Ortadoğu'da tırmanan gerilim, geleneksel askeri doktrinlerin asimetrik savaşın acımasız gerçekleriyle yüzleştiği yeni bir faza evriliyor. Washington'dan gelen "Hark Adası'na askeri müdahale" sinyalleri, sahayı okuyan uzmanlar tarafından büyük bir stratejik hata olarak değerlendiriliyor.
İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik son hamleleri, nükleer tesislerin yakınlarına düşen füzeler ve kilitlenen enerji şebekeleri üzerinden okunurken, masadaki en tehlikeli senaryolardan biri Hark Adası'na yönelik olası bir Amerikan amfibi harekâtı. Ancak küresel enerji altyapısı ve modern savaş lojistiği konusunda derin tecrübelere sahip olan analist Stanislavs'a (Sus) göre, bu plan yalnızca kağıt üzerinde kolay görünüyor.
"Hark Adası Bir Katliam Alanına Döner"
Dialogue Works YouTube kanalından Nima L. Alkhorshid'e konuk olan Stanislavs'ın analizinin merkezinde, ABD Deniz Piyadelerinin (ve olası 82. Hava İndirme Tümeni unsurlarının) Hark Adası'na yapacağı bir çıkarmanın lojistik bir kabusa dönüşeceği gerçeği yatıyor. Kuveyt'ten adaya yapılacak yaklaşık 300 kilometrelik bir intikal, hava ve deniz unsurlarını açık hedef haline getiriyor.
Adaya C-130 nakliye uçakları, Osprey tiltrotorları veya helikopterlerle asker indirmeye çalışmak, İran'ın omuzdan atmalı hava savunma füzeleri (MANPADS) ve Şahit serisi insansız hava araçları için kusursuz hedefler sunuyor. Üstelik adanın vurulan altyapısı nedeniyle içme suyu tedarikinin tamamen dışa bağımlı hale gelmesi, çöl sıcağında operasyon yapan askerler için devasa bir su ve mühimmat ikmal hattı kurulmasını zorunlu kılıyor.
Asimetrik Savaşın Yeni Kabusu: FPV Dronelar
Ancak asıl tehlike, Ukrayna savaşında rüştünü ispatlayan ve savaşın doğasını değiştiren FPV (Birinci Şahıs Görüşü) dronelar.
Stanislavs, bu asimetrik tehdidin boyutunu şu sözlerle özetliyor:
"Ukrayna'da cephe hattında drone temas mesafesi 35-50 kilometreye ulaşmış durumda. Hark Adası'nın İran anakarasına uzaklığı ise sadece 36 kilometre. İranlı operatörlerin anakarada, güvenli sığınaklarında veya ağaç altlarında sanal gerçeklik (VR) gözlüklerini takarak, RPG mühimmatı yüklenmiş FPV dronelarla adaya çıkan askerleri avlaması işten bile değil."
Milyarlarca dolarlık hava savunma sistemleri (Patriot veya Phalanx), yüzlerce ucuz FPV drone'un aynı anda gerçekleştirdiği "sürü saldırıları" (swarm tactics) karşısında aşırı yüklenerek (overload) çökme riski taşıyor. Bu durum, adayı ele geçiren bir Amerikan birliğinin cephane, gıda ve tıbbi tahliye (MedEvac) hatlarının tamamen kesilmesi anlamına geliyor.
Taktiksel Körlük ve Jeopolitik Çöküş
Stanislavs'ın çarpıcı uyarıları, karar alıcıların modern savaşın asimetrik gerçeklerini okumaktaki eksikliğine işaret ediyor. İsrail'in "İran yönetimi çöker" beklentisiyle oynadığı kumarın tutmadığını belirten analist, aynı taktiksel körlüğün şimdi ABD'nin Hark Adası hayallerinde kendini gösterdiğini vurguluyor.
Çanakkale Savaşı'ndan Beter Olur
Konuyla ilgili bir diğer dikkat çekici analiz jeopolitik analist ve güvenlik uzmanı Mark Sleboda tarafından yapıldı.
ABD yönetiminin masadaki askeri seçenekleri değerlendirirken gerçeklikten koptuğunu ifade eden Sleboda, olası Hürmüz Operasyonu'nun, 1915 yılında dönemin emperyalist ülkeleri tarafından Çanakkale'ye yapılan saldırılardan daha vahim bir mağlubiyetle sonuçlanacağını ifade ediyor.
Trump yönetiminin bölgeye gönderdiği güç, Pasifik'ten gelen USS Tripoli ve San Diego'dan yola çıkan USS Boxer adlı iki amfibi hücum gemisine dayanan deniz piyadesi (MEU) gruplarından oluşuyor. Sleboda, bu iki grubun toplamda yaklaşık 5.000 personel barındırdığını, ancak bunların önemli bir kısmının destek ve lojistik ekibi olduğunu, gerçek muharip piyade sayısının sadece 2.000 ila 3.000 civarındaolduğunu belirtiyor. Karşılarında ise 500.000 kişilik muvazzaf ordusu ve yedekleriyle birlikte 1 milyonu aşan bir İran askeri gücü var.
Hürmüz Boğazı'nın coğrafi yapısına dikkat çeken Sleboda, ABD Donanması'nın bu dar boğaza girmeyi açıkça reddettiğini söylüyor. Sleboda'nın aktardığına göre ABD Donanması bu senaryoyu defalarca simüle etti (war-game) ve şu sonuca vardı: "Hayır, oraya girmeyeceğiz. Orası bir ölüm tuzağı." Sahil şeridine dizilmiş İran füzeleri, dronelar ve deniz mayınları düşünüldüğünde, Hark Adası'na ulaşmaya çalışmak Sleboda'nın tabiriyle bir "atış poligonunda (shooting gallery) hedef tahtası olmak" anlamına geliyor.
Askeri tarihe geçen 1915 Gelibolu amfibi harekatı, saldıran taraf (İtilaf Devletleri) için iyi tahkim edilmiş bir savunmaya karşı yapılan ve feci bir başarısızlıkla sonuçlanan en bilindik örnektir. Sleboda, hava üstünlüğü tam olarak sağlanmadan ve devasa bir lojistik dezavantajla Hark Adası'na yapılacak böyle bir çıkarmanın o kadar büyük bir felaket olacağını söylüyor ki, "Gelibolu'yu bile bir zafer gibi gösterecek bir hezimet olur" diyor.
Kaynak: İslami Analiz