Sıcağın kavurduğu toprağa çıplak ayaklarıyla adımladı çocuk.
Sevdikleri hayal meyal beliriyordu kumdan tepeciklerin ardından.
Ne tarafa gittiğini bilmediği bir yolun üzerindeyken suratına çarpan serin, cılız bir rüzgârdı ona yol gösteren, bir de kuş cıvıltıları, bir de suyun şırıltısı.
Şu son bir iki günde akıp giden zamanın içine zamansızlıkta sığmıştı, beyazın içine siyah da girmişti.
Şimdi bir esintinin peşinden sürüklenip gitmekteydi çocuk, ayakları çıplak, yüzü kavruk...