazan´ı enfüsi tecrübe olmaktan çıkmıştır. Aşağı yukarı hepsi gösteriye dönmüş durumdadır?
 

POPÜLİZM ADINA İFTAR MEKÂNLARI DEĞİŞTİ
 

Televizyonun bizi nesne yapmasına müsaade etmemeliyiz. Sadece Müslüman olarak değil, bizim TOPLUM da televizyonla dindarlaşan bir toplum olmadı. Tarihte her ne kadar 1930´lardan itibaren televizyon kullanılıyor olsa da tarih, televizyonla dindarlaşan bir toplum örneğini göstermedi.
 
Özellikle şaşaalı iftar yemekleriyle, sahur yemekleriyle yeni bir kültür oluştu değil mi?
 
Bu da ayrı bir fecaat bence. Ben bunu Müslümanların yüz karası olarak görüyorum. Çok tedirgin oluyorum. Lüks salonlarda lüks masalarda kendisine konu ettiği iftar yemeği Resulullah´ın (sav) bıraktığı mirasla hiç uyuşmuyor. Dünyayı, fakirliği ve O Peygamber´in bıraktığı, bize nasıl yaşamamıza dair ölçüleri unutulmuş bir iftardır. Bu zihinsel bir dönüşüme tekabül ediyor. Bence Müslümanlar Ramazan´da mekânlarını değiştiriyorlar. Ben fakir fukarayı söylemiyorum. Onlar da popülizm adına, evlerinden sokaklara, caddelere taşındılar. Bu da Müslümanların hayatında çok önemli bir değişikliktir. Her ne kadar mevsimsel bir durumu olsa bile popülizm adına, İslam adına, din adına Ramazan´da kendi evleri olan mekânlarını bence sokağa taşıttılar. Bu da bana göre Ramazan´ı algılama noktasında ciddi bir olumsuzluk getirdi. 
 

KUTLAMALAR CURCUNA VE FESTİVALE DÖNÜŞTÜ
 

Ramazan´lardaki kutlamaları nasıl yorumlayacaksınız hocam?
 
* GİDEREK çığırından çıkan Ramazan kutlamaları. Ben buna Ramazan kutlamaları da demiyorum. Festivaller kategorisine alıyorum. Bir toplumda festivaller çoğalırsa son 30 yıldır çoğalıyor. Kayısı festivalinden kiraz festivaline kadar. O toplum aslında pagan geleneklere dönülmektedir. Bu dinin en büyük rahmetinden birisi de, iki bayram haricinde hiçbir başka şeye kutlamaya hoş gözle bakmamış olmasıdır. Bu bir hayatın sadeliğidir. Siz hayatı festivallere dönüştürürseniz, Ramazan havası da bir festival havasında, karnaval havasında cereyan etmeye başlamıştır. Bunun iyi bir şey olmadığını düşünüyorum. Dindarlık veya din ciddiyet isteyen bir şeydir. Çağdaş kültür her şeyi bir ironiye dönüştürüyor. Bizim buna dikkat etmemiz lazım.
 
Sadece sokağa değil, beş yıldızlı otellerin lobilerine taşımadılar mı hocam?
 
Bunun iki kademeli bir süreç olduğunu söyleyebilirim. Birincisi sokaklara taşıdığınızda orucu yaşadığınız mekânı değiştiriyorsunuz. Mekân sizin eviniz, bu önemli bir şeydir. İnsanın mekânıyla, eviyle olan ilişkisi bambaşka bir şeydir. Orada dindarlığın kokusunu hissedersiniz, eğer yaşıyorsanız. Maddi imkânı olanlar da lüks bir mekâna taşındılar. Bunu isteyerek de yapmaktadırlar. Bu iki hal de gösteriye dönüştürülmüş bir Ramazanlık, bir oruçluk halidir. Ama tabii ki elbette sokaktaki dikkat çekmiyor, ama lüks oteldeki Ramazanlar çok dikkat çekiyor. Müslümanların bunu eleştirmeye hakkı vardır ve eleştirmelidirler. Bir şeyin ölçüsü kaçtığında Müslümanların görevi eski ölçüsüne iade etmektir. Mevcuda eklemlenmek değildir. Biz bugün mevcuda eklenmenin peşindeyiz. Oysa onu eski haline rücu ettirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
 

DİNİMİZ İRONİ MALZEMESİ DEĞİLDİR
 

* Dinimizin şakaya ve ironiye dönüşmesine asla müsaade etmemeliyiz. Din, ciddiyet ister. Biz bugün her şeyi ciddiye almayan, ironiye dönüştüren bir alanda yaşıyoruz. Müslüman´ın buna çok daha dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum. Ramazan kutlaması festivale dönüşmüşse bunu da televizyon ülkenin her yerine yayıyorsa, orda ciddiyet kalmamıştır artık. Dindarlık kendisini televizyonun nesnesi yapmamalıdır. Görüntünün nesnesi yaptığınızda her şeyin içi çok çabuk boşalır. Bakın 10-15 yıl içinde dinimizin içi çok hızlı bir şekilde boşaldı. Kandil gecelerinde mevlitlerin eksik olmaması, Müslümanların çoğu bunu dindarlığa yoruyorlar. Bu yeni bir dindarlıktır, ama bence bizi rahmete götürecek bir dindarlık değildir. 
 
Peki tabanı var mı hocam bahsettiğiniz dindarlığın?
 
* Bu konuda uyanık olmak lazım. Sünneti ihya ederek bunu yapabiliriz. Bizim burada en çok dayanağımız sünnettir. Elbette rehberimiz Kur´an´dır. Sünnet ise hayatın pratiğidir. Resulullah´ın (sav) ne yaptığıyla ilgilidir. Hayatın pratiğini kurmak sünnetle mümkündür. Çünkü o, bize ameli bir boyutu gösterir. Televizyonun bizi nesne yapmasına müsaade etmemeliyiz. Sadece Müslüman olarak değil, bizim dindarlığımızın da televizyonla dindarlaşan bir toplum olmadı. Tarihte her ne kadar 1930´lardan itibaren televizyon kullanılıyor olsa da tarih televizyonla dindarlaşan bir toplum örneğini göstermedi.

 

 



Orjinal Habere Git
— HABER SONU —