Tarih: 02.01.2026 19:40

Umran Dergisi Ocak 2026/377. Sayısı Çıktı!

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye'de her geçen gün daha büyük bir problem olarak karşımıza çıkan ahlaki tefessühle millet-i İslâm'a yüz yıldır dayatılan sosyal/kültürel politikaların doğrudan bağı vardır. Nasıl ele alınırsa alınsın olup bitenler geniş zamana yayılmış teşhirci "show business" sürecinin ürünüdürler. Batıcı elitlerin 'geri' gördükleri kadim değerleri değil, hep bir hedef diye sundukları Batıcılık ufkunun tabii neticesidir yaşananlar. 

Kafa yormamız gereken husus Türkiye'nin aldığı bugünkü şekille Batıcılık arasındaki ilişkidir. Kuşcubaşı Eşref'in 1931'de yakın dostu Mehmet Âkif'e yolladığı bir mektubunda geçen satırlar dikkatle okunmalıdır: "Âkif'ciğim, Kıbrıs'ta bir Rum komşum var, mübadelede Aydın'dan göçmüş. Geçenlerde İstanbul'a gitmiş. Dönüşünde bana 'Sizin Türkler bize benzemeye karar vermişler. Madem bize benzeyeceklerdi bu kadar kan niye döküldü, bize bıraksalardı biz daha kolay yollarla onları kendimize benzetirdik!' dedi." 

Bunları okuyan Mehmet Âkif'in neler hissettiğini onun karakterini gözünüzün önüne getirerek kolayca anlayabilirsiniz. Bir hadise üzerinden anlatılanlar insanları dinlerinden, ahlaki değerlerinden ve geleneklerinden uzaklaştırma politikalarından duyulan ıstırabın dışavurumudur. Herkesin bilmesi gereken şudur:  İnkılapların gölgesinde geçen yıllarda devrin egemenleri uyguladıklarının toplum ahlakına uygun düşmediğini söyleme cesaretini gösterenleri susturmak için her şeyi yapmışlardır. Ancak tüm müdahalelere rağmen vahyin hayatla buluşmasının inceliklerini yansıtan ahlak on yıllarca direnmeyi başardı fakat kötü ahlak meyvelerini gün geçtikçe çoğalttı. Öyle ki fuhuş, uyuşturucu partileri, bahis, kumar, dolandırıcılık, müstehcenlik, rüşvet, irtikâp ve yolsuzluğun ahlaksızlık sayılmaması noktasına gelindi.

Modern zamanlarda bilimsel gelişmelerdeki emsalsiz ilerlemenin neticesi sayılan refahla çokça övünüldüğünü biliyoruz. Oysa dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan mağdur edilmiş durumdadır. Gelgelelim sanki kıyamet günü gelip çatmış ve herkes kendi derdinin peşine düşmüşçesine gadre uğrayanların feryat ve çığlıkları duyulmamaktadır. Hayranlıkla anlatılan refah toplumlarında ahlak dışı davranışlar örgütlü hâle geldiğinden insanlar daha bir cüretkâr davranmakta, dokunulmazlık hissine kapılmaktadırlar. Geride kalan yıla ve yeni yıl eğlenceleri içindeki şehirlere baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Çoğu zaman göz ardı edilir ama İlahi Kelam insana hep refahtan uzak durmayı tavsiye eder. Dünyayı bir bataklık görmese de fazla dalınmaması gereken "bir oyun ve eğlence alanı" şeklinde niteler.

  ***

Aile, nostaljik veya hayali bir yapı olmaktan ziyade kimliğimizin kaynağı, kültürümüzün taşıyıcısı, toplumsal düzenimizin güvencesi, hissî ve ahlaki dünyamızın temelidir. Kişi için güven ve anlam üretir; toplum için istikrar ve süreklilik sağlar. İnsana dair en güzel hasletlerin filizlendirildiği bir bahçe konumundaki aile, yalnızca bizim geleceğimiz için değil, bizden sonra doğacak yüzlerce neslin hayatı için de bir emanettir. Ancak istatistiklerin söylediği, küresel düzenin günümüz ailesini iyice hırpaladığı yönünde. Daha az çocuk dünyaya geliyor, tüketim köleliğinin neticesinde artan iç faşizmden dolayı çok daha fazla boşanma yaşanıyor, tek ebeveynli hane sayısı artıyor. 

Lakin kötülük dayanışmaları ile koyultulan, her yanı kırık dökük; sıva tutacakmış gibi görünmeyen bu imaj yanıltıcıdır. Açık sözlü olmalı ve şu hakikatin altını çizmeliyiz: Aile tarihin her döneminde değişim rüzgârlarına, ideolojik sarsıntılara ve toplumsal mühendislik girişimlerine maruz kalmış; kimi zaman yıpranmış kimi zaman sarsılmış, ancak hiçbir zaman köklerinden kopmamıştır. Bu yüzden bize düşen, geçmişin mirasını tozlu raflarda saklanan bir hatıra gibi taşımak değil; onu her gün yeniden diriltmek, her davranışa ve her ilişkiye nakşetmektir.

Diğer taraftan dünyada niyetleri halis olmayanlar da dâhil azımsanmayacak sayıda insan, nüfusun geleceğinin ne olacağı endişesiyle yaşıyor. Bunlardan Elon Musk Avrupa için ilginç bir ifade kullandı ve "eğer iç doğum oranı artmazsa ve büyük ölçekli geriye göç yaşanmazsa, Avrupa artık Avrupa olmayacak" dedi. Geriye göç bir yana Musk'ın iç doğum çerçevesinde dile getirdikleri sadece Avrupa'nın değil, dünyanın pek çok ülkesinin karşı karşıya kaldığı problemlerin başında geliyor. Türkiye'nin demografik dönüşümüne gelirsek bunun, Batıcı ufukla kodlanan nesillerin tercihleri başta olmak üzere bir dizi etkenle şekillenen karmaşık bir hikâye olduğu vurgulanmalıdır.

İnsanın fıtratla kurduğu en eski ve en derin bağ olan aileyle ilgili bu sancılı geçiş sürecinden çıkış, elbette sadece doğum teşvikleriyle sağlanamaz. Kamu politikaları, sivil toplum kuruluşları, kitle iletişim araçları ve fertlerin iş birliğinde nüfusun diri tutulması ve ailenin korunarak doğurganlığı arttırmanın yolu gerçek hayatı tüm boyutları ile anlayabilmekten geçmektedir. Kadın istihdamını artırmaya çalışan Türkiye'de kadının istihdama dâhil olması ile birlikte doğurganlık eğilimlerinin azalması yönünde ters yönlü bir ilişkinin bulunduğu düşünüldüğünde "çifte hedef paradoksu" ortaya çıkmaktadır. Devlet ve hükûmetin emanet edildiği yetkililerin, aile kurumunu güçlendirecek sosyal destek mekanizmaları, kuşaklar arası dayanışmayı artıracak uygulamalar ve dijitalleşmenin olumsuz etkilerini dengeleyecek stratejiler geliştirmesi önem arz etmektedir.  

Şaşkınlık içindeki dünya mütefekkirlerini uyaran Muhammed İkbal, 1 Ocak 1938'de "Unutmayın, insanoğlu yeryüzünde sadece insan şeref ve haysiyetini koruyarak hayatiyetini sürdürebilir." diyordu. Bizler de aileyi yalnızca kültürel bir gelenek değil; ilahi düzende yerleşmiş, insan varoluş ve haysiyetinin ayrılmaz bir hakikati olarak görmeliyiz. Modernleşmenin, dijitalleşmenin ve sekülerleşmenin aileyi nasıl kuşattığı üzerinde dururken aynı zamanda bu kuşatmaya karşı fıtrattan doğan varoluşsal direnci göz ardı etmemek gerekir. Aile deyince içimizi ısıtan bağlar ve değerler de burada devreye giriyor zaten. Rabbimizden, sevginin hayat bulduğu, sadakatin diri kaldığı, adaletin kök saldığı, merhametin ve şükrün çoğaldığı, mahremiyetin değer gördüğü yuvaların sayısını arttırmasını niyaz ediyoruz.

Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle.                                                                                                                                     

Umran

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —