CHP yönetimini ulusalcı tabanına karşı daha fazla zor durumda bırakmak istemem ama İstanbul'da düzenledikleri Barış ve Demokrasi Sempozyumu'na ben de davetliydim.
Hayır toplantı Ey Rakib Marşı ile değil, İstiklal Marşı ile açıldı.
Salonun her yerinde CHP bayrakları vardı.
Benzer her toplantıda olduğu gibi açılışı bütün televizyonların kameraları çekti, sonraki kısımlarda kameralar salondan çıktılar.
Ama her meşrepten onlarca gazeteci içerideydi, gizli bir plan masaya yatırılsaydı muhakkak haberiniz olurdu, zaten sadece panelistler konuştu, biz izledik, yüreğinizi serin tutun hiç konuşmadık. Partinizi bir masrafa da sokmadık, şık bir sandviçinizi yedik o kadar.
Toplantı boyunca kimse Cumhuriyet'in ilkelerine, kuruluş süreçlerine laf etmedi, Kemalizm, Şeyh Said isyanı, Dersim demedi, Anayasa'nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi de teklif edilmedi.
Hatta Özgür Özel ve İmamoğlu'nun herkesin izlediği konuşmalarında anadilde eğitim hakkı da yoktu, Anayasa'nın vatandaşlık tanımının değiştirilmesi de.
Ama bu yüzden CHP de eleştirilmedi. Aksine panelistlerin hepsi bu şartlarda CHP'nin böyle bir toplantı yapmasını bol bol övdüler.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, Eczacılar Odası'ndan beri tanıdığı Özgür Özel'in birbirilerinin çayını bile içmemiş batıdaki eczacı odalarıyla, doğudaki eczacı odalarını nasıl kaynaştırdığını anlattı.
Mesut Yeğen ve Galip Dalay, Suriye ve Çözüm süreci üzerine çok az yerde duyulacak derinlikte analizler yaptılar.
Kimse cihatçı, IŞİD'çi Colani ya da terörist SDG demedi.
Ama yine de endişe edilecek bir şey yok.
Mesela ünlü tarihçi Şevket Pamuk, doğunun geri kalmışlığının ekonomik tarihini verilerle anlatırken bir kere bile Kürt dememeyi başardı.
Özgür Özel de bütün bu konuşmaları sabahtan akşama kadar yerinden kalkmadan dinledi.
Bol bol övgü aldı, insanlarla sohbet etti.
Yani en ulusalcısından CHP'liler için bile endişeye mahal bir durum yok.
Zaten esas bu toplantıdan endişe etmesi gereken AK Parti.
Neden mi?
Son bir yılda Diyarbakır Ticaret Odası'nın, Rawest'in, DPI'ın, Kürt Çalışmaları Merkezi'nin, BAYETAV'ın, DİTAM'ın, İHD'nin, İHH'nın, DEM'in, HÜDA Par'ın Kürt meselesi, çözüm süreci, Suriye konuşulan ondan fazla toplantısına katıldım.
O toplantılarda konuşulanlara benzer şeyler bu toplantıda da konuşuldu.
Ama zaten esas önemlisi ne konuşulduğu değildi, o toplantılarda gördüğüm insanların çoğunu bu kez CHP'nin bir araya getirmeyi başarmasıydı.
CHP'nin bu başarısı aynı zamanda AK Parti'nin de başarısızlığı..
Çünkü Kürt meselesindeki bütün bu aktörleri, uzmanları, siyasetçileri, akademisyenleri, gazetecileri esas bir araya getirmesi gereken CHP değil, süreci yürüten AK Parti olmalıydı.
Üstelik bu isimlerin çoğu 2000'lerin ortalarından itibaren başta Kürt meselesi olmak üzere pek çok konuda CHP'den çok AK Parti'ye yakın pozisyonlarda kalmışlardı.
İhbar etmek gibi olmasın bazılarıyla Yetmez ama Evet kampanyasında birlikteydik, bazılarıyla her 19 Mart'ta Hrant Dink anmasında, Filistin eylemlerinde karşılaşıyoruz, bir kısmıyla en son PKK'nın silah yakma törenine birlikte gitmiştik, bazılarıyla bundan 12 yıl önce Akil İnsanlar Heyeti'nde ilk çözüm süreci için birlikte sahaya çıkmıştık.
Ama bundan 12 yıl önce AK Parti iktidarının Akil İnsan Heyeti'nde bir araya getirdiği insanları bugün bir toplantıda bir araya getirmeye yakın parti artık kesinlikle AK Parti değil.
Belki CHP de tam değil ama en azından bu toplantı buna daha yakın olduğunu göstermiş oldu.
Peki bu neden önemli?
Birkaç açıdan önemli.
Bir kitle partisi için esas mesele kapsayıcılıktır.
Kapsayıcılık geni zayıf olan, sekter partiler kitle partisi olamaz.
Bir toplumsal kesime açılmanın, onların oyları almanın en kestirme yolu da tek tek milyonlarca insanı ikna etmek değildir.