Tarih: 05.03.2026 12:14

Umran Dergisi Mart 2026/379. Sayı Çıktı!

Facebook Twitter Linked-in

İşgalci ve soykırımcı Siyonist rejim ve en büyük destekçisi ABD, ulaşılması pek mümkün olmayan çok yüksek stratejik bir çıta belirleyerek İran'a saldırdı. Bu durum savaşın kaçınılmaz olduğuna inandıkları için diplomasiye giderek daha az güvenen İranlı yöneticilerin haklılığını da ortaya koydu. Zira onlar, hayli zamandır görüşmeleri bir çözümden ziyade bir tuzak olarak görüyor; kaçınılmaz bir savaşın, zayıf bir antlaşmadan daha arındırıcı olacağını düşünüyorlardı. 

Komplo teorilerinin havada uçuştuğu, sosyal medya fenomenlerinin nefret kusan propagandacılarla birlikte saf tuttuğu bir vasatta içinde bulunduğumuz anı tamamen yeniden düşünmemiz gerekiyor. Sosyal medya mecralarının en tehlikeli çıktısı, insanın merhamet, empati ve içsel hesaplaşma kapasitesini köreltmesi ve fitne üretmesidir. Ahlaki yükümlülükten kopan aklıyla yıkıcı bir güce dönüşen ABD Başkanı Donald Trump, açıktan, rejim değişikliği ve İran'ın tamamen silahsızlandırılmasını, sadece nükleer programının değil, füze programının eş deyişle savunma kabiliyetlerinin de ortadan kaldırılmasını talep etti. Bu maksimalist taleplere karşı varoluşsal bir savaş yürüten İran, muhtemelen savaş ne kadar uzun sürer ve riskler ne kadar artarsa, ABD'nin onu sona erdirmek için bir çıkış yolu arama ihtimalinin o kadar artacağını hesaplıyor.

Ortadoğu'daki gelişmelerle de bağlantılı olan Jeffrey Epstein sapkınlığı Siyonist rejimi güçlendirecek türlü dümenler çevirmişti. İsrail'le sınırlı olmayan diplomatlardan politikacılara uzanan şaibeli ilişkileri aynı zamanda sermaye yapılarıyla da bağlantılıydı. Yayımlanan üç buçuk milyon sayfadan anlaşılıyor ki sahip olduğu geniş etki alanını farklı unsurlarla birleştiren Epstein sayesinde dokunulmaz addolunan elitler sisteme göbekten bağlanmışlar. Batı'daki müesses nizam, "kurallara dayalı bir düzen"den bahsetmek istiyorsa, önce Epstein'in dünyasını yöneten kurallardan bahsetmelidir. Batılı seçkinler, istismar, şantaj ve cezasızlık bataklığının tepesinde otururken, bir yandan da utanmadan dünyaya "değerler" hakkında ders veriyorlar. Nüfuzlu kişiler üzerinde koz toplayarak güç devşiren bir şantaj ağının aktörü olan Epstein'e dair dosyalar, bu sebeple, sadece ceza hukukuyla değil, küresel imparatorluk sistemindeki çürümeyle ilgili bir meseledir.

Çocuklara yönelik cinsel sömürü, failin sosyal, ekonomik veya siyasal gücü arttıkça daha zorlukla ortaya çıkarılmakta, daha geç soruşturulmakta ve bu sayede daha karmaşık hâle gelmektedir. Aynı zamanda ortaya konan belgeler, Batı'nın nasıl bir ahlaki çöküş yaşadığının da göstergesidir. Epstein şebekesince tecavüz edildiklerini söyleyen genç kızların haklı olduğunu kanıtlayan deliller artıyor. Ancak meselenin bununla sınırlı olmadığı göz ardı edilmemelidir. Mesele, emanet paradigmasından uzaklaşılması neticesinde bedenin, mahremiyetin, insan haysiyetinin bir güç ve sermaye nesnesine indirgenmesidir.

Büyük tartışmaların ve infiallerin söz konusu olduğu Epstein ifşalarını anlamanın yollarından biri buna yol açan şebekenin küresel imparatorluk düzenindeki yerinin farkına varmaktan geçer. Rockefeller ve uluslararası milyarder sınıfının diğer üyelerinin desteğiyle kurulan Epstein şebekesinin sapkınlığının boyutları insan hafsalasına sığmıyor. Kesinlikle bir pedofil ve bütünüyle ahlaksız olan Epstein aynı zamanda jeopolitik aktör olarak da görünmektedir. Kendisi Siyonist rejim için casusluk yapmanın yanında, Rothschild ailesi üzerinden beynelmilel milyarder sınıfı için aracılık ve komisyonculuk yapan bir isim. Onun Siyonist teşekkülle kuvvetli bağlarını vurgulamak tabii ki gerekli ama bunu Epstein'in "küreselci" hareket içinde oynadığı rolü göz ardı etmeden yapmak gerekiyor. Nitekim Epstein'in diğer bağlarına bakmayıp salt İsrail'e odaklandığımızda, onun uluslararası müesses nizamdaki yerini hatta bu yapının kendisini anlayamayız.

Hiç şüphesiz Epstein istisnai bir isim değil, müesses nizam ve istihbarat servisleriyle irtibatlı. Yürüttüğü operasyon, genel manada siyasetin sağda, solda, arada, altta ve üstte nasıl işlediğinin bir göstergesi.  Böyle bir düzenden erdemli insanlar, ahlak veya adil bir sistem beklemek nasıl mümkün olabilir ki? İmparatorluk merkezinde Epstein'i lanetleyenlerin küçük veya büyük aynı işlevi görecek sistemler kurmak için canla başla çalışmaya başladıklarını söylemek bir kehanet değildir. Herkesin bildiği üzere, dünyada birçok Epstein var. Bunlar, en alt kademedeki yerel konseylerden, Batı'da gerçek iktidara sahip olan uluslararası elitlerin en üst kademelerine kadar, siyasi yelpazenin her tarafında faaliyet yürütüyorlar. Batı merkezli küresel düzenin yaklaşan sonu ile ilgili genel tartışmalarla yaşananlar oldukça örtüşüyor.

Müslümanlar olarak yani dünyayı ahiretin tarlası sayanlar olarak bizler bu sapkınların küresel saldırılarını bertaraf edebilmek için sırât-ı müstakîm üzere bir dünya inşa etmeliyiz. Bu yüzden Taha Abdurrahman'ın ısrarla vurguladığı gibi ahlakı yeniden varoluşun merkezine yerleştirmek gerekiyor. Wael B. Hallaq'ın şeriatı yalnızca hukuki kurallar değil, insani ve ahlaki hedefler etrafında şekillenen bir hayat tasavvuru olarak yorumlaması da bu perspektifle güçlü bir teorik paralellik taşır. Unutmayalım ki insanlığın yeni bir dirilişe ve yeni bir sıçrayışa kısaca yeni bir arınış ve yücelişe ihtiyacı var. Ve bu yüceliş de ancak ahlaki temelde oluşturulan hukuk ilkeleri ve iktisadi tekliflerle hayat bulabilir. Mevcut körelmeye karşı insanı yeniden emanet şuuruna çağırmalı, eylemde, sözde, bilgide ve dünyayla kurulan her türlü ilişkide sorumluluğu hatırlatan bir bilinci kuşanmalıyız.

Oruç günlerinin kendi kendimizin efendisi değil; fiil, söz ve bilgi bakımından emanet sahibi bir varlık olduğumuzu hatırlamamamıza vesile olmasını niyaz ederiz. Bir romancımız ramazan bayramının bir aylık bir bekleyiş ve hazırlıktan sonra geldiği için, o nispette coşku içerdiğini yazmıştı. İnşallah hepimiz huzurlu ve sağlıklı bir şekilde bayramı idrak ederiz.

 

Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle…

 

Kaynak: Umran Dergisi




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —