Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


ZULÜM İLE ABAD OLUNMAZ MESELESİ

Biz bu yazımızda insanlığın tarihsel hafızasına kazınmış olan bir olayı; yine insanlığın tarihsel hafızasına sığınarak 6-8 Ekim olaylarında hayatını kaybeden Yasin Börü'yü burada anmak istiyoruz. Yasin Börü'nün ırkı üzerinden "ölen Kürt; öldüren Kürt demek" insanlığın bakış açısını sınırlamak, ideolojik kamplaşmayı daha da beslemek demek olur. Bu olay insanlığın evrensel vicdanına havale edilerek ve oradan çıkacak adil bir yaklaşımla-sesle-tepkiyle anlaşılabilir.


Modernizm sadece konforizmi dayatmıyor. İnsanın ruhi ve fiziki yapısını kurumsal ve fikirsel olarak çözen bu düzen; oluşturduğu laboratuvardan elde ettiği bilgiyle insana nasıl müdahale edeceğini de çok iyi bilmektedir. Özellikle egoya yüklediği anlam ve aşırı "ben" vurgusu kendisini bireysel ve ideolojik olarak öne çıkarma arzusu daha da yaygınlaşmaktadır. Özellikle insanı yönetme, güç ve iktidar olma arzusu; tarihsel olarak baskı gören ve kimi haklı kimi haksız mazeretlerin etrafında kendini öne çıkararak göstermektedir. Haliyle kendini öne çıkarırken, kendi yolunda olanları kaldırma işini bir görev olarak okumaktadır. Kendi yaptığına adalet arayışı diyen bu güruhla psikolojik vaka tanımlaması dışında başka bir tanımlama kurtarmasa da; sosyolojik vaka haline gelen ve etrafımızı kin ve nefretle dolduran bu durumun nasıllığı üzerinde yoğunlaşmak istiyoruz.

Hizipsel tarihsel hafızası olanlar, bu yazdıklarımıza aldırmayabilirler. Kendi ideolojik tarihsel zulüm kategorisi paylaşabilirler. Kimine katılırız kimine katılmayız.  Oysa biz acıları yarıştırmadan, gönüllere ateş düşüren, vicdanları sızlatan, ideolojik savaşları hiçe sayan, o anda özgürlük ve eşitlik kavramlarının içini boşaltan, siyasi kavgaların neye gebe olduğunu hatırlatan, insanlığın tarihsel hafızasına kazınmış olan bir olayı; yine insanlığın tarihsel hafızasına sığınarak 6-8 Ekim olaylarında hayatını kaybeden Yasin Börü'yü burada anmak istiyoruz.

Olayı daha da duygusallaştırarak insanın duygu yoğunluğundan çıkacak olana talip değiliz. Ya da hizipsel bir bakış açısıyla kin ve nefret söylemini derinleştirerek deşarj olmak, lanet okumak adetine anlam yüklemekte istemeyiz. Zulüm kimden gelirse gelsin; "Zulüm bizden ise ben bizden değiliz" düsturunu ahlaka dönüştürme derdindeyiz. Çünkü acıların farklı coğrafyası, farkı rengi, farklı dili yoktur. Acılar hep aynı dilden söylenir. Yürekte hep aynı izi bırakır. Duaya açılan eller hep benzer sözcükleri mırıldanır. Çaresizlik diye bir şey varsa, o andaki fotoğraf insanlığın kulağına küpe olması için yeter de artar. Lakin insanoğlu... Çiğ süt içmemiş mi... Yani ayette geçen; "Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar." (Alak Suresi 6-7) Oysa hemen devamında unuttuğu bir şey vardı. "Kuşkusuz dönüş Rabbinedir." (Alak Suresi 8)

Yasin Börü cinayeti sosyolojik olarak "öteki" ya da "beriki" diye tanımladığımız insanlarla olan bakış açımızın, "yönetme, güç ve iktidar" alanı içinde ne kadar sığ kaldığını göstermektedir. Özgürlük, kardeşlik, eşitlik kavramlarını kendine mal eden ideolojik bir yapının, kendi alanını açma girişimlerinde yaptıkları zulüm; kendini Yasin Börü cinayetiyle zirveye çıkarırken, sloganların diliyle heyecana kapılan cenahın neler yapabileceğini göstermiş oldu. Bu olay, ideolojik amaç için bir araya gelen insanların fikirsel olarak uygulama alanı bulduğunda neye gebe olacağının açık göstergesidir. Çekilen videoda sadece sürüklenen, çiğnenen, aşağılanan Yasin Börü kesinlikle değildir. Orada sürüklenen, çiğnenen, aşağılanan her bir insan evladının ta kendisidir. Ölen de İNSANLIK'tır. İnsanlık bu kara lekeyi ideolojik ve illegal bir örgütün eliyle maalesef kendi tarihine yazdırmıştır. Bundan önce çokça yazdırdığı ve de maalesef bu kutuplaşma devam ettikçe daha da yazdıracağı gibi...

Yasin Börü'nün ırkı üzerinden "ölen Kürt; öldüren Kürt demek" insanlığın bakış açısını sınırlamak, ideolojik kamplaşmayı daha da beslemek demek olur. Bu olay insanlığın evrensel vicdanına havale edilerek ve oradan çıkacak adil bir yaklaşımla-sesle-tepkiyle anlaşılabilir. Ama maalesef Yasin vb.lerin akıbeti kısık sesli insanların dillerinde birer ağıta dönüşmüştür. Vicdanlarında ise kendi ciğerlerini yakan bir kor ateş olarak hala durmaktadır. Buna karşın adaleti sağlama adına yapılanlar ne yazık ki söylenen-yazılan bir kaç sözden öteye taşınamamaktadır.

Yalnız şu tespiti de söylemek gerekir.  Bu topraklarda "Kürt alerjisi" diye bir kavram oluşmasında katkı sunanları pek hayra yormamak gerekir. Onların hesabı; "Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun... "(Nisâ Suresi - 135) ayette geçen ümmetin sorumluğuna bırakıyoruz. Bu ayetin evrensel mesajını, içeriğindeki hak-hukuk-adalet değerlerini kavrayan bir topluluk ancak insanlığa yön verebilir. Kim mi? Bunlar... Bekleyip göreceğiz... Bizde sizin gibi beklemekteyiz.

İslam coğrafyası kardeşlik sınavında sınıfta kalmıştır. Kan ve gözyaşı bu coğrafyanın kaderi haline gelmiştir. Tartışmalar, kavgalar, hizipsel ayrılıklar, ideolojik kamplaşmayı doğurmuştur. Bundan hareketle; elbet birileri hizipsel hafızaya sahip olanlar gibi balık hafızasına tutulmuş, ideolojik bataklıklarında koyun sürüsü gibi güdülmeyi kabullenmiş, modernizm tüketim müptelasına kapılıp tüm kadim değerleri tüketmiş, çoğunlukla-çoğulculuğu karıştırıp kalabalıklarıyla övünmüş, kendi fikrini mutlaklaştırıp kutsal suya bulandırıp kendi müntesiplerine içirmiş, dillerinden dökülen sözlerin birilerini etkilediğini görünce hemen heyecanla başka sözlere kulak tıkamış, kendi mahallesinin gerçeklerini, yerel ve millilikle süsleyip evrensel bir iş çıkarıyoruz hayaline dalmış, reel gerçekliğin çirkefliğini göremeyip hakikatten koptuklarının farkında dahi olamamış, güç ve iktidar alanı içinde helal ve haram çizgisini çoktan aşmış, hile ve desiselerini iyi niyet algısına büründürmüş, masum ve mazlum hakların başında birer zorbaya dönüşmüş, insana-doğaya ait olan tüm güzellikleri kendi hesabına çalmış olabilirler.

Tüm buna benzer nedenlerden dolayı kendi hizipsel ailemizde mutlu ve mesut olabiliriz, ama insanlık ailesi içinde öteki diye adlandırdığımız insanlarla olan iletişim ve birlikte yaşama ideali hala büyük bir sorunsalın içinde çözülmeyi beklediğini hatırlatmak gerekmektedir. Herkes kendisince doğru ve haklı yürüyüşünü tüm insanlık için elzem görecek olacak ki yaptığı zulümleri hayra yormakta, daha fazlası olmadığı için ise şükre çağırmaktadır. Bizim şükrümüz elbette insana değildir. Bizim tek şükrümüz ancak Allah'adır.  Biz insanın yaptıklarına(zulme) isyan eder, Allah'ın yaptıklarına hayran kalır ve Allahu Ekber çekeriz. Allah'a asıl hesabı vereceğinin imani özgürlüğü içinde insana da minnet etmeyiz. Bizim fiillerden doğacak olan tüm güzelliklerin, insanlığın fıtratına atıf olduğunu da çok iyi bilmekteyiz. Bizden doğan kötülüklerden hicap duyar, tövbe ile bizi yaratan Allah'a yaklaşmanın tarifsiz mutluluğunu da yaşamaktayız. "Ey iman edenler iman edin" emrine de asla muhalefet etmeyiz.

Hakikatten beslenmeyen her fikir zamansal ve mekansal konu malzemesi olmaktan öteye geçemez. İnsanları oyalar, hayatlarının anlam bütünlüğü bozar, sonunda insanlığı hüsrana götüren bir süreçle noktalanır. İnsanlığın çoğu hüsranda ise bunun sebebi hakikatle olan bağımızın zayıflamasından kaynaklanmaktadır. Ama biz yine de özelde Yasin Börü vb. olaylar için ve aslında tüm kötülüklerin-zulümlerin son bulması için hakikatten payımıza düşeni hatırlatalım ve insanlığı şu muhteşem evrensel mesaja kulak vermesini temenni edelim. Ki belki öğüt alan olur... "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. "(Mâide Suresi - 8 . Ayeti)

Mevsim Hazan. Aylardan hüzün ayı. Her türlü zulmü kendi lisanımca, anladığım kadarıyla lanetliyorum. 6-8 Ekim olaylarında hayatını kaybedenlere, başta Yasin Börü'ye Allah'tan rahmet; yakınların sabırlar diliyorum. "Zulüm ile Abad Olunmaz" meselesi gelince... Bunca zulmün içinden güç ve iktidara sahip olunsa dahi; bunların akıbetini hayra yoracak, tüm bu yaşananların sonunda bundan hayır gören var mı...



YAZARLAR