Tarih: 25.01.2026 21:08

Amerikan Denklemi

Facebook Twitter Linked-in

SDG'nin bugüne kadar ABD'nin Suriye'de partneri olarak rol alması, Suriye rejiminin saldırıları sonrası ABD ve İsrail'den "yardım" talebinde bulunması haklı olarak pek çok eleştiriye uğradı. İktidara yakın isimler de bu fırsatı kaçırmadı. SDG'nin ne kadar "Amerikancı" olduğu yönünde yorumlar yapıldı.

Peki ya Türkiye'nin ABD'yle olan ortaklığı? Ya yeni Suriye yönetiminin ABD'yle olan ittifakı, İsrail'e verdiği güvenceler, İsrail'le yaptığı "istihbarat" anlaşmaları? Ya bizim Filistin'de soykırım sürerken, İsrail'le olan ilişkileri kesintisiz sürdürmemiz? ABD Yemen'i bombalarken Trump'ı "dost ve müttefik" olarak tanımlamamız?

Kürtlere "haram" olan şeyi bize "helal" kılan nedir? Sarık mı, cüppe mi, tekbir mi?

2018'de ABD ve müttefikleri Suriye'yi bombaladığında bunu "yetmez ama evet" moduyla karşılamamış mıydınız? Atılan füzelerin sayısını az bulmamış mıydınız?

Bu tablo emperyalist makinenin bölgemizde 80 yıldır neden teklemeden çalıştığını anlamamızı sağlıyor. ABD'ye öfke duymak, ondan nefret etmek, ona karşı sloganlar atmak önemli değil. ABD'nin bunları umursamadığından emin olabilirsiniz. ABD haydutluğunun "meşruiyetini" bölgemizdeki irili-ufaklı aktörlerin kendi aralarındaki uzlaşmaz çelişkileri üretiyor. ABD İsrail'in güvenliğini merkeze alan bölgesel düzenin taşlarını tek tek döşerken, bölgesel ya da yerel aktörlerin çıkarlarını harç olarak kullanıyor. Sadece "çıkar" değil, buna ideolojik/mezhebi/kavmi saplantıları da eklemeliyiz. Bu saplantılar bölgedeki aktörler arasında sadece sürekli bir güvensizlik/düşmanlık üretmekle kalmıyor aynı zamanda bu aktörlerin kendi çıkarlarını ABD'nin bölgesel çıkarlarıyla aynı hizada buluşturmayı temel bir politika olarak benimsemesine yol açıyor.

ABD'nin bölgesel varlığını mümkün kılan, hatta bunu politik bir arzuya dönüştüren; hep birlikte kaybedişimizin garantisini veren denklem budur.

Yenilgilerimizi ve bitmeyen acılarımızı bizim kaderimiz haline getiren şey bu denklemin dışına çıkarak düşünebilme yetisini kaybetmiş olmamızdır. İktidara entegre yapıların Trump'ın ülkemize yaptığı iltifatları (Filistin'deki soykırım devam ederken) "itibar teyidi" olarak görmesi bu bilinç yitiminin trajik bir kanıtıdır. Bu durum sadece sağın iktidarıyla ilgili bir şey değildir, merkez solun siyasal davranışları da aynı menzile hareket etmek üzere kodlanmıştır. CHP vekili Utku Çakırözer'in İran'a karşı NATO'yu genişletmek ve "safları sıklaştırmak" çağrısı yaptığı rapor bu tespiti doğrulayan pek çok örnekten biridir. Hatta devrimci sol içindeki bazı grupların bile Amerikan/İsrail destekli İran muhalefetinden medet umar hale gelmesi bu denklemin kapsadığı genişliği göstermektedir.

ABD emperyalizminin başarısı aralarında uzlaşmaz çelişkiler ve düşmanlıklar bulunan yapıları kendi asli düşmanına karşı aynı safta buluşturabilme becerisinde yatmaktadır: Sünni'yle Şii, Türkle Kürt, solcuyla sağcı, sekülerle dindar ABD'nin düşmanına karşı aynı cephede yer alabilmektedir. Bu tabii ki salt ABD'ye ait olan bir başarı değil. O'nun başarısı herkesi sarmış olan yobazlığı, cehaleti, pragmatizmi, küçük hesapçılığı yerinde ve zamanında koordine edebilmesidir. ABD tarafından satıldığında bile suçu kendinde arayan bir politik bilinç kaybıyla malül bu topraklar. Diasporada yaşayan Kürt aydınları Tom Barrack'ın aşağılayıcı açıklamalarını Kürt siyasetçilerin ABD'de yeterince lobi yapmamasına bağlayabiliyor. Sorunlarımızın ancak ABD'nin hakemliği, yardımı, iltifatı ve ihsanıyla çözülebileceğine dair bir perspektif "akide" haline almış durumda. ABD tarafından aşağılanmış olmak, tehdit edilmiş olmak ya da satılmış olmak bunu değiştirememektedir.

 

Devamı >>>




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —