70 Yaşına Dek Günde 17 Saat Çalışan Bir Hoca: Fuat Sezgin

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Nuriye Çakmak Çelik, Türkiye’nin yetiştirdiği İslam bilim tarihi uzmanı Prof. Dr. Fuat Sezgin’i yazdı…

70 Yaşına Dek Günde 17 Saat Çalışan Bir Hoca: Fuat Sezgin

Prof. Dr. Mehmet Fuat Sezgin, 24 Ekim 1924 günü Bitlis’te dünyaya geldi. Babası Mirza Mehmet Efendi, annesi Cemile Hanım’dı. Ailesi, Siirt´ten Bitlis’e göç eden Osmanlı’nın eski Şirvan Beylerine dayanıyordu. Fuat Sezgin ilkokulu Doğubeyazıt’ta okudu. Erzurum Lisesi Fen Bölümü’nü burslu ve yatılı olarak bitirdi. 1943 yılında matematik okuyup mühendis olma niyetiyle İstanbul’a geldi. Bir akrabasının teklifi bu düşüncesini de hayatını da tamamen değiştirdi. İstanbul Üniversitesi Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde Alman şarkiyatçı Prof. Dr. Hellmut Ritter tarafından verilen seminere davet edilen Sezgin, bu seminerden ve semineri veren hocadan çok etkilendiği için mühendis olmaktan vazgeçti ve Hellmut Ritter’in talebesi olmaya karar verdi.

Prof, Dr. Fuat Sezgin

 

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Filolojisi bölümünde lisans eğitimi almaya başladı. Hellmut Ritter’in yanında öğrenim gördü ve onun teşvikiyle İslam Bilimleri alanına yöneldi. Hocasıyla olan ilişkisini ve çalışma temposunu şöyle anlatıyordu: “Hocam bir gün bana sordu; ‘kaç saat çalışıyorsunuz?’ Ben, ‘günde 13-14 saat çalışıyorum’ dedim. ‘Bu tempoyla bir bilim adamı olamazsınız. Eğer bilim adamı olmak istiyorsanız bunu çok daha artırmalısınız’ dedi. O, günde 24 saat çalışırdı. Günler uzun olsaydı, daha çok çalışacaktı. Ben ondan sonra çalışmamı 17 saate çıkardım. Bu, 70 yaşıma girinceye kadar devam etti. 70 yaşımdan sonra, çalışmamı bir iki saat azalttım. Aşağı yukarı 13-14 saat çalışmaya gayret ediyordum.”

1951’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Doçentlik tezini Buhâri’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar adıyla yayınladı. 1957 yılında bilim insanlarını destekleyen Alexander von Humboldt Vakfı bursunu kazandı ve Almancasını da ilerletme düşüncesiyle bu burstan faydalanarak Almanya’ya gitti. Bir yıl sonra döndü ancak Türkiye’de 1960 darbesi yaşanmıştı. Darbe sonrası askerler tarafından üniversitelerden uzaklaştırılan 147 akademisyenin arasında onun da ismi vardı. Vatanından ayrılmak kendisine çok zor gelse de ilmî çalışmalarını devam ettirebilmek için 3 farklı üniversiteden dostlarına mektup yazdı ve üçünden de kabul aldı. Bunlar; Frankfurt Üniversitesi, Kaliforniya Berkeley Üniversitesi ve Yale Üniversitesi’ydi. Dünyanın tek Bilimler Tarihi Enstitüsü’ne ev sahipliği yapan Frankfurt Üniversitesi’ni tercih etti ve 1961 yılında Türkiye’den ayrıldı.

Câbir bin Hayyân hakkında hazırladığı teziyle 1966 yılında profesörlüğe yükseldi ve aynı yıl kendisi gibi şarkiyatçı olan Ursula Sezgin ile evlendi. Fuat Sezgin, 15 yıl resmi asistanlığını yapan eşinden ve onunla olan çalışmalarından şöyle bahsediyordu: “Almanya’ya gidişimin dördüncü ayında eşimi tanıdım. Eşim tanışmadan evvel Müslüman olmuş genç bir Almandı. O olmasaydı işim çok zor olurdu. Benim imanım vardı. Allah’a karşı mutlak inancım vardı. Bir de eşimin çok yüksek insani vasıfları ve benim hedefime ulaşmamdaki bana olan inancı ve beni desteklemesi. 1961 yılında oraya gittiğimin 4. ayında kitabımı yazmaya başladım. Kitabımı yazarken eşim yazdıklarımı alıyor, etüt ediyordu. Almancam pek iyi değildi, tashih ederek matbaaya gidecek hale sokuyordu. Eşim benim için çok mühimdi!”

Fuat Sezgin, alanında şimdiye kadar yazılan en kapsamlı eser olarak kabul edilen Arapça Yazma Eserler Literatürü Tarihi başlıklı eserinin ilk cildini 1967’de yayınladı. Bu çalışma nedeniyle 1978’de Kral Faysal İslami İlimler Ödülü’nü kazandı ve ödülü ilmi çalışmaları için kaynak olarak değerlendirdi. 1982 yılında Goethe Üniversitesi Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nü, 1983’te İslam tarihi boyunca Müslüman bilim insanlarının icat ettiği alet ve düzeneklerin modellerinin sergilendiği İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ni kurdu.

Arapça, Süryanice, İbranice, Latince ve Almanca başta olmak üzere 27 dili iyi derecede bilen Prof. Dr. Fuat Sezgin’in hayali İslam, Bilim ve Teknoloji Müzesi’nin İstanbul’da da açılmasıydı. “Bir müze olmasa bile bir odayı doldurabilir miyim?” düşüncesi ile başladığı çalışmalarda yüzlerce aletin modellenmesine önayak oldu. Bu modellerin 600 tanesi 25 Mayıs 2008 tarihinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açılışını yaptığı Gülhane Parkı içerisinde bulunan İslam, Bilim ve Teknoloji Müzesi’nde sergilenmeye başladı. Aynı binada, hayatı boyunca dünyanın birçok farklı köşesinden bir araya getirdiği özel ciltlerle Prof. Dr. Fuat Sezgin ve Dr. Ursula Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesi’ni kurdu.

2010 yılında Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı’nın kuruluşuna öncülük etti. Kuruculuğunu üstlendiği İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Özel Ödülü’ne layık görüldü.

Hocaların hocası Prof. Dr. Fuat Sezgin, 30 Haziran 2018’de Arap-İslam Bilimler Tarihi isimli eserinin 18. cildini yazarken 94 yaşında vefat etti. Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Gülhane Parkı içindeki İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin bahçesine defnedildi.

Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile 2019 yılı “Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı” olarak ilan edildi. Bereketli ömründe imza attığı sayısız çalışmanın amacını, “Müslümanlar, ilimler tarihindeki muazzam yerlerini bilmedikleri için veya yanlış bildikleri için; Avrupalılar karşısında büyük bir aşağılık duygusu içindeler. Benim asıl amacım onlara atalarının ilimler tarihindeki muazzam yerlerini göstermek ve öğretmektir…” cümleleriyle özetliyordu.

Bilimler tarihinin zirvesi: Fuat Sezgin