Savaşın ortaya çıkardığı iğrenç içgüdü: Irkçılık

İslam Özkan, politikyol.com’da “Savaşın ortaya çıkardığı iğrenç içgüdü: Irkçılık ” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

 Savaşın ortaya çıkardığı iğrenç içgüdü: Irkçılık

Ukrayna’daki savaş henüz daha yedinci gününe girerken ırkçı ve faşizan açıklamaların yağmur gibi arka arkaya gelmesi bizleri hayal kırıklığına uğratabilir ama gerçek bu maalesef.

Edward Said, bütün dünyada Doğu çalışmalarının seyrini değiştiren ve Batılı üniversitelerin mühendislikler de dahil bütün bölümlerinde temel ders kitabı haline gelen Şarkiyatçılıkadlı eserine şu cümlelerle başlar: “1975-76’daki korkunç iç savaş sırasında Beyrut’ta bulunan bir Fransız gazeteci, yerle bir olmuş kent merkezi için·, ‘burası bir zamanlar Chateaubriand ile Nerval’inŞark’ına …aitmiş gibi görünürdü’ diye yazmıştı yana yakıla.

75’ten bu yana yaklaşık 47 yıl geçmesine rağmen Batılı varoluşa hitap ya da bu varoluş biçimine “tealluk” eden bir savaş çıktığında aynı sözcük ve cümlelerle karşılaşıyoruz. Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaş, bu negatif duyguları yeniden depreştirdi. Örnek mi, verelim.

ABD kanalı CBS NEWS muhabiri Charlie D’Agata canlı yayında “Burası on yıllardır kaosla yaşayan Irak veya Afganistan değil. Burası böyle şeyleri görmeyi hiç ummadığınız medeni Avrupalılara has bir kent” demiş. Bu ifadeleri kullanması sosyal medyada bayağı ses getirmiş ve izleyenleri şaşırtmış. Muhabirin sözleri Twitter’da 1,5 milyondan fazla kez görüntülenirken kullanıcılar D’Agata’nın ırkçı söylemini tarihi bir hata olarak yorumlamış.

Bunu söyleyen sadece CBS’in Amerikan vatandaşı Charlie D’Agata muhabiri olsaydı dil sürçmesi, gaf, dalgınlık gibi Batılı toplumların belirli kesimlerinin en derinlerine nüfuz etmiş ırkçılığı ve Avrupa Merkezciliğini görmezlikten gelmemizi sağlayacak bir tevil yolu bulur, işi geçiştirirdik. Ama durum öyle bireysel bir hata ya da dil sürçmesi gibi durmuyor, zira İngiltere’den meslektaşı ITV News muhabiri Lucy Watson da benzer söylemlerle ırkçılık kervanına katılarak bir tren istasyonundan yaptığı yayında “Ukraynalıların başlarına düşünülemez bir şey geldi. Burası gelişmekte olan bir üçüncü dünya ülkesi değil, burası Avrupa.” ifadelerini kullanıyor. Irkçılık tonu burada düşse de yine Batılıları diğerlerinden ayıran egosantrik bir yaklaşımla karşılaşıyoruz.

Ukrayna’daki savaş henüz daha yedinci gününe girerken ırkçı ve faşizan açıklamaların yağmur gibi arka arkaya gelmesi bizleri hayal kırıklığına uğratabilir ama gerçek bu maalesef. Batılı toplumlar içerisindeki bu ırkçı damarı –ki bütün Batılıları aynı kefeye koymamak gerekir-ilk keşfeden Siyonizmin fikir babası kabul edilen Herzl olmayacaktır, ondan daha önce de bunu keşfedenler oldu. 1896’dayazdığı “Yahudi Devleti” adlı kitabında Herzl, mealen, anti-semitizmin Avrupalı insanın kanına işleyen bir olgu olduğunu ve Batılı insanın zihin dünyasından söküp atmanın mümkün olmadığını, tek çarenin kurulacak bir ‘Yahudi Devleti’nde olduğunu söyler.

Onun bu tespitini doğrulayacak yeterince malzemeyi, Ukrayna Savaşı başladıktan bu yana sadece bir haftalık bir süre içerisinde yine Beyaz ve sarışın ırktan gelen Batılı gazetecilerin verdiğini görüyoruz. Bu konuda İngilizi, Fransızı ve hatta Ukraynalısı bile çok farklı değil.

BBC’ye konuşan Ukrayna’nın eski başsavcı yardımcısı David Sakvarelidze’nin canlı yayındaki açıklamalarında yeniden ete kemiğe bürünüyor: “Benim için bu yaşananlar çok duygusal, çünkü mavi gözlü ve sarı saçlı Avrupalıların öldürüldüğünü görüyorum”

Ukraynalıların korkusunu anlayabiliyorum, elbette ABD ve AB’yi Ukrayna’ya müdahaleye teşvik sadedinde bir takım sözler sarf ediyorlar ve muhtemelen bu ırkçı sözleri de teşvik bağlamında anlam kazanıyor ancak başka kelimeler seçilemez miydi? Irkçılık yapmadan ABD ve AB, Ukrayna halkının yaşadığı trajediye önlemeye çağrılamaz mıydı?

Ukraynalıların korkusunu anlayabiliyorum, elbette ABD ve AB’yi Ukrayna’ya müdahaleye teşvik sadedinde bir takım sözler sarf ediyorlar ancak başka kelimeler seçilemez miydi? Irkçılık yapmadan ABD ve AB, Ukrayna halkının yaşadığı trajediye önlemeye çağrılamaz mıydı?

Öte yandan Fransız kanalı BFM TV’de konuşan başka bir yorumcu, “Putin’in desteklediği Suriye rejiminin bombalarından kaçan Suriyelilerden bahsetmiyoruz, Avrupalıların bizimkine benzeyen arabalarla kendilerini kurtarmak için ayrılmalarından bahsediyoruz” dedi.

Fransız Gazeteci Ulysse Gosset’i ise yaptığı bir yayın sırasında “21. yüzyıldayız, bir Avrupa şehrindeyiz ve sanki Irak’ta ya da Afganistan’daymışız gibi seyir füzesi ateşi var, hayal edebiliyor musunuz!” ifadelerini kullandı.

Öyle görünüyor ki savaşın bu kez Avrupa’ya taşınmış olması, bazı Batılıların korkularını depreştirmiş, aradan geçen on yıllardan sonra savaşın karanlık yüzünün bir kez daha yaşlı kıtaya dönmüş olması onları dehşete düşürmüş olmalı. Savaş bu nereye konacağı belli olmaz.

Canlı yayında milyonların karşısında konuştuğunun farkında olan bu sözde gazetecilerin örnekleri o kadar çok ki, her biri birbirinden rezil.Her zaman rastlanılan türden ırkçı ifadelerin yanı sıra ve yine bu söylemin bir uzantısı olarak savaşın en yıkıcıları Avrupa’da gerçekleştiği halde –I ve II. Dünya savaşlarını hatırlayalım- onlara göre savaş, Avrupa’ya yakışan bir kavram olarak görülmüyor. Sıradan ve düz bir Batılının kafasında savaş, Suriye’de, Afganistan’da, Libya’da, Irak’ta, Filistin’de ve Yemen’de olması gereken bir şeydir, Batılı ülkelere yakışmaz, orada estetik durmaz. Savaş dediğin Avrupa dışı coğrafyalarda yaşayan gayrı medeni, gayrı insani varlıkların giriştiği bir şeydir çünkü onlar müzakere edemez, onlar Karl Marx’ın Napolyon’un 18. Brumiare’i adlı eserinde ifade ettiği gibi “kendilerini temsil edemezler, temsil edilmeleri gerekir.”

Bütün bu tabloyu tamamlayan başka bir husus da Ukrayna’da savaştan kaçan sarışın mavi gözlü Ukrayna vatandaşlarının sınır geçişlerini kolaylaştırırken aynı şeyin Ukrayna’da yaşayan, ticaret yapan ya da eğitim gören esmer tenli Araplar, Asyalılar ve Ortadoğululardan esirgenmesidir.

Bu çok büyük bir acımasızlık ve ayrımcılık aslında. Bazı görüntülerde Ukrayna ordusuna bağlı askerlerive Polonya sınır muhafızları, siyah Afrikalıları, Arapları ve Hintlileri engellerken beyaz Ukraynalılara “Hoşgeldin” diyorlar. Mesele sadece bununla da kalmıyor, Ukraynalı ve Polonyalı polisler savaştan kaçan Afrika, Arap ve Asya uyruklu mültecilere yönelik ırkçı, aşağılayıcı ve aşağılayıcı ifadeler de kullanıyor.

Savaş zamanlarında maalesef insan içgüdüsü tüm çirkin yönleri tezahür ediyor, insan güdülerinin en iğrenç yönleri ortaya çıkar. Bu durumda ırkçılık tüm çirkinliği ve uçarılığıyla, Ukrayna halkının yaşadığı trajediyle dayanışmasının önündeki en büyük engel olarak görülebilir. Batılı toplumlar kendi içlerindeki ırkçı unsurları yüzyıllardır aşamadı bundan sonra aşabilir mi, Allah bilir.

Not: Ukrayna savaşında bazı Batılı gazetecilerin dile getirdiği söylemleri aşağıdaki linkte derli toplu olarak bulmak mümkün.

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/rusya-ukrayna-savasinda-irkci-soylemler-mavi-gozlu-ve-sari-sacli-insanlar-oluyor-42012703

 

Kaynak: Farklı Bakış