Enes TARIM


ZİHİNSEL SÜRÜLEŞMELER

Enes TARIM; Farklılıklara tahammül ve bir arada yaşama isteğini artırması umulan din; tam tersi, egemenlik alanını muhafaza edebilmek adına her türlü güç kullanımını meşru gördü geçmişten günümüze.


 

“Yıllardır ayağı kırılan atları besliyorum aklımın ahırlarında.

Tekrar koşamayacaklarını biliyorum.

Bunu kimsenin anlamasını da beklemiyorum.

Umut böyle bir şey…”    

                                                   Cengiz Aydın

Farklılıklara tahammül ve bir arada yaşama isteğini artırması umulan din; tam tersi, egemenlik alanını muhafaza edebilmek adına her türlü güç kullanımını meşru gördü geçmişten günümüze.

Göğüslerinde haç taşıyan süvariler, çelik miğferli şövalyeler, alemleri hilal olan serdengeçtiler saldırdı durdu köylere kentlere asırlar boyu ötekini yok etme adına.

Moğolların vahşi haykırışlarında da Tanrının adı vardı; esirlerin kafa derilerini yüzüp kulaklarını keserken.

Yolları üzerindeki kasabaları yakıp yıkıp harabeler halinde bırakırken haçlı ordularının dudaklarından dökülen de Tanrı lafzı idi.

Halifenin ordusu Onun adını anıyordu Kerbela’da Hüseyn’in başını gövdesinden ayırırken…

Peygamber torunlarını zincire vurup sokaklarda teşhir ederken… Medine’yi yağmalayıp sahabeyi katlederken…

Medine’li Müslüman kadınların ırzına geçerken…

Ve bu tecavüzlerden doğan çocuklara “Evlad-ul Harre” diye seslenirken…

***

Boyunlar uçuruldu tarih boyu her dilden, her dinden ayetler okunarak.

Tanrının askerleri savaştı durdu biteviye.

Ölümüne, cennet elde etme özlemiyle.

Asırlar boyu eller her savaştan sonra yaratıcıya yükseldi; sağ kalmanın onuru ile minnet ve şükran için.

Ve daha çok öldürebilme isteği ile…

Ve yalancı bir dindarlıkla…

Ve şiirler destanlar ilahiler yazıldı asırlar boyu.

Ölümlere cana kıymalara güzellemeler yapıldı sofuluk ve vecd dolu sahte huşular ile…

Oysa Allah’ın adı da anılsa kafalar uçurulurken, tekbirde getirilse, İsa’nın adı da verilse, ölümler Gök Tengri’ye de sunulsa; sadece yoksulluk ve acı vardı geride kalanlar için.

Zaman sadece kaos, terör ve yoksulluk getirdi kimsesiz aç ve yetimlere.

Yalnızca diktatörlerle avenelerini zenginleştirdi.

Ganimeti onlar paylaştı arsızca.

Karınları ateşle dolu olduğu halde yuvarlanıp gidecekler yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemin yalın ateş dolu çukurlarına…

***

Nihayetinde son birkaç asırdır dünyamız mutlu bir azınlık tarafından işgal edilmiş halde ve tüm kaynaklar bir avuç zorba tarafından kontrol edilip tüketiliyor.

İktidar ve mülk eşit paylaşılmıyor.

Ve maalesef tüm sömürü çarklarının gerisinde tanrı, din, iman ve mezhep istismarı var.

Ve bu durum yeni nesilleri de olumsuz etkiliyor.

Dinsizlik rüzgârları her yandan, batıdan doğudan, dünya coğrafyasının her kıyısından esmeye devam ediyor.

Keyfi yönetimler, diktatörlükler, insan hakları ihlalleri ve asimilasyoncu politikalar çatışmalara yol açarak tüm dünyayı yaşanmaz kılıyor.

Ve tüm bu olumsuzluklar “Dünya artık küresel bir köy” edebiyatı altında gençlerimizi öğütüp, ölüm çarklarına yeni hayatlar taşıyarak devam ediyor.

Dünya halkları, krallar ve yanı başlarında onları meşrulaştıran, yücelten, itaate sevk eden adı bazen rahip bazen haham ve bazen de müftü olan din belamlarınca köleleştiriliyor.

“Hayat herkese eşit şartlar sunar” edebiyatı sadece bir parça ekmek için birer kasvetli hapishaneyi andıran fabrikalarda gece gündüz çalışan köleleri kandırıyor.

Bir avuç mutlu azınlık, gasp ettikleri doğal kaynaklardan elde ettikleri zenginliklerin tadını çıkarırken; savaş meydanlarında bozgunlar yaşayarak mağlup olan ordu neferleri, açlık, sefalet ve aşağılanma dolu bir hayata tutunarak yıkık harabeler arasında gün doldurmaya çalışıyor.

Yenik ekin tarlaları gibi mağlup, ezik, aç ve bir o kadar da çıplaklar.

Yetmezmiş gibi bir de bedevi dindarların ah bu mezhep savaşları…

***

Yaşadığımız demde İslam her ne kadar Kitabi anlamda sahih olma hüviyetini korumaya devam ediyor olsa da; siyasi ve mezhebi tahrifatlar yaşayarak tevhidi özelliklerini yitirdi ve yeryüzü firavunlarını kutsayıcı bir dönüşüm yaşadı.

Belki batılı sapkınlardan farkımız kralları halife adı altında ehveni şer fetvaları ile dualarla seçmemiz. Ve şirk sistemlerini yeni yüzyılın en eşitlikçi, adaletçi yönetim sistemleri olarak tanımlamamız.

Bizi içimizden sahte dindar liderler ile avlıyor, dualarla seçtiriyor sonrada tüm kaynaklarımızı beraber sömürüyorlar.

Din artık mevcut yapısı ve öğretileri ile hiç kimseye hak adalet ve özgürlük vadetmiyor.

Ve bu hali ile din Hz Muhammedin tebliğ ettiği tevhid dini olmanın çok uzağında.

Mekke müşriklerinin uyarıldığı, ikaz edildiği, cehennemle korkutulduğu cahiliye dinlerine o kadar benziyor ki.

Sadece ibadete tekabül etmeyen bir takım ritüllerden, ezberlerden, tesbih tıkırtılarından, kuru lafızlardan, sahte dindarlık dolu gösterişlerden ibaret tapındıklarımız.

Artık O kutlu resulle beraber Mekke sokaklarında çöl kumlarında yürürken çıplak ayaklarla tüm yeryüzü tağutlarına ”La ilahe” diyen bir özgürlük nesli değiliz.

Ve bizler maalesef artık sorgulamıyoruz, ikna olduk.

İslamın tüm batıl dinleri reddettiği inancı nezdimizde sadece bir fantaziden ibaret ve zihinsel sürüler halinde geziniyoruz.

Allah’ın hükmedici olduğuna inanmıyoruz.

Yabancı kültürel değer ve düşünceler bütün beynimizi kapladı, zihnimiz işgal edildi ve bir soykırım yaşıyoruz.

Zihinsel soykırım daha acımasız ve tehlikelidir; çünkü maddi soykırıma uğrayan toplumlar bedenen yok olur, zihinsel sürüleşen toplumlarda ise insan; köleler olarak kullanılabilir.

Zihinsel sürüleşen toplumlarda insan hayata dine bakışını dışarıdan yüklenen değerlere göre tanzim ettiği, algıladığı için kendi değerlerine yabancılaşır, tevhidi düşünceyi küçümser, hatta insanları sadece tek ilah olan Allah’a çağıran müminleri düşman gibi görmeye başlar.

Kutsal dini değerler istismar edilirken, sessiz kalır, boyun eğer hatta tepki gösterenleri yadırgar.

Çünkü yeni kutsallar etrafını sarmıştır, yeni ilahları vardır.

Ve artık ruhunu şeytana satmıştır…

Selam ve dua ile…

 

 



YAZARLAR