Tarih: 30.08.2025 15:57

Kürtler ve Türkler

Facebook Twitter Linked-in

Türkler ve Kürtlerin ilişkileri Selçuklular ve Revadi-Şeddadi Kürt devletleri döneminde 1016-1021 yılları arasında başlamıştır. Türkler ve Kürtler, genel olarak Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti devrinde birlikte yaşamıştır. Ancak Cumhuriyet döneminde Türkiye'nin Kürtlerle ilişkileri gergin ve sorunlu olmuştur. Yaklaşık binyıllık ortak tarihe ve son yüzyılda yaşanan Kürt sorununa rağmen Kürt tarihi ve Türk-Kürt ilişkileri tarihçilerimiz tarafından akademik olarak ele alınmamış ve maalesef iki kavmin ortak tarihi yazılmamış veya yazdırılmamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin milli eğitim müfredatında Kürt tarihi, Kürt toplumu, Kürt dili ve Kürt edebiyatına hiçbir şekilde yer verilmemiş, Kürt halkı, Kürt kimliği ve kültürü yok sayılmıştır. Hatta konuşma dili olarak Kürtçenin kullanımı bile yasaklanmış ve Türkçe bilmediği için Kürtçe konuşan binlerce insan devletin hakaret ve şiddetine maruz kalmıştır. Özgür, akademik araştırmaların yapılması gereken üniversitelerde bile son yıllara kadar Kürtlere dair araştırma ve incelemelerin yapılmasına izin verilmemiştir. Devletin resmî söylemi ve eylemleri Kürtleri ötekileştirmiş, kısmen de olsa Kürt karşıtlığı üzerinden abartılı Türk milliyetçiliği inşa edilmiştir. Bugün devletin resmî eğitiminden geçen tarihçiler bile bu coğrafyada Kürt diye bir halkın var olduğunu görememiş ve daha ötesi Kürt kavminin olmadığını savunagelmişlerdir. 

Kürtler ise II. Meşrutiyet devrinden itibaren kendi tarihlerini araştırmaya başlamış, kimlik arayışına girmiş, kendi dil ve tarihlerini araştırıp yazmaya çalışmışlardır. Bu araştırmalar Kürtlerin kendilerini tanıma ve tarihleri ile yüzleşme imkânı sağlamaya başlamıştır. Ancak Cumhuriyet kurulunca Kürt varlığı inkâr edilmiş, Kürt aydınları Türkiye'den kaçmış, Suriye ve Avrupa'da araştırmalarına devam etmiştir. Ancak araştırmalar bilimsel olmaktan çıkmış, çok ideolojik bir nitelik kazanmıştır. Bu türden sağlam kaynaklardan beslenmeyen bilgiler Kürtler arasında tepkisel ve duygusal Kürt milliyetçiliğinin doğmasına zemin oluşturmuştur.  Diğer yandan dünyanın hemen her tarafında, özellikle Avrupa'da Kürdoloji alanında bilimsel veya politik çok sayıda araştırma yapılmış ve enstitüler kurulmuştur. Bu kitap ve makaleler Kürtler tarafından ilgiyle okunmuş, bazı Kürt araştırmacılar da Kürt tarihi ile ilgili akıl ve mantık dışı yayınlar yapmıştır. Bu yayınlar Kürtler arasında milliyetçi eğilimleri daha çok beslemiş ve ütopik bir Kürt milliyetçiliği doğmuştur. Bu politik ve kültürel zemin üzerine oturan PKK'nın terör ve şiddet eylemleri ve terörle mücadele adına yapılan bazı hukuksuzluklar iki toplum arasındaki ilişkileri daha çok zedelemiş ve güven bunalımı doğurmuştur. Silahların konuştuğu ortamda aydınlar susmak zorunda kalmıştır. Bu çatışmacı ortamda Türk ve Kürt milliyetçilikleri birbirini beslemiş, siyasi ve etnik tansiyon yükselmiş ve birbirlerini anlamaları zorlaşmıştır.

Yeni bir tarihsel dönemecin eşiğinde olduğumuz bugünlerde Türklerin ve Kürtlerin ortak tarihlerinin ve tarihsel ilişkilerinin yeni baştan yazılması gerekmektedir. Bu yazının amacı Türk-Kürt ilişkilerini tarihsel bütünlüğü içinde ele almak ve temel kaynakları kullanarak özet bilgiler vermektir. 

 

Kürt Diye Bir Halk Var mıdır?

Kürt tarihin erken dönemleri hakkında bilgi veren; Heredotos, Polybius, Ksenephon, Moses Khorenatsi, Elşisya Vardapet ve Fars kaynaklarından Hudaynâme ve Karnâmei Erdeşir-i Babekan'ın verdikleri bilgilerde Kürt adı kullanılmıştır, Kürt diye bir halk vardır. İlk kaynaklara göre yaklaşık 2.500 yıldır Ön Asya'da yaşamaktadır. Ancak yukarıdaki belgeler veya benzeri kaynaklar bu halkın siyasi, hukuki, askerî, iktisadi, dinî ve sosyal yapısını aydınlatacak düzeyde bilgi vermemektedir. 

Bilgi eksikliğinin sebeplerine gelince; Kürtlerin yaşadığı coğrafya sadece Kürtlerin egemen olarak yaşadığı bir bölge değildir. Kürtler tarihleri boyunca sürekli başka halklarla iç içe ve çoğu zaman başka devletlere bağlı olarak yaşamıştır. Ön Asya'da yer alan Kürt coğrafyası sürekli başka kavimlerin istila ve işgaline uğramıştır. Ve bu istilalardan en çok Kürtler zarar görmüştür. Erken dönemde Kürtlerin kendilerinin yazdığı veya Kürtçe yazılmış bir kaynak eser yoktur. Kürt tarihi ancak başka toplumların Kürtler hakkında verdiği bilgilere göre yazılabilmektedir. Çağdaş araştırmacılara göre Kürtler Ari ırkındandır, herhangi bir halkın devamı değil Ön Asya'da yaşayan farklı halkların karışıp kaynaşmasından sonra etnik kimlikleri oluşmuş ve tarih sahnesine çıkmış bir millettir.

Türkler ve Kürtler Asyalı iki halktır. Türklerin anavatanı Orta Asya'dır (Türkistan). Kürtlerin anavatanı İran'ın güneybatısı Zagros Dağları çevresi, Yukarı Mezopotamya ve Dicle Nehri'nin doğusudur. Türkler Orta Asyalı, Kürtler ise Ön Asyalıdır (Ortadoğulu). Türkler ve Kürtler iki ayrı kavimdir ve iki ayrı coğrafyada yaşamıştır. Türk ve Kürt yurtları arasında geniş İran coğrafyası yer almıştır. Türkler ve Kürtler iki ayrı kavim olduğu için Kürtlerin Türk kökenli oldukları iddiası asılsızdır. İslamiyet'ten önce Türkler ve Kürtler arasında bir ilişki olmamıştır ve olması da mümkün değildir.  

 

Kürdistan Var mıdır? 

Kürt diye bir halk varsa Kürtlerin bir vatanları da var olmalıdır. Bu vatan neresidir sorusuna Orta Çağ kaynaklarından bazıları şu şekilde cevap vermiştir. Ermeni kronikçi Moses Khorenatsi (410–490) Ermeni Tarihi adlı kitabında Kürtlerin yaşadığı coğrafya için kitabının dört yerinde Korduk adını kullanmıştır. İslam tarihinin erken devirlerinde Arapça ve Farsça kaynaklarda Kürtlerin yaşadığı yerlere Kürt memleketleri (Memâlikü'l-ekrad) veya Menatıkü'l-ekrad (Kürt mıntıkaları) denilmiştir. X. yüzyılda Hamza İsfehâni Tarih-i Sini adlı kitabında Kürt yurdu anlamında ilk defa Kürdabad adını kullanmıştır. Büyük Türk yazarı Kaşgarlı Mahmut, XI. yüzyılda Dîvânu Lugâti't-Türk başlıklı değerli eserindeki haritada Kürt toprakları için 'Arz el- ekrad' adını kullanmış ve haritasında Kürtlerin yaşadığı bölgeyi göstermiştir. XII. yüzyılda Büyük Selçuklular devrinde İran'da ve kısmen Irak sınırında Kürtlerinin yaşadığı 16 şehrin bulunduğu bölge için Kürdistan adı kullanılmıştır. İlerleyen yıllarda Kürdistan adı farklı toplumlar tarafından ve farklı kaynaklarda kullanılmaya devam edilmiştir. Ancak XIX. yüzyıla kadar Kürdistan adı hiç bir kaynakta siyasi manada değil coğrafi mekân anlamında kullanılmıştır. Kürtler ise XIX. yüzyılın sonlarına kadar kendilerine Kürt ve yaşadıkları coğrafyaya Kürdistan dememiştir. 

 

Kürtler Ne Zaman ve Nasıl Müslüman Olmuştur?

Müslümanların Kürtlerle karşılaşmaları Hz. Ömer devrinde, Sasani İmparatorluğu ile 636'da yapılan Kadisiye Savaşı'ndan sonra olmuştur. Kadisiye Savaşı'nda Sasaniler yenilmiş, dolayısıyla Sasanilere bağlı olarak yaşayan ve onlara askerlik yapan Kürtler de yenilmiştir. Huzeyfe b. Yemani komutasındaki İslam orduları 637 tarihinde Hulvan'ı fethedince ilk defa Müslümanlar Kürtlerle karşılaşmıştır. Yakubi'ye göre "Hulvan görkemli bir şehirdi ve halkı Arap, Fars ve Kürt karışımı idi." 

640'ta Zevzan bölgesi, Tikrit ve Şehrizor fethedildi. Müslümanlar Doğu'ya doğru yöneldi, Kirmanşah, Ahvaz, Huzistan (Nehr-i Tir, Şuster, İzec, Ramhürmüz, Erracan) fethedildi ve Dinever'e kadar ulaşıldı. 642'de Musul fethedilince bölgede yaşayan Kürtler Müslümanların hâkimiyetine girdiler. Musul'un fethinden sonra Kuzey Irak'ta Zaho, (Zaho'da mescit yapıldı) ve İdil dahil fethedildi. Sonra Fars bölgesi fethedildi. Hz. Osman devrinde 645, 646'da Müslümanlar, Urimiye, Erdebil, Erran ve Berdaa'yı fethettiler ve bu bölgelerde Kürtlerle karşılaştılar.

Hz. Ömer ve Hz. Osman devrinde Kürt coğrafyasının tamamı Müslümanların eline geçti ve Kürtler arasında İslamiyet yayılmaya başladı. Hz. Ali devrinde Kürtlerin bir kısmının Müslüman olduğuna dair bilgiler vardır. Hatta Müslüman olan Kürtlerin bir kısmı Muaviye ile savaşta Hz. Ali'nin yanında yer almıştır. Kürtlerin İslamlaşması Emeviler ve Abbasiler devrinde de devam etmiştir. Kürt tarihinin en önemli olayı Kürtlerin Müslüman olmasıdır.  Erken dönem İslam tarihi kaynaklarında Kürtlerin yaşadığı alan bugüne kıyasla çok azdı. Şırnak, Hakkâri, Şehrizor dahil Kuzey Irak, Kirmanşah, Huzistan ve Hemedan'a kadar İran, Kuzeyde Urumiye, Erdebil ve Berdaa çevresinde Kürtler vardı. Bu bölgelerde Kürtlerin bağımsız bir siyasi yapıları yoktu ve Müslümanlar Kürt yöneticileri ile karşılaşmadılar.  

Müslüman Kürtler uzun bir süre Emevi ve Abbasi yönetimine bağlı olarak yaşamıştır. Bu süre içinde aşiret yapılarını korumuş, aşiretler sınırlı ölçüde Abbasi ordusunda görev yapmış ve kısmen devletin kolluk kuvveti olmuştur. Aşiretler çoğu zaman yönetimlere karşı çıkan her türden siyasi ve dinî nitelikteki isyanları desteklemiştir. Ayrıca kendilerinin güçlü oldukları bölgelerde yolları kesmeye ve yağma faaliyetlerine devam etmişlerdir. Kürtlerin isyancı ve yağmacı politikaları Abbasilerle Kürtleri sürekli karşı karşıya getirmiş ve çatışmışlardır.  Abbasiler döneminde Kürtler isyan edip yenilince yaşadıkları bölgeleri terk etmiş, Kafkasya ve Anadolu'ya göç etmişlerdir. Bazen de Abbasiler Kürt aşiretleri sürgün etmiş ve onları Ermeni ve Rum (Bizans İmparatorluğu) sınırlarına iskân etmiştir. Bu göç ve sürgünler Kürtlerin lehine olmuş, fethettikleri bölgelerde Kürt nüfusu artmış ve sonraki yıllarda Revadi, Şeddadi ve Mervani gibi bağımsız Kürt emirlikleri kurmuşlardır. 

 

Türk-Kürt İlişkileri Ne Zaman Başlamıştır?

Emeviler devrinde fetihler devam etmiş, Emeviler ve Türkler arasında şiddetli savaşlar olmuştur. Emeviler, Maveraünnehir ve Türkistan'ın güney kesimlerini, yani Türk yurtlarını ele geçirmiş ve fethedilen yerlere Müslümanlar iskân edilmiştir. Savaşlarda esir alınan Türklerden yaklaşık 4.000'i İslam coğrafyasına getirilmiştir. Bunlar askerlik, tarım ve saray hizmetlerinde istihdam edilmiştir. Zamanla sayıları artan Türkler, Müslüman olmuş, Abbasi Devleti'nde siyasi ve askerî görevler almışlardır. Kürtler Abbasilere bağlı olarak yaşarken Türklerin de Müslüman olup halifenin emrine girmeleri sınırlı ölçüde Türk ve Kürtlerden bazılarının tanışmalarına, zaman zaman da savaşmalarına sebep olmuştur.

Zaman içinde Abbasiler ordularını Türklerden oluşturmuştur. Türkler, Abbasi Devleti'nde hilafet ordusunun neferi ve muhafızı olmuştur.  Kürtler ise özerk siyasi yapılarını koruyarak yarı bağımsız olarak yaşamıştır. Kürt aşiretler devlete vergi vermemek veya yol kesmek şeklinde asilik yapınca Türklerden oluşan Abbasi ordusu veya Türk komutanlar Kürtlerin çıkardığı isyanları bastırmıştır. Mesela Cibâl ve Fâris'deki Kürt isyanını Vasıf et-Türki bastırmıştır. Bir başka Kürt isyanını ise İtah adındaki Türk komutan bastırmıştır. Kürtlerle Türkler arasındaki ilk sınırlı temaslar bu şekilde başlamıştır. 

Bazen de Türklerin çıkardığı isyan ve karışıklıkları Abbasiler Kürtler eliyle bastırmıştır. İbnü'l- Esir'e göre: "Türkler 1020-1021 yıllarında Şemsüddevle b. Fahruddevle aleyhine kargaşa çıkarmıştır. Şemsüddevle onlara karşı yumuşak davranmış ve âciz kalmıştır. Kürtler, Şemsüddevle'nin veziri Tac'ül Mülûk'ün yanında yer almış ve Bercin kalesine gitmiştir. Türkler onların üzerine yürümüş ve kaleyi kuşatmıştır. Vezir, İsfehan hâkiminden yardım istemiş ve iki bin süvari ile Türkler üzerine baskın düzenlemiş, Türkleri kılıçtan geçirmiş ve mallarını yağmalamıştır."

Orta Çağda paralı askerlik, çok yaygın bir meslekti. Abbassiler döneminde Kürtler de birçok devlete paralı askerlik yapmıştı. "Saffariler, ordularının bir kısmını Kürtlerden oluşturmuştu. Samanoğulları, Büveyhilerin zapt ettiği Rey'i geri almak istemiş ancak ordusunun çoğunluğunu oluşturan Kürtlerin ihaneti yüzünden mağlup olmuştu." "Gaznelilerin Kirman'a gönderdiği ordunun 1.000'i Kürtlerden oluşmuştu." "Gazneliler, Karahanlılarla Belh yakınlarında yaptığı savaşa Oğuz Türkleri, Halaçlar ve Kürtlerden oluşan ordusuyla katılmıştı. Gerdizi'ye göre Gazne ordusu Hint, Kürt, Arap ve Türklerden oluşmuştu."

 

Devmı >>>




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —