Tarih: 26.02.2026 15:37

Kemalistin bilinç altı

Facebook Twitter Linked-in

Bugün alevlenen kimi tartışmalara bakınca, sekülerlik-dindarlık meselesini siyasi iktidarın otoriter ve baskıcı uygulamalarının ötesine geçip konuşmak tekrar önem kazanıyor.

Kimi ülkelerde olup bitene bakınca "İslamın bir isyan aracı haline döndüğü radikal hareketler Türkiye'den uzak duruyorsa, bunu kendi geleneklerimiz yanında, Türkiye'de dindar siyaset üzerinden yaşanan siyasi deneyime borçluyuz.

28 Şubat'ın yıldönümüne az kaldı. Asker bu müdahaleyi "şerri düzen" gelecek diye yapmıştı. Kemalist kesiminin korkusu ülkenin adım adım İran olacağı şeklindeydi. Dindar tabir edilebilecek siyasi partiler 1994-95'te, 2001'de iktidara geldi. 25 yıldır iktidardalar. Ve Türkiye'ye dini düzen gelmedi, ülke Talibanlaşmadı.

Soluduğumuz tek adam rejimi, yani otoriter düzen ise, bu ülkede dindar, modernist, milliyetçi bir çok ideolojinin taşıdığı başka bir ortak gelenekle, ortak bir zihniyetle ilgili…

Ne var ki kimilerinin bunun görmesi, için son 25-30 yılın siyaset-din ilişkisinin normalleşmesi bakımından ifade ettiklerini hissetmesi imkansız…

Ortalama bir kemalistin bilinç altı memleketi yıllarca şöyle açıklamıştır:

"Müslüman bir ülke laik düzen dindarlar üzerinde, hatta toplum genelinde baskı gerektirir…"

Bu garip denklem, bugün Türkiye'nin, dış politikası, özellikle Ortadoğu politikası üzerinden yeniden dillendiriliyor. İdeolojik ve kültürel takıntıları yüzünden kemalist zihin, Türkiye'nin Ortadoğu'ya, Suriye'ye bigane kalması gerektiği söyleyecek kadar toplum, devlet ve tarih geleneğinden azade. Dış politikaya, yeni siyasi konjonktüre teğet geçmeleri, siyaset dışı itirazlarla yola devam etmeleri de bu yüzden…

 

Toplumu ideolojik bir yapıya indirgeyen, değişimi ancak belirli bir siyasi şemsiyenin sınırları içinde mümkün gören bu bakış, gerçeği ne kadar yansıtır?

Hemen hiç…

Bugün Türkiye'de din-devlet ilişkileri düzeni ve tartışması, iktidarın aldığı biçimden, Türkiye'nin anayasal düzeninden, kuvvetler birliği meselesi, keyfilik laik tartışmasından, büyük ölçüde bağımsızdır.

Din-devlet ilişkileri meselesinde Türkiye, tersine, son 25 yıldır pozitif bir sıçrama, bir sentez, birarada yaşama hali üretmiştir. AK Parti'nin son 12 yılda girdiği tüm seçimlerini kazanmasının ve bundan sonra kazanmaya aday olmasının arkasında biraz da bu sıçrama yatar. Bugün genç, yaşlı, eski, yeni eski tüm kemalistlerin siyasi iktidar merkezli kimi hoyrat ve muhafazakar uygulamalara takılarak, algılamaktan uzak durdukları esasen budur.

Kaldı ki, her şey siyasetten ibaret değildir.

Türkiye, 2000'lerde toplumsal düzeyde son derece önemli bir pistte ilerledi.

Farklı ve çelişkili çıkarları rasyonellikle bezenmiş (modernist, dindar, vs gibi) tek bir değer sisteminin kişi üserindeki egemenliğini kırdı. Bunun yanına farklı değer sistemlerini aynı anda tüketen, çok ayaklı, dolayısıyla çoğulcu bir yeniden bireyleşme, daha doğru ifadeyle şahıslaşma dalgasını ekledi.

Bu gelişme, üç karşılaşma üretti:

Dindar-laik karşılaşması

Kimlik-tarih karşılaşması

Asker-sivil karşılaşması

Dindar-laik karşılaşması yeni bir sentezin, birarada yaşama halinin en önemli üreticisi olmuştur...

Siyasi iktidarın bütün geri adımlarına rağmen kimlik-tarih karşılaşması, cumhuriyet döneminin yeniden okunması, gayri müslimlerin keşfi, toplumsal bellekte izler bırakmıştır.

Asker-sivil karşılaşması, bir başkası yerine geçse de, büyük bir vesayet düzeninin, askeri vesayet düzeninin kırılmasına yol açmıştır.

Bu tespitleri yapmanın bile kimi çevrelerde AK Parti yandaşlığı olarak etiketleneceğine şüphe yok.

Ama, hiç bir önemi yok.

Önemli olan ayrıştırarak, belli bir mesafeden bakarak değerlendirmektir.

Son 25 yıl sadece iktidarın değil, yeni dengeler içinde Türkiye'nin, toplumunun da tarihidir.

Toplumun tarihi akarsu gibidir. Tortuları toplar, bir kenarda atar.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —