Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yunus Çolakoğlu


Zavallı Özgürlük!...Zavallı Hürriyet!...

        Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU


 

      Yirminci yüzyılın en fazla istismar edilen kavramlarından ikisi de "Özgürlük"ve “Hürriyet” kavramları. Çoğu zaman eş anlamlı  kullanılan bu kelimeler aslında tamamen örtüşmüyor. Özelikle hürriyet kavramı etrafında Osmanlı’nın son yüzyılında başlayan bir çok siyasi ve toplumsal hareketlenmeler yaşandi. Ittihat ve terakki Cemiyetinin Osmanlı Tıbbiye ve Harbiye mekteplerinde "Kızıl Sultan" karşıtlığında teşkilatlanan gençleri sonraki yıllarda  iktidarı ele geçirdiklerinde daha önce karşı çıktıkları "istibdat" yönetiminde hemen hiç bir siyasi suçtan dolayı idam cezası verilmemişken, özellikle meşhur 31 Mart vakası sonrası yönetimi tamamen ele geçirince "hürriyet ve özgürlük yanlısı bu ittihatçılar, suçlu-suçsuz yüzlerce kişiyi idam ettiler. Yüzlerce kişi ağır hapis cezaları aldı. Bu me’şum süreç, 15 Temmuz darbe girişimine kadar gelen sayısız hukuksuz girişime, darbelerin psikolojik ve sosyolojik şartlarının hazırlanmasına aracılık eden suikast, adam kaçırma, sabotaj ve kirli tertiplerin yaşanmasına neden oldu. Merhum Abdülhamit döneminin istibdat! Şartlarına karşı cevvalce matbuat da bulunan ilk kuşak İslamcılardan, ömrü kifayet edenler, değişik gerekçeler ile  sonraki 40 - 50 yıl zarfında idam, sürgün, hapis  cezalarına çarptırıldı. Bazıları ancak hasta halde ölmek için döndüler vatanlarına. En iyi ihtimal ile karşılaşanlar ise , istiklal mahkemelerinden canını zor kurtarıp, 30 yıl boyunca münzevi bir hayat yaşamak zorunda kaldılar. Merhum Elmalı’nın meşhur tefsirini dahi bir nevi bu zorunlu tecrit şartlarında yazdığı iddia edilir. Yani istibdat! Gerekçesi ile itiraz edilen şartları dahi 40 yıl sonra ancak tekrar bulabildiler. Bizim toprakların muhalif muharrirleri bir kaç itiraz cümlesi için nerdeyse yarım asır beklediler dersek abartı olur mu?. Bu süre zarfında yaşanan acılar, hayal kırıklıları ve mağduriyetler, sürgünler, merhum Akif’in, Süleyman Nazif’in pişmanlığı tartışmaları, Rıza Nur’un meşhur "Ruhaniyetinden İstimdat" mısraları hep yazıldı çizildi bu meyanda.
    Bizdeki Hürriyet ve Özgürlük tartışmaları yaklaşık bir asır din, vicdan, fikir ve düşünce hürriyeti ekseninde tartışılırken, son yarım asırda mesele derin Hürriyet kavramından sübjektif Özgürlük! taleplerine evrildi, indirgendi. Ahlak, adalet, hikmet, fazilet, erdem, hoşgörü tartışmalarından, taleplerinden ayrı düşünülmeyen din, vicdan, iktisadi teşebbüs, siyasi ve kültürel hakların kullanımı, ana dil ile eğitim ile kültürel  hayatın icrası, can, mal, hane nesil  ve akıl güvenliğinin dokunulmazlığı talepleri, seyahat -yasal siyasi faaliyet icra etme hürriyeti meşru ve artık insanlık vicdanının kabul ettiği tartışmadan vareste hürriyetler iken, mesele muğlak Özgürlük kavramı üzerinden değişik mecralara ve taleplere de evriliyor çoğu zaman. Bu taleplerin sınırları, liberal ezberlerin dayattığı bir takım telakkiler, bireysel özgürlüğün; diğer bireyler ve toplum sağlığını tehdit ettiği alanlar, daha doğrusu neyin özgürlük, neyin artık tehdit olduğu daha fazla tartışılır ve konuşulur hale geldi. Bu küresel pandemi surecinde dahi maske takıp takmama, beş-on kişi ile olsa dahi aynı sosyal ortamda bulunmanın ihtiva ettiği riskler, tedavi olmamanın  diğer aile bireylerine ve topluma vereceği zarar, aşı olmamanın getirdigi riskler, özgürlük alanının, liberal ezberlerin aksine sorunsuz, kontrolsüz ve geniş olmadığını gösteriyor. Sokakta  sigara içilmesinin  dahi o an orda geçen bir kişiye solutulan nefesle bulaşıcı bir hastalığa sebebiyet verdiği bir ortam, hapşırırken mendil kullanmamanın çevredekilere getirdiği basit ancak tehlikeli olabilen riskler v.s.

      Bu günlerde çokça konuşulup dışarıda da bazı mahkeme kararları ile serbest bırakılan kürtaj cinayetleri için atılan bol özgürlükçü çığlıklar... “Benim bedenim benim kararım” diyerek vücuttaki milyonlarca hücrenin dahil olduğu kompleks- muazzam tıbbi dengenin hilafına ilmen, bireysel tasarrufu kutsayan bir söyleme hapsolmanın verdiği sorunlu özgüvenle ahlâken ve de savunmasız masum bir canın anne rahminde katledilmesi vicdanen asla kabul edilemezken bu cürüm özgürlük adına işlenmiyor mu özgür dünyada? Anne hayatını tehdit eden bir tıbbi durum yok ise küretaj bir anlamda başka bir bireyi öldürme özgürlüğüne denk gelmiyor mu?. Ötenazi talepleri ile kişinin hayatına son verilmesi, siyasi bir takım talebeler ile ölüm orucu eylemleriyle kişinin kendini acı çekerek katletmesi ile bu süreçlerde bolca kullanılan, alkış tutulan Özgür! cümleler..   Kuralsız -yasaksız yaşam tarzlarının özgürlüğün en tabii şekli diye pazarlanması ve  palazlanması. Satanizim bu patolojik özgürlük anlayışının en korkunç komplikasyonlarından biri değil mi? ..Fıtratı tağdiş eden ilişkiler, nesli ifsat eden cinsi sapkınlık ve saplantıların özgürlük kamuflajı ile topluma dayatılması bunun  sonucu aile kurumunun modern toplumun sırtında bir yük gibi sunulması.vs..  Ve bazen de örgütlenme ve propaganda hürriyeti diye sunulan sonu mutlak ölüm, kan, gözyaşı ve cinayet ile sonuçlanacağı belli olan marjinal siyasi hareketlerin gençlik üzerindeki ölümcül hesapları. On beş yaşındaki bir kız çocuğunu ailesinden, okulundan koparıp intihar bombacısı olarak sivil insanların arasında, bir pazar yerinde patlatanlar da bu vahşet robotlarına, insanlığa kast eden eylemleri sonrası bu kavramlarla  methiyeler diziyor maalesef. 15 Temmuz’un mağlupları da gerçek mağdurlar üzerinden aynı kavramları bolca kullanarak sureci içinden çıkılmaz hale getirip, kendilerince aradan sıvışmanın hesaplarını yapmıyor mu?.

       Yukarıda değindiğimiz yapı ve hareketlerin özgürlük ve Hürriyet anlayışları ile telakkilerinin ve de taleplerin Martin Luther King’in “bir hayalim var” diye başlayan hürriyet ve özgürlük manifestosu ile  Malcom x, M.Gandi, N.Mandela, S. Kutub’un hürriyet anlayışı ve de tekerlekli sandalyede sadece başını hareket ettirebildiği halde ömrünün çoğunu zindanda geçirmesine rağmen  “herkes özgür olmak ister bitkiler, ağaçlar ve kuşlar bile” diye başlayan cümlelerin sahibi Şehy Ahmet Yasin’in hürriyet arzusu ile Suriye de  yaklaşık kırk yıldır  mezhep faşizmine maruz milyonların özgürlük ve hürriyet taleplerinin aynı anlama geldiğini kim iddia edebilir?

     On dört yaşındaki bir çocuğun, insanlığın gördüğü ender vahşi yöntemleri kullanarak hunharca katledildiği, şehirlerin yağmalandığı, hastaneler, okullar, mescit ve kütüphaneler ile  tüm kamu kurumlarının hedef haline getirilip yakıldığı toplumsal hareketlerin tertipçileri, destekçileri ve azmettiricileri  de, süreçteki öngörüsüzlüğü eleştiren bir iki kişi dışında, bu iki sihirli kelimeyi dilinden düşürmüyorlar.
      Evet hakikate, adalete, fırsat eşitliği ve siyasi eşitlik düzenine, fazilet ve erdem arayışına, ferdi ve içtimaı şahsiyet tekâmülüne, toplumsal ıslah ve felah arayışına çağıran, insan onurunu koruyan hürriyet ve özgürlük talepleri de var oldu bizde..Bizzat Kuran-ı Kerim'in Emri bil Mâruf Nehy’i anil münker emri (3/104) çerçevesinde bu ıslah ve tecdit çabasına da yer yer şahitlik etti İslam dünyası.  İslam dünyasında, mütref ve azgın bir azınlık dısında, özgürlükçü! Batı tarafından desteklenen seküler zorbalara son verecek adil bir siyasi iklime, özgürlük ve Hürriyet talebine katılımcı meşveret ve şûrayı esas alan siyasi düzene, gercek barış iklimine, güven ve itimat düzenine, kim karşı çıkar ki...Genelde bu sakilerle ortaya çıkan Arap baharına karşı bu kavramları ağızlarından düşürmeyenlerin, diktatörlerin  yanında, Mısır, Suriye  de nasıl saf tutuğuna beklenen baharı zemheri kışa çevirdiklerine şahit olmadı mı insanlık?. Bu taleplerin sonucunda adil seçimlerle seçilen ve özgür dünyanın! Desteğiyle hapishane de katledilen bir devlet başkanına ve canlı yayınlarda kurşun yağmurlarıyla  gerçek hürriyete kanatlanan özgür ruhlara şahitlik yapmadı mı dünya?

     Irakta beş milyon çocuğu yetim bırakan askeri harekâtlar, Afganistan’da 11 Eylül sonrası bir halka karşı işlenen toplu cinayetler, sayısız işgal ve katliamlar hep bu  sihirli kavramlar üzerinden, hürriyet vaadiyle icra edildi maalesef. Elbette ki suî istimal kelimelerin gerçek mahiyetini de değiştirmeyecek. Gayemiz ölümü görüp sıtmaya razı olalım tarzı marazi bir tavır ve duruş değil kesinlikle. Ancak yaşananlar bize derinlikli bir okuma, sürekli yaşanması gereken bir tedebbür ve tefekkür hali, mutedil- itidalli bir duruş ile kendi kavramlarımız çerçevesinde geniş bir perspektif sunuyor..

      Ne diyelim?. Zavallı “Özgürluk”...Zavallı “Hürriyet” ...Dilerim bir gün gerçekten Özgür ve Hür olurlar. Hak ve Hakikate  aracılık eder, kirlenmeden, kirletilmeden İnsanlığa hizmet eder kelimeler.



YAZARLAR