Tarih: 26.11.2020 16:30

BÜLENT ARINÇ VE İHSAN ARSLAN ÜZERİNE

Facebook Twitter Linked-in

Takvimler 26 Ocak 1970’i gösteriyordu. 1969 seçimlerinde Konya’dan bağımsız Milletvekili seçilen Necmettin Erbakan ve arkadaşları Milli Nizam Partisi’ni kurmaya karar verdiler.

Bu vesileyle Kızılay’daki Büyük Sinema'da önemli bir etkinlik de düzenlendi. Sinema salonu tıklım tıklım dolu. Bülent Arınç; genç bir hukuk öğrencisi ve sahnede Necip Fazıl’ın "Sakarya" şiirini okuyor. O, şiiri okurken Necip Fazıl salona giriyor bir yanında Erbakan Hoca, diğer yanında Hasan Aksay.

Heyecan doruk noktada. Hasan Aksay Ağabey’in deyimiyle partiye ‘Milli Nizam’ isminin verilmesi Eşref Edip’in isteği üzerine olmuş. Parti’nin kuruluş haberi dönemin CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye bildirildiğinde İnönü’nün ağzından şu sözler dökülür: ‘İyi olmuş parti kurdukları, bakalım elli sene sonra oranları kaça düşmüş öğreniriz.’

MNP kuruldu, parti Necmettin Erbakan, Hüsamettin Akmumcu ve Hüseyin Abbas olmak üzere parlamentoda üç kişi ile temsil ediliyordu. Sanıyorum Hasan Aksay o yıllarda AP’den Adana milletvekili. O da MNP’de yerini alanlar arasında ve hatta kurucularından. Parti kuruldu. O dönemin genç kuşağı harıl harıl ‘bütüncül İslam’ı anlatan kitaplar okuyor ve okuduğu kitapların kritiğini yapıyor, özetini çıkartıyor ve önemli bir özgüvenle ‘ben de varım’ diyebiliyordu. Sanki ilk defa Osmanlı sonrası aidiyetine kavuşmanın heyecanı yaşanıyordu. İşte bu heyecanlı gençlerden birisi de Hukuk Fakültesi öğrencisi Bülent Arınç’tı, bir diğeri ise AÜDTCF öğrencisi İhsan Arslan’dı. Tabii ki bu arada Ankara Ticari İlimler Akademisi öğrencisi merhum Bekir İnan ve yine Ankara İlahiyat Fakültesi öğrencisi Saim Altınbaş’ı da zikretmeliyim.

Efendim, o dönemin genç kuşağı olarak hiçbir beklenti içerisinde olmaksızın büyüklerimizin de önemli ilgi ve katkıları ile dinimizi öğrenmeye çalışıyorduk. Ankara GMK Bulvarında bulunan İmam Hatip Mezunları Cemiyeti’nde Mustafa Yazgan’ın yönetiminde fikri çalışmalar yapıyorduk. Ben ve Eflatun da, Zekeriya İyilik ağabeyin tavassutu ile o çalışmaya dahil olduk. Çalışma Üniversiteler Fikir ve Aksiyon Birliği adı altında (ÜFAB) yapılıyordu. Mevdudi’nin ‘İslam’da İhya Hareketleri’ kitabından Che Guevara’nın ‘Gerilla Günlüğü’ne kadar neredeyse tüm kitaplar orada okunur ve tartışılırdı. Mesela benden Mevdudi’nin İslam’da İhya Hareketleri’nin özetini çıkartmam istenmişti. Ve yine ‘TASAVVUF’ konusunda araştırma ve sunum yapmam istenmişti. Haa bu arada TASAVVUF’la ilgili kitapları da kitapçıda karşılaştığım o zamanlar Askeri Hakim olan Baki Tuğ hediye etmişti.

Bülent Arınç, İhsan Arslan isimli arkadaşlarımız da oldukça samimi bir şekilde bu çalışmalardaki yerlerini alıyorlardı. Bülent Bey oldukça açık sözlü düşündüklerini hiçbir hesap-kitap yapmaksızın ortaya koyan bir arkadaşımızdı. İhsan Bey ise biraz daha, hayır hayır daha çok ‘kozmik’ görünümlü, her düşündüğünü paylaşmayan kısmen gizemli diyebileceğim bir görüntü ya da karakter sergiliyordu. Zaten İhsan bey bir süre sonra ÜFAB’deki katılımlarını aksatmaya başladı. Zira o dönemler Sanayi Bakanlığı bünyesinde teknik ressam olarak çalışan Müslim Gündüz ile de yakınlıkları olmuştu sanırım. Eh ne de olsa ikisinin de Risale-i Nur öğrencilik geçmişleri vardı. İhsan Bey her ne kadar ‘Aklımda Kalanlar’ kitabında, hatıratında nehir söyleşi kitabında bu konulardan bahsediyorsa da neredeyse anlattıklarının tümünde yine bir gizem var, olsun. Ne yapalım dün de böyleydi. Karakterini değiştirecek hali yok ya! Resulullah (a.s.) buyuruyor: ‘Bir kimse şu dağın (Kubeys) yerinden kaydığını duyarsa inansın da ve fakat bir kimsenin huyunun değiştiğini duyarsa inanmasın.’ Öyle ya, dağ tegayür eder ve fakat huy tegayür etmez.

Neyse geçmişi, Allah ömür verirse ileride daha geniş boyutları ile paylaşırız. Ancak Türkiye’de son zamanlarda önemli gelişmeler oluyor. Siyasi yapılanmalar adeta sancılı bir süreç yaşıyor. Devlet Bahçeli belki de çapından büyük (meclis aritmetiğindeki yeri itibarıyla) sözler sarfediyor. Alaattin Çakıcı’ya sahiplenirken sanki geride kalan, küstürülen ülkücülere yeniden MHP’nin adres olduğunu salık veriyor. Cumhurbaşkanı sanki "Sarı İnek" hikayesinde olduğu gibi açlıktan bitap düşen Aslanlar'a sarı ineğin verilmesine onay veriyor. Berat Albayrak bir bakıma aç aslanlara kurban ediliyor. Ama biline ki o aç aslanlar bununla yetinmeyecekler, diğerlerini de isteyecekler. Nitekim istediler de: Bülent Arınç gençliğinden bu yana nasıl davranıyor idi ise, son çıkışlarda da aynısını yaptı. Beğenelim ya da beğenmeyelim Bülent Bey bu. ‘Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’a sahiplenmesi politik bir sahiplenme değil, takiyesiz, başkalarının hesabi davrandığı bir konuda o, her zaman olduğu gibi hasbi davranmıştır. Sonuç ortada, başkaları gibi kapalı kapılar ardında bu düşüncelerini paylaşsa hiçbir şey olmazdı. Bunları söylerken Bülent Bey’in söylediklerini onayladığım ya da onaylamadığım hükmüne varmayınız lütfen. Zira ben gençliğinden itibaren tanıdığım ve samimiyetinden şüphe etmediğim bir insanı anlatıyorum.

Samimiyet insanı her zaman doğruya mı götürür? Hayır. Samimiyet akılla, ciddiyetle, gerçeklikle değer kazanır. Olsun birbiri ardınca kurbanlar veriliyor.

Versinler bakalım, bütünü kurtarabilecekler mi?

İhsan Arslan’la ilgili disipline sevk kararı da benim için sürpriz olmadı.

Zira o siyasi ittifak İhsan Arslan'ın  ne BBC’ye verdiği beyanatı kaldırabilir ne de ‘Aklımda Kalan’lar kitabındaki açıklamaları.

Ne var yani adam yaşadıklarını, düşündüklerini içerisinde yaşadığı toplumla paylaşıyor, paylaşmasın mı? Bunca ömrün ‘birikim zekatı’ yok mu?

Ne yapalım susalım mı, geçmişteki büyüklerimizin bize verdikleri emekleri, semereleri sırtımızda kabire mi götürelim? Birilerinin hatırı için ya da hazreti konjonktürün hatırı için konuşmasınlar mı, konuşmayalım mı? Konuşulanların, yazılanların kime ne zararı var?

Hani birçoğumuz fıkhen Hanefi Mezhebi’ndeniz ya! Ondan bir alıntı yapalım: ‘Ebu hanife’ye sorarlar: Ey İmam söylediklerin mutlak doğru mudur? Cevap: Belki de mutlak yanlıştır. Benim söylediklerim doğrudur yanlış olabilir, başkalarının söyledikleri yanlıştır, doğru olabilir.’

Unutmayalım ilkeli olmak başarılı olmaktan önce gelir. İki gençlik arkadaşımla ilgili birşeyler yazmayı görev addettiğim için bu satırları sizlerle paylaşıyorum.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —