Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


ZEMBİLFİROŞ: Ölümün yüzü

Musab Aydın'ın yeni yazısı;


 

 

 

Gece mi uzundu, yoksa karanlık mı? “Derdi olanın gecesi de uzun olurmuş karanlığı da” demiş eskiler. Hâtun’u da uyku tutmamıştı derdinden. Avını kaçırmış, öfkeli bir kartal gibi sağa sola saldırmıştı. Uyumak bir yana, konağın içinde dolaşıp durmuştu sabaha kadar. Zembilfiroş’un ölmüş olacağını düşünmüş ve çok üzülmüştü. Elde edemeden ve ona kavuşamadan kaybetmiş olmasını hazmedememişti. Böylesine yakışıklı, güzel yüzlü bir gencin ayrılığına yüreği dayanamamıştı. Arada, belki de ölmemiştir düşündü. Sonra bunun imkânsız olacağı fikri ağır gelmişti her seferinde. Bunca yükseklikten düşüp de ölmeyen var mıdır?  Hâtun, söylenip durmuştu, sabahın ilk ışıklarına kadar. Güneş doğmadan terasa koşmuştu, aşağı bakmış lakin sokakta kimseyi görememişti. Yüreğini bir acı sarmıştı, bütün bedenini yakan bir acı… Başını ellerinin arasına almış ne yapacağını bilemeyecek bir halde dönüp dolaşmıştı konağın içinde. Fargin Bey’inin karısı Hâtun ret edilmekten incinmişti. Bir onur (!) meselesi yapmıştı, aklıselim düşünecek halde değildi. Doğru düşünebilmek için akli melekelerini kaybetmişti. Şehvetin hırsı avucuna almış, arzuları yönetiyordu onu.

Zembilfiroş ise ölmemişti… Allah, samimiyetle teslim olan kulunu yalnız bırakmazmış. Allah’a isyanda sınır tanımayanların elinden korumak için, Hz. Nuh’u tufandan, İbrahim peygamberi ateşten. Hz. Musa’yı kızıl denizden kurtarmıştı yüce Allah. Yusuf peygamberi ise kardeşlerinin attığı kuyudan, sonra Züleyha’nın sarayından daha sonra da Firavun’un zindanından kurtarmıştı. Nice Salih kuluna kurulmuş tuzakları boşa çıkarmış ve yalnız bırakmamıştı. Zembilfiroş’da korunacaklardan sayılmıştı. Akıbeti hakkında çeşitli rivayetler konuşulmuştu günlerce, Mir’in sarayında. Çeşitli haberler dolaşmıştı, Mervani Kürt devletinin başkenti Fargin’de… Kimine göre ise daha yere düşmeden ruhunu teslim etmişti. Kimine göre bu temiz genç göğe uçmuştu. Rivayetler çeşit çeşit idi…   

Şöyle ki; Rivayetlerden birine göre, Hâtun’un aşkını ret etmişti Zembilfiroş. Kendisini elde etmek isteyen Hâtun’un tüm baskılarına karşı koymuştu, kurduğu bütün tuzaklara direnmişti. Her hilesine imanıyla göğüs germişti. Lakin çaresiz kalmıştı, konağın bütün kapıları üzerine kilitlenmişti. Ancak o harama bulaşmaktansa ölümü tercih etmişti. Konağın yüksek burçlarından aşağıya atlamıştı. Bütün benliğiyle ve samimiyetiyle bağlandığı yüce Allah’ın yardımına mazhar olmuştu Zembilfıroş. Allah’ın gaybi yardımlarıyla nice salih kullarını korumuştur. Aldığı emir! İle Cebrâil (as) kanatlarını sermişti Zembilfıroş’un önüne. İffetli duruşunun mükâfatını görmüştü, kara toprağın bağrına düşüp öleceği yerde, Cebrâil’in (as) avuçlarında hayat bulmuştu.  Bir mucizevi kurtuluştu, anlatılmıştı dilden dile. Bu gün de kâh bir Denbej’in yanık sesinden dinliyoruz kâh bir öykünün sayfalarında okuyoruz. En çok da dedelerin, ninelerin, uzun kuş gecelerinde anlattığı bir kadim zaman hikâyesi olarak dinliyoruz. Belki de dünya durdukça, insanlık için erdem öğretisi bu tür öyküler anlatılmaya devam edilecektir. Tıpkı Yusuf peygamberin hayat öyküsü gibi…

Zenbilfıroş, gecenin karanlığında yürümüştü, Fargin’in sokaklarında. Gizlenerek gelebilmişti çadırına, gecenin bir vaktinde. Hanımı ve çocukları merak içinde bekliyorlardı çadırın önünde. Her gün sepetlerini satıp, parasıyla yiyecekler alan Zembilfıroş, eli boş dönmüştü. Eşi ve çocukları hem aç idiler, hem de gecikmiş babalarını merak etmişlerdi. Hep beraber, “hani sepetlerimizin parası” diye sormuşlardı. Ne sepetler vardı, ne parası ne de yiyecek getirebilmişti Zembilfıroş. Nasıl anlatacaktı yaşadıklarını. Kimse duysun, bilsin istemiyordu olup biteni. Yaşadıklarından ötürü utanıyordu. Bir suçu olmasa da böyle bir haramla, yüz kızartıcı bir şeyle anılmak nefsine ağır geliyordu. Derviş de öyle nasihat etmişti; “Namus kadına olduğu kadar, erkeğe de lazım evlat. İffet kadına ne kadar çok yakışıyorsa, erkeğin üzerinde de bir o kadar güzel duruyor, bir elbise gibi. İffet, Hz. Yusuf’un da, Hz. Meryem’in elbisesiydi” demişti. Bu konuda ilahi emir ise şöyle; “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzları korusunlar.” ( Nur suresi, 30-31)

Zembilfıroş susmuştu, karısının hiçbir sorusuna cevap verememişti. Mahcup bir halde başını eğmiş ve çadırına girmişti. Yatağa uzanmıştı, başına çektiği örtünün altında kaybolmak istemişti. Eşinin konuşmalarını duymuyordu, çocukların ağlaşmasını da. Bütün çabasına rağmen yaşadıklarının etkisinden çıkamıyordu. Sabah neler olacaktı, ya Hâtun vazgeçmezse… Yeniden musallat olursa veya başına gelenler duyulursa. Sorular peş peşe hücuma geçmişti. Zihnine ok gibi saplanan her soru uykudan biraz daha uzaklaştırıyordu. Hem gecenin uzunluğuna dayanamıyordu hem de sabah olmasını istemiyordu.  Artık ölümün solgun yüzü ile tanışmıştı. Kırağı düşer gibi yüreğine bir ayaz düşmüştü, gölgesinin serinliğinde üşüyordu. Yeniden yola düşmenin zamanı gelmişti. Lakin nereye gitmeliydi, nasıl gitmeliydi bilemiyordu. Ya yola çıkmasına yol verilmese, yoluna setler çekilirse. Bıçak gibi göğsüne saplanmış çılgın düşüncelerin, düşlerin esaretinden kurtulamıyordu. Hayatın yol ayrımındaydı biliyordu, ay görünse, yıldızları örten karanlık çekilse yola çıkacaktı belki. Dağların gölgesine yaslanarak, sağır olmuş yüreklerden uzaklaşarak gitmek istiyordu. Toprağı incitmeden ve zamanın ruhuna sığınarak…

Evet, en iyisi gitmekti, belki kaçmak denilecekti buna, belki de hicret. Yağmurun değmediği, çorak yürekleri bırakıp gitmek. Belki hüzünle gidecekti ama gölgesini de alıp erkenden gitmek istiyordu, ruhu kirlenmiş bu şehirden. Rüzgâra yol arkadaşı olmak, uçurumun kenarından da olsa, şehrin gölgesiyle vedalaşarak gitmek istiyordu. Lakin günün ağarmasını beklemek zorundaydı. Oysa Hâtun’un adamları da akıbetini öğrenmek için Zembilfıroş’un çadırının karşısında pusuda bekliyorlardı. Günün ağarmasıyla bekleyenleri de görecekti…

devem edecek…



YAZARLAR