Kim Ki Bu Vizyoner Lider

Zeynep Kılıç Yazdı;

 Kim Ki Bu Vizyoner Lider

Başıboşluğun derbederliğin dört başı mamur gittiği bir dönemde insanlar gözlerini ufka dikmiş gökten bir mucize ile ikinci gayb döneminde kayıp kurtarıcı bir Mehdi ve Mesihi bekler gibidirler.  Denize düştüğünde yılana sarılmamak için korku ve ümit arkında olmak ise ayrı bir tartışma konusudur. İnsanlar geçmişte yaşadıkları siyasi travmalardan hala dert yanarken, mevcut durumdan da artık şikayetçi olmaya başlarken, mevcut düzenden başka sığınacak hiçbir limanı olmadıklarından da hiçbir alternatif merci de üretme şansına sahip değiller. Kimileri devlet der, beka der, millet devlet içindir edasıyla milleti-halkı neredeyse devlete feda eder duruma gelmişlerken kimisi hak, hukuk, adalet der halk der devleti millete feda edercesine devleti gözden çıkarır fakat bütün bu sloganlar tek taraflı olduğunda birleştirici güç ve fonksiyondan mahrum kalmakta insanların beklenti ve isteklerini geçici bir şekilde karşılamakta kalıcı ve uzun vadeli bir geleceği kurgulamaktan aciz kalabilmektedir.  Razı olmadıkları mevcut durum ve konumdan kurtuluş için ortaya çıkan alternatif kurtarıcı liderler ise toplumu ikna edecek rızayı üretmekten miller, kilometreler ırak kalırken toplum hala alternatif lider arayışında buhran ve bunalımlara sürüklenmektedirler. Toplum kendi içinde kıt kanat bir üslupla da olsa bir üst lider kimliği inşa etmeye çalışırken ellerindeki lider adayların CV’lerinden bir CV (özgeçmiş) seçmek mecburiyetinde kalabilmektedir.  Bu CV’lerin seçiminde referans aldıkları özellikler ise bir liderde bulunması gereken iki önemli faktör öne çıkabilmektedir. Bu iki önemli faktörlerden biri bir liderin misyonudur, bir diğeri se şüphesiz liderlerin vizyonudur.

Her parti liderinin kendine yüklenilen bir misyon ve görevi vardır elbette fakat bu partiyi ileriye taşıyacak hareket motoru belki de misyonları kadar liderlerin vizyonlarıdır.

Türkiye siyasi tarihinde bu iki faktörün eşit ağırlıkta olduğu çok nadir örnekler olmuştur. Günümüz Türkiye’sinin hem ulusal çapta hem uluslararası arenada vardığı konum şüphesiz bu dengeleyici faktörlerin nerdeyse bir liderde eşitlenebilir bir hal almasından illeri geldiği söylenebilir. Yüzde ellilik bir başarıyla da olsa Demokratikleşme ve normalleşme deneme süreçleri Türkiye siyasi tarihinde başarılı örneklerdir. Yeni bir Türkiye için bu başarının sürdürülebilir bir başarı olması gerekirdi. Bu süreçler imar edilmeye çalışılırken elbette ki daha titiz davranılabilirdi. Örneğin feto ve benzeri terörle mücadele operasyonlarda mağduriyetlerin asgari seviye indirgenmesine dikkat edilebilirdi. Liyakat ve ehliyette kaytarmaları, kayırmaları önlemek amacıyla ehliyetin ehline, en layığına verilmesi ön koşul alınabilirdi. Şehirlerden, köylere, mezralara, taşralara kadar giden fiziki taş yolların yapılmasından köprülerin kurulmasından hiç kimsenin şüphesi olmadığı gibi gönülden geçen ipekten atlastan yollar ve köprülerin temelleri kolanları da daha sağlam atılabilirdi. Ayrıştırıcı ve ötekileştirdi bir dilin yüzeysel değil ayrık otu gibi yerden bitmemesi için kökten sökülmesi itimat edici bir toplumun inşa etmesine yapıcı bir katkısı olurdu. Bütün olumsuzluklara rağmen bu alanlarda şüphesiz yapılan çalışmalar kayda değerdir. Peki bu eksiklikleri giderecek vizyoner bir lider seçimi için bugünkü şartlara bakıldığında bu alanda yine tecrübesi olanlar üzerinde gitmekten toplumun hala başka hiçbir lüksü görünmemektedir. Mevcut aday liderlerin profillerine bakıldığında ise vizyondan vizyonsuzluk sıçramaktadır. Peki kimdir bu vizyoner olan:

İleriyi görebilen öngörebilen lider vizyoner olandır, sabah ne yediğini içtiğini bilmeyen ya da bilmezlikten gelen değil. Beyni, gönlü gaflarla örtülü olan değil.  Takım elbisesi jilet gibi olup elleri eldivenlerinden kara olanlar değil. Beyaz Toroslarla faili meçhullerle ismi namı anılan değil. Askeri vesayetten daha yakamızı paçamızı kurtarmamışken cennet yurdumuzun mafyanın vesayetine, yer altı dünyasının trajikomik bir şekilde hodri meydanına çevirmesine meydan veren hiç ama hiç değildir.

Hem kendi iç dinamikleri, farklılıklarıyla hem de dış dünya ile komşuları ile en azından yeni dünya ile her şarta ve vaziyette üslubunca yol alıp entegre olabilmeyi başarandır, deve kuşu gibi başını kuma gömüp cüssesi dışarda kalan değil.

Rakibine karşı dobra, dobra olandır, kuyruğu her sıkıştığında şehir efsanelerine sığınan değil.

Hak, hukuk, adalet sloganıyla yolara koyulup daha yolun başında adalet ehlince kapana çakılanlar değil.

Işıkları söndürüp yek başına oturup da en çok kendileri karanlığa duçar olup boğulan değil.

Şehitlerin cenazelerine elinde güllerle de gitse çelenkle de gitse en çok yuhalanan, taşlanan değil.

Kardeşlik sloganlarına abanıp da kardeşliğin Muhacirin, Ensar’ın ruhundan bi haber olan değil.

‘Z’ kuşağıdır da ‘Z’ kuşağıdır diye mız mızzz’lık, afacanlık ya da babacanlık yapmak da köklü kodları olan bir toplumun halaskar liderliğini üretmek için kâfi gelmeyebilir.

Mabetler esirken uykusu kaçıp çadırı bile kendine çok görendir mum gibi eriyendir deli olandır divane olandır bölük, bölük devriye gezen komutandır, liderdir.

Ağustos böceği gibi yazın saz çalıp çepik çalmakla kışın karıncanın kapısında dilenen değildir.

Vizyoner lider milletin geleceğini, kurtuluşunu kumarhanelerin imarında gören lider değildir.

Vizyoner lider millet seller, sularda cefa yaşarken, denizin seyrinde sefasında boğulan hiç ama hiç değildir.

Vizyoner bir lider ‘La’ hayır diyebilendir reddedebilendir, inkâr edebilendir, bütün iticilikleri, bütün kötülükleri, bütün düzmeceleri bütün malayani olanı bir lafzıyla yerlere çalabilendir.

Ve teslimiyet testinde ill’ALLAH evet ancak ve ancak Allah’ı, Allah’ın hakkını, Allah’ın halkını, hakkıyla gözetip siyahi bir köle de olsa emrine amade olunması gereken liderdir.

 

Kaynak :farklı Bakış