ABD’nin Suriye ve Irak ile ilgili yeni planları...

Türkiye’nin operasyonları PKK’nın manevra alanlarını daralttı ancak bu operasyonlar geçici olduğundan geri geliyorlar. Türkiye, Irak’ın kuzeyine yerleşmeli, Suriye ve Irak arasında sürekli bir tampon bölge kurmalı.

ABD’nin Suriye ve Irak ile ilgili yeni planları...

MilliGazete yazarı Prof. Dr. Sait Yılmaz'ın "konuya dair" analizi...

Şu anda Yemen, Suriye ve Libya’da çöl kumu içinde pek çok masum insan iç savaşta öldürülürken, bu ülkelerin halkları satılmış savaşçılar, ajanlar ve hainlerin insafına kalmış durumda. Bu insanlara; Allah için savaş, demokrasi, diktatörden kurtulma, özgürlük, egemenlik, kendi kaderini tayin hakkı yalanı söyleniyor. Bir ülkeden diğerine taşınan aynı tip savaşçılar, yerel işbirlikçiler ve arkasındaki devletler, bu ülkelerin topraklarını savaş alanına çevirmiş durumda. Paralı askerler, hackerlar, suikastçılar, intihar bombacıları güç peşindeki liderlerin istihbarat örgütleri ile iç içe. On yıllardır bu izleri takip ediyoruz. Yeni bir ülkede daha iç savaş ve aynı oyun başladığında kimse şaşırmayacak. Bu makalede, Suriye ve Irak’ta planlanan yeni oyunlara ve bekleyen tehlikelere odaklanırken, PKK terör örgütünün ve Irak’taki Türkmen kardeşlerimizin durumunu da sorgulayacağız.

Suriye’de ABD’nin yeni Kürt planı…
Türkiye, Suriye’de şu sıralar ABD ile birlikte Rusya’ya karşı pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Gelinen aşamada Türkiye ile Rusya arasında 5 Mart’ta yapılan sözleşmeye göre, Türkiye’ye İdlib’deki cihatçıları tasfiye için altı ay süre tanınmıştı. Türkiye İdlib’de cihatçılar ile ilgili henüz bir şey yapmış değil. Cihatçıların bir kısmının Libya’ya gönderilmesi Rusları kızdırdı. Araplar ve İran’dan destek alan Esat, İdlib bölgesine saldırmak ve cihatçıları kendisi temizlemek istiyor. Ruslar şimdilik izin vermedi ama durumdan çok rahatsız olsalar da Türkiye’nin sözünde durmasını bekliyorlar.
ABD’ye gelince, şu anda Suriye’de üç şey yapmak istiyor;
(1) Türkiye’nin derdinin rejimi dolayısıyla Esat’ı değiştirmek olduğunu bildiği için buna oynuyorlar; Ruslara karşı Suriye ve Libya’da sözde yanımızda duruyorlar.
(2) İkinci oyun el koydukları Deyrizor’da topladıkları muhalif ve Irak’a kaçıp geri dönen Kürtleri ve Fırat’ın doğusundaki YPG/PKK unsurlarını bir arada Cenevre’de muhalif grupların içinde masaya oturtmak istiyorlar. Böylece Kürtleri Ruslar ve Esat’ın elinden alacağını hesaplıyorlar.
(3) ABD, bir yandan, Irak’ın kuzeyindeki Barzani ile Suriye’deki YPG/PKK arasında bir ilişki kurma peşinde. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Suriye ve Irak’taki Barzani etkisindeki Kürt grupları, Suriye Kürt Ulusal Konseyi ENKS altında topluyor.
ABD, Fırat’ın doğusundaki Kürtleri; sözde Türkiye’ye yakın olanlar, YPG/PKK’dan kalanlar ve Irak’tan dönenler ile birlikte paketleyip, Türkiye’nin tanıyacağı bir yapılanmaya sokmak istiyor. Barzani’nin grupları da Suriye tarafına katılınca sözde Ankara’nın tavrı yumuşayacak. Barzani de sözde bunlara ağabeylik yapacak. Ancak, göz olanı akıl olacağı görür; muhtemelen ABD, Suriye’nin kuzeyi ile Irak’ın kuzeyinin entegre olması için yeni bir oyun tezgahlıyor. Hem Kürtler birleşecek hem de Ankara’ya bak gördünüz mü PKK değil denecek. Ancak, Barzani ve PKK tarafı birbirine sempatik gelse de pratikte biri diğerinin işleri karıştırdığını düşünüyor. Neler olacak göreceğiz.
Muhtemelen Türk istihbaratı da bu işin içinde ya da onların bilgisi dâhilinde. Bunların hiçbiri Türkiye için hayırlı şeyler değil. Ama devlete kim nasıl bilgi veriyor, yönlendiriyor ise ABD bunda başarı sağlıyor. Asıl tehlike Suriye ve Irak arasındaki Kürt kuşağının Türkmen bölgesini yutması ve Türkiye’nin güneyini kapatması. Buna Türkmenler ile ilgili bölümde değineceğiz.
Ruslar ise Kürtleri ABD’nin elinden almak için Fırat’ın doğusunda devriye gezdiği yerlerde onları paralı asker yani kendi YPG/PKK’sı yapmaya çalışıyor. Ancak, Kürtler daha iyi maddi destek ve daha somut planları olduğu için ABD tarafını seçiyor.
Özetle, Ruslar Türkiye’yi Kürtlerle korkutmaya, Amerikalılar ise barıştırmaya (!) çalışıyor.

PKK terör örgütü ne durumda?
PKK’ya gelecek olursak; genel olarak pek mutlu sayılmazlar. Hem Suriye hem Irak’ta 2017 sonrası önemli terörist ve alan kaybı yaşadılar. Hâlihazırda;
* Türkiye içinde insansız hava araçları teknolojisi nedeni ile hareket edemiyor,
* Irak’ın kuzeyindeki Türk askeri varlığı örgütü güneye inmeye zorluyor,
* Suriye’de bir yıl öncesini çok arıyor; ana üsleri Afrin’i kaybettikten sonra Fırat’ın doğusundaki unsurları da bölündü. Suriye’de sadece alan kaybetmedi, 12 bin civarında terörist kaybetti. Türkiye, Barış Pınarı Harekâtı’nda kendisine gösterilen boş alana girmek yerine doğrudan YPG/PKK’yı hedef alsa idi belki de bitirmiştik, tarihi bir fırsat kaçtı.
Şu anda YPG/PKK, parasını ödeyen ABD’nin korumasına sığınarak Suriye’nin yeniden yapılanmasında kendine iyi bir pozisyon bulmayı umuyor.
Suriye Demokratik Güçleri denilen ucube içinde YPG/PKK ve Araplar anlaşamıyor. YPG/PKK, diğerlerini domine etmeye çalışıyor. ABD’nin zoru ile bir aradalar.
Irak tarafına gelecek olursak; PKK, 2017’den sonra Irak’ın içinde de geriledi, yeraltına indi. Ancak, Talabani Partisi içinden bir kadın milletvekilini Irak Parlamentosu’na soktu. Talabani ve Barzani, Bağdat’tan ortak para almak için işbirliği yapıyor ve bu maksatla merkezi yönetim ile görüşmelerde PKK’nın öne çıkmasını istemiyorlar.
PKK’nın hala Kandil’de 1000 kadar elemanı var, çoğu eleman yer değiştirmek zorunda kaldı. İran sınırına yakın yerlerde gizleniyorlar. Ayrıca Suriye sınırındaki Sincar bölgesinde de kendilerine bir bölge kurdular. Kendilerini gizlemek için sürekli isim değiştiriyorlar ve asıl desteği İran’dan alıyorlar. İran’ın vekil gücü Haşdi Şabi gibi örgütlerle işbirliği yaptıkları biliniyor. PKK şu anda Irak ve Suriye’de alan kontrolüne çalışıyor.
Türkiye’nin operasyonları PKK’nın manevra alanlarını daralttı ancak bu operasyonlar geçici olduğundan geri geliyorlar. Türkiye, Irak’ın kuzeyine yerleşmeli, Suriye ve Irak arasında sürekli bir tampon bölge kurmalı.

Irak’ın kuzeyinde durum ve sahipsiz Türkmenler…
Irak’ın kuzeyinde üç ayrı ülke çekişmesi var; ABD ve Türkiye, Türkiye ve İran, ABD ve İran.
ABD’nin Irak’ın kuzeyinde en çok dikkat ettiği yer Türkiye sınırındaki Ovaköy Sınır Kapısı ve Türkiye’nin bu kapıyı açmasına hep engel oldu ve olmaya devam ediyor. Bu kapı açılırsa Türkiye’den Bağdat’a doğrudan ticaret yolu açılır. Ama asıl neden bu yol açılırsa, Irak’ın Kürt bölgesinden Suriye’nin kuzeyindeki PKK trafiği ve silah ikmali kesilir. 2003 yılında başlayan harekâtta ABD birlikleri Barzani ile birlikte buradaki Türkmenleri güney Irak’a sürdüler. Halen ABD, Erbil’e uçaklarla indirdiği silah ve cephaneyi Nişabur’a kurduğu köprü üzerinden Suriye’deki YPG/PKK’ya taşıyor.
İran, Irak’ın kuzeyinde İran sınırına yakın Talabani bölgesi üzerinden etkisini sürdürüyor. O da Suriye-Irak sınırı boyunca bir Türkmen bölgesi olmasını istemiyor çünkü Suriye ve Lübnan ile bağlantısı kopabilir. 2017 yılında Musul’u havadan bombalayan ABD, sözde IŞİD ile mücadele ediyor gibi gözüküp, on binlerce Türkmen’in ölümüne yol açarken şehri de harabe haline getirdi. Her şeyini bırakıp kaçanlar da daha sonra ABD destekli IŞİD tarafından öldürüldü. Daha sonra Musul’a gelen Şii milis güçler burayı kontrol altına aldı ve şehirden kaçmak zorunda kalan Türkmen ya da Arapların geriye dönmesine müsaade etmiyor.
Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde üzerine oynayabileceği üç grup vardı;
* Türkmenler,
* Sünni Araplar,
* Kürt gruplar (Barzani).
Türkiye, kendine Irak politikalarında Şii yönetime karşı koz olarak Barzani’yi seçti. Bağdat’taki merkezi yönetimin askerleri kuzeye gelemediği için PKK’ya karşı işbirliği için Barzani’den medet umuldu. Irak ve Suriye’deki Kürt silahlı gruplar Türkiye’yi her zaman sırtından vurmuşlardır. Barzani ailesi kişisel çıkarlarının peşindedir. PKK’ya karşı istese de bir harekât yapamaz zaten hiç yapmamıştır. Çünkü kendine bağlı halk PKK’yı “savaşçı” olarak görmekte, sempati beslemektedir.
Irak’ta %10-15 Kürt ve %10 civarında yani 3.5 milyon Türkmen yaşıyor ve bunların çoğu Türkiye’nin güneyinde Musul ve Suriye sınırına yakın bölgelerde idi. Türkiye, 2003 yılında 1 Mart Tezkeresi’ni reddedince Türkmenler sahada sahipsiz kaldı. Bu bölgeler ABD tarafından Kürtlere sunuldu ve yapılan birçok (ABD-Barzani) askeri harekâtı ile zaten silahsız olan Türkmenler ya öldürüldü ya da güney bölgelere göç etmek zorunda bırakıldı.

Türkmenler için ne yapılmalı?
Bugün Irak’ta bir etnik grubun güçlü olması için iki şart var. Birincisi bir büyük devletin arkasında olması, ikincisi silahlı koruma gücünün olması. Arapların (S. Arabistan), Şiilerin (İran) ve Kürtlerin (ABD) hatta az miktardaki Hıristiyan azınlıkların arkasında güçlü destek var ama Türkmenlerin yok. Bu yüzden, Kürtler Bağdat’tan her istediğini almakta.
Örneğin yeni kurulan Irak hükümeti gene etnik ve dini esaslara göre bölündü. 22 bakanlığın; 12’si Şii, 6’sı Sünni (Arap), 3’ü Kürt, 1’i dini azınlıklara verildi. Bu dini azınlığın nüfusu Türkmenlerden çok daha az olmasına rağmen, Türkmenlere milletvekilliğini Şiiler engelledi. Türkmenlerin içinde hem Şii hem Sünni olduğu bahane edilerek kendilerini (Türkmenlikle alakası olmayan) Şii ve Sünnilerin temsil ettiği yalanı söyleniyor.
Türkmenler 2003’den sonra Türkiye’yi yanında hissedemediler. Silahlı bir güçleri de olmadığı için kimse tarafından dikkate alınmıyor. Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da Türkmenlerin esamesi okunmuyor. Sünni bakış, Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da en çok Türkmenleri vurdu.
Peki, Türkmenler için ne yapılmalı? Irak Türkmenlerinin Türkiye’den istekleri şu şekilde sıralanabilir;
(1) Kendi silahlı milis güçlerinin olması (Şu an sadece Kerkük bölgesinde sınırlı bir güç var ama resmiyeti yok).
(2) Türkiye’nin açık siyasi desteği (Türkiye’nin Irak’a yönelik uzun vadeli ve net bir politikası yok).
(3) Irak’ın parçalanması ya da federal bir ülke olması ihtimaline karşı Türkmen bölgesinin şimdiden kurulması.
Türkmen bölgelerinin homojenliği kaybolmuştur. Şu an Türkiye, Suriye’dekinin aksine denklemin içinde değil dışındadır. Suriye ve Irak arasındaki bölgede Türkmen bölgesinin kurulması ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeyinde olduğu gibi burada bir tampon bölge oluşturması, ABD’nin planlarını büyük ölçüde bitirecektir.

ABD ve Suudiler Irak’ı bölmek istiyor…
Irak Anayasası gereği, Parlamento Başkanlığı Sünni Araplara, Cumhurbaşkanlığı Talabani (Kürt) grubuna, başbakanlık Şiilere ve kuzeydeki Kürt Özerk Bölgesi ise Barzani grubuna verilmiş durumdadır. Şimdiki Cumhurbaşkanı Talabani partisinden Berhan Salih, ABD ve İngilizlerin adamı. Sünni Arapların en önemli ismi Irak Parlamento Başkanı Muhammed Halbusi. Ancak, dolandırıcının biri ve bu göreve gelmek için 30 milyon dolar rüşvet verdiği biliniyor. Yani Halbusi, peşinden gidilecek biri değil.
Sünni Arapların Türkiye ile işbirliği yaparak bölünme konusunda Bağdat’taki Şii yönetimini tehdit ettiği bazen basına yansıyor. Öte yandan, Irak Parlamento Sözcüsü Kerim Alawi’ye göre Irak’taki tüm bölünmeler ABD’den kaynaklanıyor ve Bağdat’taki Amerikan büyükelçiliği “böl ve yönet” için çalışıyor. Son bölünme planlarına gelince; Irak’taki gelişmelerin ilginç bir başlangıcı var. Haziran 2019’da Irak’ın Sünni kesiminden bazı politikacılar ve iş adamları Ürdün’deki Suudi büyükelçiliğine davet edilir. Orada Suudi Arabistan’ın Körfez İşleri Bakanı Thamer bin Sabhan tarafından karşılanırlar.
Gündemde Irak’ın kuzeyindeki Kürt Yönetim Bölgesi’nin hemen güneyinde bir Sünni özerk bölgesi kurulması planı vardır. Bu plan yeni değildir ama Irak’ın etki sahasında tutmak için ABD’liler tarafından Suudiler ile yeniden piyasaya sürülür. Sünni bölgesinin kurulacağı Anbar’da Irak petrolü ve doğalgazının %31’i bulunmakta. ABD, eğer Irak’tan çıkacak olurlarsa Suriye’de ellerinde tuttukları petrol bölgesini Anbar’da bulunan dört Amerikan üssünden desteklemeyi, belki de birleştirmeyi planlıyor. Planın arkasında İran’ın etkisini kırmak için Irak’ın bölünmesi var.

Ancak, Anbar’ın çoğu çöl ve nüfusu az; iki milyon. Buraya Filistin’den göçmen getirmeyi düşünüyorlar. Yani Sünni özerk bölgesi, Trump’ın Yüzyılın Anlaşması dediği İsrail’in göçmen tahliye problemine de yardım edecek. Ancak, Irak’ın orta kesimindeki Anbar Sünni olsa da diğer iki vilayet Salah al-Din ve Nineveh tamamı Sünni değil. Bu yüzden, önce Anbar sonra diğer Sünni çoğunluklu vilayetler düşünülecek.

Toplantı anlaşma ile sonuçlanır ama düzenleyici olan Ürdün istihbaratı kendi topraklarının Irak’a karşı komplo üssü olmasından memnun olmaz. Ürdün önceki Irak başbakanı Abdul Mahdi’nin kendilerine verdiği petrol desteğine çok müteşekkir olmuştur ve nihayetinde toplantı ile bilgiler ona sızdırılır. Mahdi’nin bu dönemde aslında Salman ile arası iyidir ve bir süre konuyu gizledikten sonra Riyad’da bir toplantıda gündeme getirir. Salman her zaman olduğu gibi kendisinin yapmadığı yalanını söyler. Ancak, birkaç hafta sonra Amman’da ikinci bir toplantı yapılır ve bu sefer ABD ve İsrail temsilcileri de katılır. ABD temsilcisi toplantıda bir saat kalır ve ayrılırken Suudi temsilcisine “Eğer yapmak istiyorsanız, buyrun” der.
Son gelişmeler durumu değiştirir ve şimdi ABD tamamen bu planın arkasında. Son toplantıda BAE temsilcisinin de olması, Suudilerin planı sadık müttefiki BAE’ye devrettiği şeklinde yorumlanır. Böylece Suudiler yalan söylemeye devam edecektir. Parlamento’daki Sünniler hükümeti zayıflatma çalışmalarına başlar ve Sünnilerin şikâyetlerini gündeme taşırlar. İkinci toplantı da Bağdat’a sızdırılınca Suudilerin bu işte ciddi olduğu anlaşılır. Sahne arkasındaki tartışmalar Paris’te yapılmıştı. Irak karşılığında Suudileri Şii vilayetlerini ayaklandırmakla tehdit eder.
Üçüncü toplantı Dubai’de yapılır ama daha kamuya açıktır. Gelinen aşamada Anbar vilayeti Kürtler gibi özerk bir bölge isterken, resmi yetkililer bu planı reddediyorlar. Kasım Süleymani suikastı ve yaşanan füze krizi sonrasında İran, bu plana karşı çıkarken, son haftalarda yeni gelişmeler görülüyor. Irak içindeki ABD hareketleri ve yeni Irak başbakanının kimliği bir şeylerin değişeceğini gösteriyor.

Sonuç
Libya, Suriye ve Irak’taki gelişmelere bakarak, ortaya çıkan yeni oyun planları üzerinde durduk. ABD’nin Ortadoğu’da kafası karışık gibi gözüküyorsa da aslında yönetim içindeki iki grubun çekişmesi var;
* Trump tarafı, Covid-19 ve ekonominin gittikçe kötüye gitmesi ile meşgul ve zaten Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore dururken Ortadoğu’nun tırı-vırı işleri ile uğraşmak istemiyor. Üstelik ABD tarafında Ortadoğu konusunda büyük bir bıkkınlık var.
* Pentagon-CIA tarafı ise Kürt projesinden vazgeçmiyor, uzun zamandır ördükleri alt yapıyı korumak için sahada kalmak istiyor. Gerekirse Irak’ı bölmeyi ya da bir iç savaş daha başlatmayı göze alıyorlar.
ABD, her an çekip gidebilir ama gitmeden önce özel temsilci James Jeffrey, ortalığı toparlamak, zararı azaltmak ve elde güçlü alt yapılar tutmak peşinde.
Türkiye için ise çok önemli görevler var;
* Libya’da kaybeden tarafta olmamak için Akile Salih kartına da oynamalıyız. Bununla da kalmayıp, Libya’nın enerji kaynakları ile ilgili oyuna da dâhil olmalıyız.
* Suriye’de doğru politika; PKK’yı elimine edecek doğru adam ile anlaşmaktır. Bu adres ABD, Rusya veya Barzani değil; Esat’ın kendisidir. Aksi takdirde Suriye’de 10-15 sene daha çakılı kalabiliriz.
* Suriye ve Irak Kürtlerini birleştirme tuzağına düşmemeliyiz.
* Irak ve Suriye arasında, Sincar bölgesi de dâhil, de facto bir tampon bölge kurup yerleşmeli ve burayı asıl sahibi Türkmenler ile inşa etmeliyiz.
* Irak’ın bölünmesi ve böylece Ankara Anlaşması’nın kadük olması halinde, Türkiye’nin ahdi haklarımızı özellikle Misak-ı Milli içinde koruması için kararlı ve hazırlıklı olmamız gerekir.