Tarih: 30.11.2025 21:36

Papa, İznik Konsili ve Öteki ile Diyalog

Facebook Twitter Linked-in

Katolik dünyasının lideri Papa 14. Leo'nun, İznik Konsilinin 1700. Yılı münasebetiyle ilk kez yurt dışına çıkarak İznik'i ziyaret etmesi hem dini hem diplomatik açıdan önemli tartışmaları gündeme getirmiştir. Bu ziyaret Türkiye ve İslam dünyası bağlamında dinler arası diyalog, tarihsel perspektif ve küresel güç dengeleri üzerine soruları da gündeme taşımaktadır. Papa'nın açıklamaları ve ziyaretin yol açtığı tartışmalar, yalnızca dini bir etkinlik olarak değil, aynı zamanda uluslararası ilişkiler ve toplumsal algılar açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir olaydır.

İznik Konsili; teslis inancının ve temel Hristiyan esaslarının kabul edildiği Hristiyanlar açısından önemli bir olay, konsilin yapıldığı yerde kutsal bir mekandır. Hristiyanların Ruhani liderinin kendileri açısından kutsal bir mekânı ziyaret etmesi son derece normaldir. Türkiye'yi ziyaret eden Papa'nın açıklamalarında öne çıkan başlıklar şöyle;

- Türkiye farklı dinlerin hoşgörü içerisinde yaşadığı yer olma misyonunu devam ettirebilir.

 - Hristiyanlar arası uçurumlar ve düşmanlıklar utanç vericidir. Farklı mezhep ve görüşlerdeki Hristiyanlar günümüzde birlik içinde hareket etmelidir.

- Bölgedeki savaşlar insanlık için tehlikedir.

 - Gazze'de yapılan insanlık dışı uygulamalara bir an önce son verilmelidir.

Dünyaya bu mesajları veren Papa'nın ziyareti bazı açılardan eleştirilmiş; ziyaretin Türkiye'de yeni bir ekümenik devlet kurma amacı taşıdığı, Türkiye'nin egemenlik haklarını ihlal ettiği savunulmuştur. Papanın devlet töreni ile karşılanması, Katolik kilisesinin dinler arası diyalog çalışmalarında aktif rol alması ve İslam dünyasını karıştırmaya çalışması diğer eleştiriler olarak öne çıkmıştır.

Papa hem dini lider hem de Vatikan'ın devlet başkanı olduğu için devlet töreni ile Cumhurbaşkanı tarafından karşılanmasında garipsenecek bir durum yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Hristiyanlığı ve Hristiyanlıkla ilgili dini sembolleri hiçbir zaman yasaklamamıştır. Kuruluşundan beri İznik'teki dini-tarihi mekanları korumakta ve bakımını sürdürmektedir. Türk Ortodoks Kilisesi 1921 yılında kurulmuş, Papa Eftim 1. Patrik olarak atanmış, 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılışında konuşma yapmıştır. Geçmişte de Katolik dünyasının ruhani liderleri Türkiye'yi ziyaret etmiştir.

Katoliklerin veya Hristiyanların ekümenik bir devlet kurma iddiaları, gayrimüslimlerin mal varlıklarının artması ve kiliseye bağlı kurumların eğitim, sağlık ve ekonomi alanındaki yatırımlarının yükselmesi üzerinden dile getirilmektedir. Ancak bu durum, ekümenik bir devletin kurulacağına dair doğrudan bir işaret değildir. Mal varlıklarının artması ile ilgili iddiaların çoğu abartılı ve delilsizdir. Küresel planları spekülatif komplolar üzerinden yorumlamak yerine gerçek verilere, somut adımlara ve planlara dayandırarak değerlendirmek daha sağlıklıdır.

Papa'nın ziyareti, hükümetin Amerika ve Batı ülkeleriyle daha olumlu ve uyumlu bir yaklaşım sergileme niyetinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ancak Batı dünyasıyla kurulacak bu uyumun, bazı tavizler verilmesine ve Türkiye ile İslam dünyasının zararına olacak politikalarda ortak hareket edilmesine yol açması ciddi bir hata olur. Diplomatik ilişkilerde dengeyi korumak; iyi niyetli iş birliğini sürdürmek kadar, ülkenin bağımsızlığına, kimliğine ve bölgesel sorumluluklarına zarar verebilecek adımlara karşı da dikkatli olmayı gerektirir.

Papa'nın Türkiye'ye gelişi, dinler arası diyalog açısından da eleştirilmektedir. Bazı kesimler, dinler arası diyalog söylemlerini küresel bir devlet kurma veya küresel bir kişilik tarzı oluşturma çabalarıyla ilişkilendirmekte ve diyalog faaliyetlerinin yerel kültürleri ve değerleri zayıflatma aracı olduğunu iddia etmektedir. Doğruluk payının yüksel olduğu bu iddiaların yanı sıra, dindar kesimler dinler arası diyalog çalışmalarının kendi dini inançlarını sulandırabileceğini ve bunun dinin özünden sapma anlamına gelebileceğini düşünmektedir. İslam dünyasında yürütülen dinler arası diyalog çalışmalarında, İslam ile birlikte Yahudilik ve Hristiyanlığın da kutsal dinler olarak sunulması; bir yandan Batı'da İslam'ın yükselen etkisini kırmayı hedeflemekte, öte yandan Müslümanlar nezdinde Yahudilik ve Hristiyanlığın da meşrulaştırılmasını amaçlamaktadır. Ayrıca FETÖ'nün geçmişte Yahudi-Hristiyan lobilerinden destek alarak örgütün etkisini ve gücünü artırmak amacıyla dinler arası diyalog çalışmalarında aktif rol almış olması da dikkat çekici bir argüman olarak değerlendirilmektedir.

Katolik dünyasının zaman zaman küresel güçlerle entegre şekilde İslam dünyasına yönelik birtakım örtülü faaliyetler içinde olması yeni bir durum da değildir. Geçmişte Katolik Kilisesinin, Haçlı seferlerini cihat ilan etmesini, sefer için asker toplamasını ve İslam topraklarının yağmalanmasını kutsamasını unutmamak gerekir. Dinler arası diyalog süreçleri Batı'nın evrensel barış adı altında küresel nüfuz kurma aracı olarak kullanılmakta ve bu ilişkiler, Batı dışındaki toplumlarda iç politik etki yaratmaktadır. II. Jean Paul'un Papa seçilmesinden sonra Katoliklik, ciddi bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiştir. Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde, Katolikliğin Batı dünyasının küresel stratejilerine paralel hareket ettiği gözlenmektedir. 1962–1965 yılları arasında gerçekleştirilen II. Vatikan Konsili, Katolikliğin modern dünyaya ya da bu dünyanın karar vericilerine teslim olduğu bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. Katolik liderlerin Batı kaynaklı kötülüklere karşı itirazlarının zayıf kalmasına karşın, Rusya ve Komünizm tehlikesine karşı sert bir tutum sergilemesi, bu yorumları desteklemektedir. II. Vatikan Konsilinde yapılan açıklamalar, Batı dünyasındaki katı seküler, feminist ve toplumsal cinsiyete dayalı politikalara alan açacak nitelikte olup, bu dönüşümün ilk işaretleri olarak yorumlanmaktadır. İklim, göç ve sosyal adalet gibi konularda Batı'daki küreselci çevrelerle aynı söylemlerin paylaşılması bu iddiaları güçlendirmektedir. Son dönemde bazı papaların küresel ölçekte tartışmalı ahlaki eğilimlere karşı daha esnek bir tutum sergilemesi -örneğin eşcinsel birlikteliklere ve LGBT+ aktivizmine belli alanlarda onaylayıcı veya kapsayıcı yaklaşım geliştirmesi- Katolikliğin küresel plan ve projelerde bir araç olarak kullanılmaya çalışıldığına dair yorumlara kapı aralamaktadır.

Küresel güçlerle ilişki yürütürken dengeli bir yaklaşım benimsemek gerekir; bir yandan insanlığın ortak meselelerinde evrensel bir perspektifle iletişim ve iş birliği içinde olunmalı, öte yandan küresel güçlerin Türkiye, bölge ve İslam dünyası üzerindeki planlarına karşı dikkatli ve hassas davranılmalıdır. Zira bu çevrelerin samimi bir niyetle Türkiye'nin ve İslam dünyasının iyiliğini istediği oldukça şüphelidir. Hem Papa'nın hem de Papa üzerinden siyaset üretmek isteyen ulus-ötesi güçlerin muhtemel plan ve projelerine karşı dikkatli olunmalıdır. Eğer amaç gerçekten karşılıklı saygı, iş birliği ve barış ise diyalog perspektifine olumlu yaklaşılabilir. Ancak amaç Türkiye'yi içeriden istikrarsızlaştırmak, toplumsal gerilimlere sürüklemek, bağımsızlığına zarar vermek ve Türkiye üzerinden İslam dünyasını karıştırmak ise bu konuda son derece dikkatli olunması gerekmektedir.

Bir kişinin, ülkenin ya da sivil yapının kendinden olmayan bir ideoloji ya da inanç mensubuyla görüşmesinin ve ortak sorunlarda iş birliği yapmanın başlı başına bir zararı yoktur. Burada önemli olan, onurlu, bağımsız ve eşitlik temelinde bir ilişki kurabilmektir. Günümüzde sömürü ve adaletsizlik tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar örgütlü ve yaygındır. Ekolojik dengenin bozulması, yeraltı-yerüstü kaynaklarının kontrolsüz tüketilmesi, yeryüzü imkânlarının fakirlerin aleyhine eşitsiz dağılımı, kültürel-politik-ekonomik adaletsizlikler, sömürü düzeni, savaşlar, zinanın ve faizin yaygınlaşması gibi olgular hem Yahudilik hem Hristiyanlık hem de İslam açısından doğru olmayan, insanlığı yıpratan durumlardır. Dolayısıyla bu kötülüklere karşı tüm dinlerin ortak politikalar, ortak stratejiler ve hukuki çerçeveler oluşturması, insanlık adına son derece değerlidir. Bir insanı ya da topluluğu ırkı, dini veya düşüncesi sebebiyle ötekileştirmemek dinî ve insani bir gerekliliktir. Bu nedenle farklı dinlerin temsilcilerinin insanlığın ortak sorunlarında birlikte hareket etmesi ve dayanışma sergilemesi oldukça faydalıdır. Müslümanlar, insanlığın ortak meselelerinde tüm insanlıkla birlikte hareket etme vizyonuna sahip olmalıdır.

Papa'nın ziyaretinde Taleal Bedru ilahisinin okunmasına ya da solistlerin kıyafetlerine odaklanmak, asıl meselenin gözden kaçmasına neden olur. Meseleyi Osmanlıcılık yapmak ya da Osmanlı düşmanlığı bağlamında ele almak, zihinleri geçmişin kalıplarına bağlamak anlamına gelir. Osmanlı, iyi ve kötü yönleriyle tarihte yerini almış ve nihayetinde yıkılmış bir devlettir. Osmanlı düşmanlığı yaparak dogmatizme gitmemek gerektiği gibi Osmanlıcılık ütopyası ile de hayal kurmamak gerekir. Geçmişten ders almak, ancak günün koşullarına uygun analizler yapmak ve doğru tavırlar geliştirmek önemlidir. Papa'nın ziyaretini tamamen tehdit ya da tamamen fırsat olarak gören indirgemeci bakış açısından kurtulmak gerekir. Papa, dünya çapında önemli ve etkili bir figürdür; böyle bir kişinin Türkiye'ye gelmesi başlı başına dikkat çekicidir. Papa, bir anlamda Batı kültürünün arkaik bilincini ve Hristiyan dünyasını temsilen Türkiye'ye gelmektedir.

Meselenin bir başka boyutu da şudur. Papa sadece Katolikleri değil tüm Hristiyan mezheplerini birleştirerek bir ümmet bilinci oluşturmaya çalışırken, İslam dünyasının hâlâ Sünni-Şii, Kürt-Türk, Türkiye-İran benzeri ayrımlarla birbirini ötekileştirmesi ve hatta birbirine karşı savaşması ne akli ne ahlaki ne de İslamidir. Nitekim son iki yıldır işgal devleti tarafından yürütülen soykırıma karşı yapılan Filistin eylemlerinde dahi İslami cemaatlerin yalnızca kendilerine yakın grupları davet ettiği, diğer grupları dışladığı görülmektedir. Kendi içinde birlik ve dayanışmayı inşa edememiş, mezhepçi ve etnik ayrımlarla parçalanmış bir İslam dünyasının, Papa'nın Hristiyan birliği vizyonunu eleştirmesi tutarlı bir duruş değildir.

Kültürel, sportif, sanatsal, politik, ekonomik ve akademik olarak büyük ölçüde Batı'ya bağımlı olan bir ülkenin, sembolik bir ziyarete aşırı tepki vermesi yerine kendi kültürüne ve değerler sistemine uygun adımlar atması daha rasyoneldir. Papa ziyaretini eleştirmekten daha önemli olan şey, İslam dünyasının kendi içinde kurması gereken politik-ekonomik ve kültürel birliktelikler oluşturmaktır. Sürekli dış tehdit algısına odaklanmak yerine, onurlu, bağımsız ve diyaloga açık bir duruş sergileyerek, öncelikle kendi içimizdeki 'İznik'leri aşmanın yollarını aramak, en akılcı ve ahlaki yol olarak bizi beklemektedir.

Selam ile…

 

Kaynak: İslami Analiz




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —