Menü Haber Duruş Sizin De Bir Duruşunuz Olsun
Tarih: 14.03.2026 13:45
Süreçte kişiler ve kurumlar üzerine kısa bir muhasebe

Süreçte kişiler ve kurumlar üzerine kısa bir muhasebe

Facebook Twitter Linked-in

1 Şubat 2024 tarihinde görünür hale gelen, 27 Şubat çağrısı ile ilerleyen PKK'nın fesih ve silahsızlandırılması sürecinde on altı ayı geride bıraktık. Devletin, yasal düzenleme takvimini bayram sonrasına öteleyerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi Raporu ile yasal düzenleme arasında nekahat süresi gibi bir boşluk yaratmak istediği anlaşılıyor. Bu boşluktan istifade ile aktörlerin ve kurumların süreçteki tutumları üzerine kısa bir muhasebe yapmak istedim.

Devlet Bahçeli: Süreci görünür kılmakla kalmadı; sürecin taşıyıcısı, hızlandırıcısı, Kürtler nezdinde kredi ve güven sağlayıcısı oldu. "Elinde bir balta, toplumsal tabuları ve önyargıları kıra kıra ilerliyor" demiştim. Bu rolü zaman zaman bir buldozere dönüştü. Bu süreçte Kürt siyasetini sosyolojisini mahallesini çok iyi tanıyan onlarca kişiyle saatlerce süren görüşmeler/dinlemeler yaptı ve gerçekten "anlamaya" çalıştı. Diyarbakır veya Hakkari'de gördüğü ilgi ve kısa sürede değişen algısı, siyasal iletişimde tez konusu olacak bir hikâyeye döndü. Tabu kırıcılık kadar inşa edicilik rolünün de belirgin hale gelmesi için, yaptığı ve birçoğu güven artırıcı adım niteliği taşıyan çağrılarının/önerilerinin hayata geçmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde ısrarcı davranması bekleniyor. Demirtaş'ın tahliyesi, "iki Ahmet'in göreve iadesi" çağrılarının politikaya dönüşmüyor olması, süreci sürüncemede bıraktığı gibi, Bahçeli'nin kısa sürede elde ettiği kişisel güveni de tehdit ediyor.

Abdullah Öcalan: Devlet Bahçeli'nin çağrısına olumlu cevap verdi. Önceki süreçlerde sıklıkla görülen örgütün kendisini kutsayarak boşa çıkartma ihtimaline karşı bu kez oldukça katı, kat'î ve kararlı davrandı. Süreci devletin atacağı adımlara bağlamadan, ideolojik ve örgütsel muhasebeyle tek taraflı bir karar olarak kodladı. Süreç odaklı ilerleyerek, beklentilerden kaynaklanan stresi yönetti. Devletle iletişiminde sade, örgütüne hitapta oldukça ideolojik bir muhasebeyi tercih etti. Metinlerinden kelime bulutu yapılsa Kürt/Kürtçe kelimeleri o bulutta görünmeyebilir. Bu yönüyle oldukça eleştirildi. Yıllar süren temassızlığın ardından; ailesi, avukatları, İmralı Heyeti, TBMM Komisyon Heyeti, DEM Partililer, Devlet Heyeti'nin düzenli ziyaretleri gibi oldukça geniş bir görüşme trafiğine kavuştu. Rolünü oynayabilmesi ve süreci işletebilmesi için görüşme trafiğinin çeşitlendirilmesinde bir mahzur olmayacağı kanaatini oluşturdu. Şimdi, devletin bu adımı nasıl atacağı ve ismini koymadan kendisinin süreç yönetimindeki rolünü nasıl pekiştireceğini bekliyor.

Recep Tayyip Erdoğan: En az beş kez denediği, başarısızlığın sebeplerini, muhtemelen, kendinde değil muhatabında gören hafızasına rağmen bu girişimin yapılmasına bir kez daha onay verdi. Kamuoyuna az konuşsa da sürecin ilerlemesi için gerekli talimatları ve onayları vermekte gecikmedi. Sürecin başarısı şansını artırmak ve siyasi maliyetini azaltmak için birkaç şeyi daha kuvvetli yapması gerekecek. Birincisi; sürecin getirisini, riskleri ve gerekliliği konusunu topluma (2009 ve 2013'teki tonda olmasa bile) daha çok anlatmak. İkincisi; yasanın çıkarılması için ihtiyaç duyulan mekanik ilerleyişi bir an önce talimatlandırmak. Üçüncüsü; yargı kararlarının uygulanması, kayyımların geri çekilmesi için gerekli talimatları vermek. Dördüncüsü; adli soruşturmaların siyaseti ve toplumu dizayn eden mühendislik yönüne son vermek.

İbrahim Kalın: Bir gün sürecin tarihi yazıldığında; sürecin kurgulanması, üç liderin iknası, sürecin ilerlemesi ve krizlerin çözümü için oynadığı rolle, liderler dışında en önemli kişi olarak kayda geçecektir. Aynı zamanda bütün aktörlerle sınırsız görüşen tek kişi/kontakt noktası oldu.

 Numan Kurtulmuş (TBMM): Sürece bir mimari ve model kazandırmak için büyük çaba sarf etti. Meclis komisyonunun kurulması, Komisyon'un işleyişi ve ortak raporu için ciddi bir esneklik göstererek, başta soruşturmalar olmak üzere, sahadan gelen krizi ve stresi yönetmeyi bildi. İbrahim Kalın'dan sonra -Öcalan hariç- herkesin görüştüğü önemli bir irtibat ve hafıza noktası oldu. Sürecin başarısı kadar, bu süreçte oynadığı rolün kendisi için bir siyasi mirasa dönüşme ihtimali, sanırım onu motive eden en önemli unsur oldu.

AK Parti: "Süreci devlet yönetiyor" konforuna sığınıp, meseleyi parti içinde dahi doğru dürüst anlatmadılar. Saha faaliyetleri oldukça zayıf kaldı. Geniş çaplı buluşmalar yerine, illerde küçük oda toplantıları gerçekleştirdiler. Az sayıda yapılan sivil toplum örgütü faaliyetlerine temsilci göndermezken, son dönemde de "Süreci Meclis yönetecek" diyerek dışarıda kalmayı sürdürmenin bir yolunu daha buldular.

MHP: Devlet Bahçeli'nin şaşırtıcı ve yer yer şok edici duruşuna kusursuz bir şekilde adapte oldular. Başta Feti Yıldız olmak üzere partinin Kurmay Heyeti, ilk günden itibaren sürece verdikleri destekle taban uyumunu hızlandırdılar. Türkiye'yi en az üç kez turlayıp, kapalı spor salonu toplantılarıyla sadece teşkilatlarına değil, gittikleri ilin sivil toplum yöneticilerine ve toplum elitlerine de meseleyi anlattılar. Tabanlarındaki sürece destek ve güven ölçülebilir şekilde yükseldi. Sivil toplumdan gelen az sayıdaki davete ise katılmamayı tercih ettiler.

DEM Parti: İlk andan itibaren sürece kayıtsız ve şartsız destek vermelerine rağmen örgüt ve taban, devlet ile genel kamuoyu arasında sıkışıp kaldılar. Kamuoyunu şaşırtacak ve sürece angaje edecek bir dil kurmakta Devlet Bahçeli'nin gerisinde kaldılar. Kendi tabanlarına yönelik yüzlerce program yaptılar. Sürecin "çözüm değil, barış" olarak kodlanan karakterini basit ve yalın bir dille kitlelerine aktarmak yerine, medyalarıyla senkronize bir şekilde önderlik ve zafer anlatısına hapsoldular. Bu dille kendi tabanlarını konsolide etmek, itirazlarını karşılamak ve ikna etmekte tam bir başarı elde edilemediği gibi, Türkiye kamuoyuna da seslenemediler. Sürecin ihtiyacı olan dili yaratma kapasitelerinin yeni tahliye olmuş PKK'lilerin gölgesinde kaldığı zamanlar da oldu.

Bu yazıda ismi geçen kişi ve kurumlar arasında işleri en zor olan ekiptiler, çok yönlü bir algoritma içinde sıkışıp zorlanan bir görüntü verdiler. Yine de kayda değer bir sıkıntı olmadan süreci bugüne taşıdılar.

 İmralı Heyeti: Pervin Buldan, son yirmi yılın hafıza taşıyıcılığı ve tecrübesi ile önemli bir yerde durdu. Sırrı Süreyya Önder'in sıcakkanlı ve espritüel yaklaşımları, Mithat Sancar'da yerini ince işçilikli, akademik, diplomatik bir anlatım ve dile bıraktı. İmralı metinlerinde de bu izleri görmek mümkün oldu. İbrahim Kalın'dan sonra tüm aktörlerle görüşebilen ikinci kontak noktası oldular.

PKK – Kandil: Sürece itiraz etmediler. Ancak sürecin ilerlemesi için hevesli davrandıkları da söylenemez. Yeni dönemin ruhunu ve gerekliliklerini anlatmak yerine, direniş ve zafer anlatılarını tercih ettiler. Devlet Bahçeli'nin Kürtlerde yarattığı güven ve kredibiliteyi ortalama bir Türk'te yaratamadılar. Lojistik alanların boşaltılması ve örgüt mensuplarının belirli noktalarda konsolidasyonu gibi yasaya ihtiyaç duymadan atabilecekleri adımları atmamakta ısrar ettiler. Suriye sürecinde değişimi okuyamamak ve esnek davranmamakla eleştirildiler. İkinci 27 Şubat metninde geçen "Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız." ifadesi muhtemelen KCK ile birlikte onlar için yazıldı.

KCK – Avrupa: Öcalan'ın sadece PKK değil; kurduğu, ürettiği ve ayakta tuttuğu bütün bir network ve zihin dünyası için ortaya koyduğu dönüşümü karşılamak; network'lerine anlatmak ve gereğini yapmaktan uzak durdular. Bozucu bir rolleri olmadı ancak sürece yönelik hızlandırıcı bir etkileri olduğunu ifade etmek de zor. Hep olmazı anlattılar. Öcalan'daki esneklik ve dönüşüme ayak uyduramadılar. Sürecin henüz çok başında Erdoğan'ın "Diasporadaki örgüt network'ünün Türk dış işlerine eklemlenmesi ve Türkiye lobiciliğinin bir parçası olması" çağrısını görmezden geldiler. Oysa buna verilecek bir cevap ve atılacak adımlar, süreç yönetiminde kritik bir kırılma yaratabilirdi.

Kürt Medyası: Suriye gibi Türkiye sürecinde de Öcalan'ın ikinci 27 Şubat çağrısında vurguladığı gibi muhatabına derdini anlatmak, ikna etmek temelli yaklaşım yerine muhataplarını şeytanlaştırmayı, örgütün mücadelesini yüceltmeyi tercih ederek, elde edilecek sonuçlar ne olursa olsun Kürtlerde bir tatminsizlik ve kırılma hali yaratmayı başardılar(!). PKK dışı Kürt medyası ise, sürecin kök sebeplere inmiyor olmasının yarattığı memnuniyetsizlikle, yıllardır karşı durdukları hatta mağduru oldukları örgütün fesih ve tasfiyesinin mutluluğunu yaşayamadılar, okuyucuya da yaşatmadılar.

İktidar Medyası: Bu meseleyi de dış politikadan ekonomiye, tarımdan yapay zekâya bütün meseleleri konuştukları ekiplerle konuştular. Sürecin ruhu, gerekliliği ve dili konusunda gereken pozisyonu yakalayabildikleri söylenemez.

Muhalefet Medyası: İktidara itiraz ve eleştirilerini yapmak, sürece makul şüpheyle yaklaşmak yerine, doğrudan süreç karşıtı bir zemine oturdular. Bu medyanın bir kısmının CHP'ye yakın olduğu yönündeki genel kabul, CHP'nin de Kürt seçmenle kurduğu bağı tehdit eder hale getirdi.

CHP: Kurultay tartışmaları, İBB ve belediyelere soruşturmalar, tabandaki ulusalcı refleksler ve iktidara öfkeye rağmen Komisyon'a üye verip ortak rapora imza atarak sürece destek vermekte adeta ısrar ettiler. Özgür Özel'in, zor şartlarda verdiği bu desteğin kıymeti iktidarca ne kadar biliniyor, muamma.

Yeni Yol Grubu: Grubun üç partisi de (Saadet Partisi, DEVA ve Gelecek Partisi), üç lideri de (Mahmut Arıkan, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu) sürece ilk günden ve henüz hiçbir bilgiye sahip değilken destek verdiler. Kamusal alanda spekülasyon üretmekten kaçınıp, makul eleştirilerini ifade etmekten geri durmayarak sürecin başarılı olması için aktif bir tutum ve pozitif bir dil inşa ettiler.

Anayasal Meslek Örgütleri, Üniversiteler ve Sivil Toplum: Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'na davet edilip dinlenmelerine, Numan Kurtulmuş'un tüm çabasına rağmen üniversiteler, meslek örgütleri, sendikalar ve sivil toplum örgütleri tek kelimeyle "paralel evrende mahsur kaldılar". Lehte veya aleyhte tek kelime etmediler. Ucundan kıyısından sürece bulaşmamayı, hatta Komisyon konuşmalarında dahi meseleden uzak kalmayı başardılar. Kim ne yaptı diye sayılsa, bir elin parmağını geçen etkinlik tespit edilebilir mi, bilinmez.

Nihayetinde herkes için bir çaba, herkes için bir eksiklik tespit etmek mümkün. Sürecin bugüne taşınması bir başarı ve bunda çok kişinin rolü var. Alınan onca yola rağmen sürecin oldukça başında sayılırız. İşleyecek bir yasal düzenleme ve eve dönüşe eşlik edecek güven artırıcı demokratikleşme adımları, sürecin başarılı olma ihtimalini hâlâ yüksek bir yerde tutuyor. Aktörlerin hatalarının değil, çabalarının tarihsel hafızaya nakşolmasının tek bir şartı var: Sürecin başarıyla tamamlanması.

 

Kaynak: serbestiyet.com




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —