Eğer başlangıç tarihi olarak MHP lideri Devlet Bahçeli'nin DEM Partililerin elini sıktığı 1 Ekim 2024'ü esas alırsak bugün tam 510 gün olmuş, diğer bir deyişle 17 ay olmasına çok az kalmış.
Bütün bu süreç boyunca Abdullah Öcalan liderliğindeki Kürt siyasi hareketi zor ve ana hatlarıyla baktığımızda başarısız bir sınav verdi. Bunun nedenleri üzerine kafa yormadan önce "başarısız" derken neyi, neleri kastettiğimi anlatmak isterim.
Devletin Öcalan'ın attığı adımlara cevap vermemesi: 27 Şubat 2025'te okunan çağrısı Abdullah Öcalan'ın bu hareketin "tek" lideri olduğunu hatırlattı. Bazılarının sandığının aksine PKK'nın onun "silah bırakma" ve "fesih" çağrısına hızla olumlu cevap vermesi de bu durumu pekiştirdi. Nitekim PKK sembolik de olsa silah yaktı, ülke içindeki güçlerini çekti. Fakat devletten bu adımlara denk gelecek herhangi bir hamleye şahit olmadık. Ne Selahattin Demirtaş ve arkadaşları tahliye oldu, ne kayyumlar iptal edildi, ne de sürgündeki Kürt siyasetçiler geri gelebildi.
Diasporada güç kazanan Kürt milliyetçiliği: Öcalan'ın "demokratik entegrasyon" perspektifiyle Kürtler için statü talebini reddetmesi ya da bundan vazgeçmesi, özellikle Batı'daki, çoğu geçmişte bir şekilde PKK ile ilişkisi olan bazı kişi ve çevreler tarafından bir "ihanet" olarak damgalandı. Bu yeni akım Kürt milliyetçileri İsrail'in Ortadoğu'da hegemon güç olma çabalarını ve bunun ABD tarafından desteklenmesini Kürtler için "kaçırılmaması gereken bir fırsat" olarak gördüler. PKK'nın Batı'daki kadroları ve medyası bu saldırılarla baş etmekte epey zorlandılar.
DEM Parti'nin çaresizliği: Bahçeli başta olmak üzere siyasi iktidar bu süreçte DEM Parti'ye çok önem atfettiler ancak partinin kendisinden beklenenleri tam olarak yerine getirebildiği asla söylenemez. Bunun birçok nedeni var ama esas olarak Demirtaş'ın ardından hareketin partilerinin yönetimlerinin sırtlarındaki son derece ağır yükü taşımada zorlanmaları.
Kandil-İmralı hattı: DEM Parti'nin Kandil ve İmralı arasında sıkışıp kalmasının altını ayrıca çizmek lazım. Kandil ve İmralı arasında çok ciddi görüş ayrılıkları olduğunu iddia ediyor değilim. Fakat her ne kadar kamuoyuna aktarılmayan bazı yöntemlerle hareketin bu iki merkezi arasında zaman zaman iletişim imkanı sağlansa da, bu son derece kritik süreçte bu iletişimin sürekli ve nitelikli olması gerekiyordu, anlaşılan olmadı. Hal böyle olunca, Suriye örneğinde olduğu gibi hızla son derece stratejik kararlar almak ve bunları uygulamak söz konusu olunca vahim sorunlar yaşanabildi.
Sırrı Süreyya'nın eksikliği: Bu noktada İmralı heyeti konusuna da değinmek şart. Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol'dan oluşan heyetin misyonu tam olarak nedir? Devlet ile Öcalan arasında elçilik yapmak mı? Bunun çok elzem olduğunu sanmıyorum çünkü devlet Öcalan ile zaten istediği zaman doğrudan görüşüyor. Öcalan ile Kürt hareketi arasında iletişimi kurmak mı? Bu noktada bildiğimiz heyet dışında da İmralı'ya, özellikle Kandil ile irtibat amacıyla ziyaretler yapıldığını duyuyoruz. Geriye çok önemli bir misyon kalıyor: Öcalan'ın söylediklerini kamuoyuna aktarmak, onun hakkında Kürt olmayan kamuoyundaki olumsuz algıyı olabildiğince kırmak, yani sürecin toplumsallaşmasına katkıda bulunmak. Heyet üyelerinin Kürt medyasına arada sırada açıklamalar yaptıklarını gördük ama ülke geneline meram anlatma gibi pek bir arayışları olduğuna şahsen ben tanık olmadım. İsteseler yapabilirler miydi, emin değilim. Bu açıdan bakıldığında Sırrı Süreyya Önder'i hayırla yad etmek gerekiyor.
Öcalan'ın Suriye'de sarsılan liderliği: Ocak ayı başında Halep'te başlayıp SDG'nin kontrol ettiği birçok yeri terk etmesiyle sonuçlanan operasyonların dünya çapında Kürtlerde çok derin kırılma, hayal kırıklığı ve yeni arayışlara yol açtığı malum. Bu süreçte Öcalan'ın liderliğinin ciddi biçimde sarsıldığını bazı yayınlarda ve yazılarda dile getirdim ve Kürt hareketin bazı temsilcilerinden çok sert eleştiriler aldım. Öcalan'ın güç kaybetmesinin sürecin ve Türkiye'nin lehine olduğunu düşünenlerden değilim. Ama onun gücünü toparlaması "Öcalan'ı layıkıyla anlamıyor, dediklerini yapmıyorlar" gibi hızlı ve basit argümanlarla mümkün olmaz. Öncelikle siyasi iktidarın bu konuda stratejik bir tercih yapması, Öcalan'ın tecritini sonlandırması şart. Ve Demirtaş başta olmak üzere cezaevinde ve sürgündeki güçlü Kürt siyasetçilerin Öcalan'ın liderliğinde sürece dahil edilmeleri gerekir.
Kaynak: medyascope.tv