Menü Haber Duruş Sizin De Bir Duruşunuz Olsun
Tarih: 31.03.2026 01:51
 31 Mart Vakası

31 Mart Vakası

Facebook Twitter Linked-in

Jakoben ve Liberal kampın savaşı ve arada ezilenler?(*)

Yakın tarihimizin Tanzimat´ın ilanı ile birlikte, değişen devlet ve toplum anlayışına binaen vücuda gelen olaylarla bağlantısı olduğunu düşündüğümüz 31 Mart vakası, bir yandan kendisinden önce cereyan edan olayların bir sonucu ve öbür yandan da, otoriter bir cumhuriyetin kurulma arefesinde, ona sağlam bir meşruiyet oluşturma adına, bir indirmegeyle yaftalama ve karalamaya yönelik olarak irticanın (gericiliğin) güya kendine zaman ve zemin bulduğu bir havanın estirilmesi adına, kurucu aklın marifetiyle ele alındığı görülmektedir.

Devleti kurtarma ideolojisi olarak okunabilecek İslamcılıkla birlikte, bir ayağının zaman içerisinde oluştuğu doğru bir tespiti içermesine rağmen, Fransız ihtilali sonucunda, batının hakimiyet alanının giderek genişlemesi sonucu kan kaybeden devleti kurtarma çabaları hız kazanmıştı.

İslamcılık var olan devleti kurtarma telaşı içerisindeyken, Derviş Vahdeti gibi ne ve kim olduğu muallakta kalan birtakım kişiler, doğru hareket etmiş olsalar bile, bir yandan Almancı İTC´nin, dolayısıyla sonradan da Kemalistlerin, bir yandan da o da bir batılı ideoloji olan liberalizm üzerinden İngilizlere hizmet etmiş oluyorlardı.

Daha sonraki süreçte İngilizci taife büyük tasfiyeye uğramış olup bu mücadele, günümüzde de ikinci ve üçüncü cumhuriyetçilik gibi maskelerle sürüp gitmektedir. Ki, arada ezilenler ise çimler misali Müslümanlar olmaktadır, maalesef?

 

31 Mart vakası?

31 Mart Vakası ya da Hadisesi), II. Meşrutiyet´in ilanından sonra İstanbul´da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim´e göre 31 Mart 1325´te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. (1 On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir.(2] Askeri bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dâhil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır.[3]  Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. [4]İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul´a hâkim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik´te bulunan Üçüncü ve Edirne´de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı ?Hareket Ordusu?´´nun İstanbul´a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II.Abdülhamid tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Olay kimi arşiv belgelerinde ?hareket-i irtica?, ?hadise-i irtica?, kimi belgelerde de ?hadise-i ihtilaliye?, ?hareket-i ihtilaliye?, ?harekât-ı iğtişaşiye? ve ?vakıa-i ihtilaliye? tabirleri ile ifade edilmektedir. (5) (Türk siyasi tarihine irtica kavramının, bu olay ile birlikte girdiği kabul edilir. (6) Ancak kimi araştırmacılar olayı bir irtica ayaklanmasından ziyade amacına ulaşamayan bir askeri darbe girişimi olarak değerlendirilir. (7) 31 Mart Vakası´nda ölenlerin anısına İstanbul´da Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt inşa edilmişti. (8)

 

Arka plan

1908 yılında Meşrutiyetin ilanı ile birlikte Osmanlı Devleti´nde yeni bir siyasal yapılanma ve yeni bir zihniyet yapısının yanı sıra, bu yeni zihniyetten rahatsızlık duyan bir kesim ortaya çıkmıştı. (9) Gerek sivil toplumda gerekse ordu içinde artan kutuplaşma ve gerginlikler isyan ortamı doğurmuştur.

Meşrutiyeti ilan etmiş olmasına rağmen iktidarı tam olarak ele geçirememiş olan ve hükûmet üzerinde dolaylı bir denetim kuran İttihat ve Terakki Cemiyeti´nin devlet kademelerinde kadrolaşması politik istikrarsızlığa yol açmıştı. Cemiyet ile ters düşen memurların görevlerinden uzaklaştırılmaları, cemiyete girdiğini ispat için yemin etmeyenlerin tutuklanması, farklı siyasi oluşumlara hayat tanınmaması huzursuzluk nedeniydi. İttihat Terakki´yi ve hükûmeti eleştiren gazetelere hatta bu gazeteleri satan bayilere baskı uygulanması isyan ortamını doğuran uygulamalardandı. (10)

İktidarda olmalarına rağmen Henüz tam egemen olamadıklarını düşündükleri  Kâmil Paşa kabinesine karşı ellerini güçlendirmek isteyen İttihatçıların Eylül ayı sonlarında Selanik´te 3. Ordudan getirilip Taşkışla´ya yerleştirdikleri üç Avcı Taburu, bir gerginlik konusu idi. Bu taburlara o günlerde cemiyetin destekçisi olarak bakılıyordu. Cemiyet, Bulgar tehdidini öne sürerek İstanbul´daki Avcı Taburlarının sayısını arttırmak isterken Kâmil Paşa hükûmeti kendisine karşı bir ihtilalde kullanılacakları endişesi ile taburların bir an önce gitmesini istiyordu. (11) Ekim 1908´de ordu içinde ?alaylı? ve ?mektepli? subaylar meselesinden doğan hoşnutsuzluklar arttı. Eski sisteme göre yetişmiş alaylı subayların kısa süre içinde ordudan tasfiye edileceği söylentileri, alaylı subayların mekteplilerle ilişkilerini her geçen gün biraz daha bozdu.. Ordudaki disiplinsizliğin en önemli sebebini ibadet bahanesiyle talimden kaçmak olarak gören cemiyetin, ibadete karşı politikaları ise askeri din propagandasına açık hale getirdi.[12] (Hür, Ayşe. "31 Mart ?ihtilal-i askeriyesi´" Erişim tarihi: 10 Şubat 2016).

Bu dönemde Volkan ve Mizan gibi gazetelerin yayınlarında kullandıkları kışkırtıcı üslup, İttihat ve Terakki´nin uygulamalarından zarar görenler üzerinde etkili oldu. Özellikle Derviş Vahdeti´nin çıkardığı Volkan gazetesi 31 Mart Olayında önemli rol üstlendi. İngilizler tarafından finanse ve himaye edilen ve yer yer Prens Sabahattin´in Adem-i merkeziyetçi görüşlerine de yer veren Volkan gazetesi, alaylı subaylar ve asker kesimi arasında taraftar kazanmış İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti´nin yayın organı haline gelmişti.[13] 

Askerlerin hoşnutsuzlukları ordu içinde çeşitli isyan hareketlerine yol açtı. 31 Mart öncesindeki en önemli askeri isyan, Taşkışla Olayı idi. Askerlik sürelerini doldurarak terhis olmayı bekleyen 87 eratın, askerlik sürelerinin tekrar uzatılması üzerine Ekim 1908´de Taşkışla´da ayaklanması, kanlı bir şekilde bastırıldı. Aralık 1908´de bir tiyatro oyununda oyunun erlere yasak edilmesi ikinci bir ayaklanmaya sebep oldu. Erlerin "bize yasaksa subaylara da yasak olmalıdır" diyerek tiyatroyu basması sonucu şiddetli çarpışmalar gerçekleşti.[14 ] 

Askeri kesimdeki ayaklanmalar, 23 Ocak 1909´da Harp Okulu öğrencilerinin ayaklanması ile devam etti. Öğrenciler, Okul Nizamnamesi´nin aşırı sertliği ve yabancı dil öğrenmekte güçlük çekmekten şikayetçi idi; olay, 60 öğrencinin okuldan kovulması ile sonuçlandı.[2] Mart 1909´da ise Abdülhamit´in özel muhafız alayının bir bölümünü oluşturan Arnavut ve Arap asıllılardan oluşan Zuhaf Alayı´na, geleneklere aykırı şekilde, Türk askerlerinin katılmak istenmesi sırasında olaylar yaşandı. Bütün bu olaylarda hep Selanik´ten getirilmiş olan avcı taburlarının ayaklanan birliklere karşı kullanılmış olması Birinci Ordu içerisinde avcı taburlarına karşı genel bir düşmanlık duygusunun doğmasına yol açtı.[15] 

 

Devamı >>>




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —