Yazıyı bıraktım. Ama yazı beni bırakmıyor. Yazıyla olan mücadelem, çikolatayla olan mücadeleme benzedi biraz. Her seferinde "bu son", yemeyeceğim diyorum. Ama olmuyor. Yazıya da bir süreliğine ara vermek istedim. Ama olmadı. Zira Kürtler çok canımı sıkıyor. Çünkü görüyorum ki Kürtlerin canı çok sıkılıyor. Kürdün canı sıkkınsa Türkün huzur bulduğu nerede görülmüş! Ezen nasıl ki ezme psikopatlığının ruhunda yarattığı tahribattan kurtulmakta zorlanıyorsa, sanırım ezilen de aynı şekilde ezilmenin ruhunda yarattığı "mesleki" dezenformasyondan kurtulamıyor. Bir türküdür Kürtler, tutturmuş gidiyor. Madem onlar türkü söylüyor, ben de onlara dengbej söyleyeceğim. Neden? Altta kalmak olmaz. Malum derdimiz halkların kardeşliği, derdimiz eşitlik. Dertleşelim, eşitlenelim.

Günlerdir yas tutuyor Kürtler. Niye? Vay efendim Suriye'de öldük, bittik, kaybettik. Öyle mi gerçekten? Kürtler Suriye'de kaybeden mi yoksa kazanan mı? Düne kadar Şam tarafından bırakın anayasal olarak tanınmayı, inkâr edilirken varlıkları; bugün artık bırakın inkârı, anayasal olarak tanındıkları ikrar ve ilan edilen Kürtler değil mi? Fırat'ın doğusuna mührünü vuran Kürtler değil mi? Kobani direnişiyle adını dünyaya duyuran Kürtler değil mi? Kürt halkının yaşadığı hayal kırıklığının sebebi, meseleyi dramatize ederek ajite edenlerdir. 22 Ekim ve 27 Şubat amacına ulaşmış; Suriye'de TSK ile YPG'yi karşı karşıya getirmek isteyenler avucunu yalamıştır. Daha önce de defaatle ifade ettiğim üzere, ideal olan elbette Ankara'nın Kıbrıs'a sahip çıktığı gibi Rojava'ya da sahip çıkmasıydı. Ama ideal olana uzağız diye, atlatılan tehlikeleri yok saymak veya elde edilen kazanımları göz ardı etmek de kabul edilebilir değil.
Kobani'de kazanan Öcalan, Ankara'da kazanan ise Bahçeli'dir. Bunun aksini iddia etmek için ya art niyetli olmak ya kör olmak ya da anlık duygusal tepkilerle hareket edecek kadar sığ olmak gerekir. Evet, nihai zafer henüz ilan edilememiştir. Zira Terörsüz Türkiye; sadece örgütün değil, devletin de terör yöntemlerini bırakması demektir. Ve bu anlamda daha kat edecek yolumuz çoktur. Hayat devam ediyor; hayat devam ettiği sürece de mücadele devam edecektir. İdeal olana ulaşmak hiçbir zaman mümkün değildir, mühim de değildir. Mümkün ve mühim olan her daim onun peşinden koşmaktır. İlerleme; gelişmeler ve sıçramalar anlamında ancak böyle mümkündür. Statükoyu aşmak ancak böyle mümkündür.
Kürtlerin tuttuğu yasın kaynağı bardağın boş kısmı. Lakin susuzluğuna kâfi geliyorken yarım bardak su, ne diye dert edersin bardak ağzına kadar dolmadı diye su? Yani bardağın boş kısmına bakarak yas tutmak boşuna. Ama bu hakikat hali elbette majör bazı hataları görmeye de engel değil. Siz; sizi 100 yıldır ısıranlara, ısırdıklarını bile bile bu kadar kati bir güven duygusu ile yaklaşırsanız; siz, Şara'ya Şam yolunu açanlarla size Kobani yolunu açanların aynı kişiler olduğunu görmezden gelirseniz; siz, emperyalizm şöyledir böyledir dedikten sonra dönüp de emperyalistlerden medet umarsanız, olmaz. Halkın beklentilerini gereksiz ve yersiz yere arşa çıkarırsanız, olmaz. Siyaset ve iletişim kanallarını bu kadar kötü kullanırsanız, olmaz. Nitekim olmadı. Ama bu yenildiğiniz, yenildiğimiz anlamına gelmez. Biz diyorum. Zira ayrımız gayrımız yok bizim.

Deniz dalgalandı, durulacak. Fırtına dinmek üzere, güneş açacak. Sabır ve sebat gerek. İnsan ömrü, halkların ömrü yanında nedir ki? Devede kulak. Dünyanın en zor coğrafyasında, yerel çatışmalar ve vekalet savaşlarının ortasında dört parçada bir bölge Kürdistan. Elbette kolay olmayacak. Rojava özelinde enseyi karartacak, hayatı karamsarlaştıracak bir şey yok. Lakin devam edebilmek için bardağın dolu kısmını görmek ne kadar elzemse, bir daha düşmemek için de bardağın boş kısmını görmek bir o kadar elzem. Bir büyüktür sıfırdan demek ve neden birde kaldık da beşe varamadık diye düşünmek gerek. Biz Türklerin çok sık kullandığı bir taktik vardır; daha çok ilerlemek adına zaman zaman geri çekilmek. Tuğrul ve Çağrı Beylere bakmak gerek. SDG'nin Suriye'deki en büyük taktiksel hatası işte budur. Sahada veya masada değil, mental alanda yenildiler. Yani psikolojik üstünlüğü kaybettiler.