Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


ZAMAN VE UMUT

Yazarımız MUsab Aydın'ın "yeni" yazısı...


Sevgili dostum,

Bu günlerde zaman kırık bir kalemin ucunda dolaşıyor, siyah beyaz bir ölümün rengiyle. Bakma öyle siyah beyaz dediğime, zamanın bir rengi var mıdır, varsa nasıldır bilemiyorum. Ancak zaman geçmişin rengiyle görünüyorsa bil ki elde tuttuğun kalem kırıktır. Kalemin kırıksa, ucunda sadır olan da ancak bir cümleye yar olamamış yarım kelimelerden ibarettir. Ne derde deva olur bu kelimeler ne de sadra şifa… Sonra her kırık kelime bir ölüm oluyor ve gelip bizi buluyor, bir bodrum katının rutubetli odasında. Ölüm canımıza aşinadır şehrin eskimiş sokaklarında, kelimeler de. Bir de ölümün rengini soruyorlar, kaç rengi var, onu bilemiyorum, saymaya da takatim yok. Bildiğim ölümün kokusu var onu da anlatamıyorum. Biraz toprak gibi geliyor bana lakin yaşamda topraktan diyorum sonra. Yine de ölüm her rengiyle bir görünüp bir kayboluyor. Bazen gölgenle bezenmiş sokaklarda kesiyor yolumu. Bazen gamzeli bir gülümseme oluyor ölüm, şayet umut kesilmişse gelecekten. Umutlar, düşerse gönlünün uçurumlarında, belki yüreğimin ferahlamasına bir ışık olurdu. Gönlünü geleceğin korkularından arındırabilirsen, o vakit umutlar dizilecektir kalemin ucunda…

 

Kıymetli dost,

 

Umut, geçmişte mi yoksa gelecekte mi kestiremiyoruz. Lakin geçmişe bağımlı olduğumuz kadar geleceğe tutunamıyoruz. Maziye tutkuyla bağlanmamıza karşın geleceğe dair korkular biriktiriyoruz. Böyle anlaşılması zor bir muamma ki bu yüzden umutlarımızı ve hayallerimizi geçmişin özlemine kurban ediyoruz çoğu kez. Oysa geçmiş, geleceğimize ayna tutabilmeliydi belki o zaman anlamlı olurdu. Geçmiş, hem tecrübe hem de bilgi olarak bir kılavuz olmalıydı. Nedendir bilinmez, zamana dair bir ikilem yaşıyor yaşıyoruz. Hal ehlinin de dediği gibi “korku insanı esir eder, umut ise özgür” Yaşadığımız zamandan şikâyet ederken, geçmişe özlem övgü dolu kelimelere dönüşüyor dilimizde. Yaşı kemale ermişler, bazen derin iç geçirir maziyi anarken, böyle vakitlerde yüreği daralır insanın, gözleri nemlenir. Geçmiş hep kurtarıcı olur zor zamanlarımızda. Bu yeni bir durum değildir aslında. İnsanoğlu her devirde geçmişin zaman tünelinden çıkamamıştır. Yaşadığı zamandan şikâyet etmesini bundandır. Anladığım geçmişe duyulan özlem geleceği anlamayı epeyce zorlaştırıyor.

 

Aziz dost,

 

Zaman mefhumuyla ilgili sorunlu bir halimiz var. Bütün olumsuzluklarımızı bir vebal olarak zamanın boynuna asıyoruz. Ebeveynler çocuklarından yakınırken sorumluk almak yerine “zamane çocukları” deyip zamanı suçlayarak işin içinden çıkabileceklerini düşünüyorlar. Yaşı kemale ermişlerimiz, bir ömür yaptıklarının öz eleştirisini yapmak yerine “zaman kötü” demeyi tercih ediyorlar.Siyasetçiler de öyle, hatalı politikalarının vebalini üstlenmek yerine hamaset sözcüklerini kullanmayı tercih ediyorlar. “Zor zamanlardan geçiyoruz” diye halktan destek talep ediyorlar. Şikâyet konusunun ne olduğunun bir önemi yok, yakınma cümlesi hep aynı “zaman”  Zira her hayatın zor zamanları fazlasıyla var, bu gün de olduğu gibi. Herkesin bir derdi, şikâyeti var lakin anlatacağı insanın yol göstermesi yerine kendisini tasdik etmesini bekliyor. Durum böyle olunca umut yerini karamsarlığa bırakıyor, yeis toplumun sevinçlerini esir alıyor. “Ey insan, zaman sensin, sen iyi olursan zaman da iyidir. Sen kötü olursan zaman da kötüdür” demiş eskiler. O sebeple zamanı suçlamaktan vaz geçmeliyiz. Şimdi bize düşen yolumuza devam etmek zira yolu yarılamadan yolda kalmıştık. Oysa yolculuğumuz devam ediyor ve ihtiyacımız olan bir tutam umut. 

 

Kadim dost,

   

Yol da, yolculuk da yordu bizi. Yol mu çok çetindi biz mi dayanıksız çıktık, bir şey söylemek zor. Bir tarafa vebal yüklemek kolaycılık olur. Tam bir muhasebe yapmadan, yola devam etmek ise yanlış olur kanımca. Nice ihanetler biriktirdi yüreğimiz, yolu yaralamışken dönüp gidenleri tutamadık bu yolculukta. Trajik ayrılıklar yaşadık suçlu ararken. Nihayetinde olanlar oldu ana yoldan çıkıp ara sokaklarda kaybolduk. Yeniden başlamak için ihtiyacımız olan temel azık umut. Yeniden yola düşmek için en büyük yol arkadaşımız da umut olmalı. Önce geçmişin bir muhasebesini yapmalı, bir öz eleştiri vermeliyiz, sonrasında tövbe ve arınmak gelmelidir. Kibirden, gururdan uzaklaşarak arınmak…

 

Dostum,

 

“Nerde kalmıştık” dediğini duyuyorum. Yolumuz uzun zamanımız kısıtlı, geçmişimiz pusulamız olmalıdır, direncimiz umut diyorum yeniden yola düşerken… Ve şairin dediği gibi “neyse ki yarın var. Umutların en sevdiği gün”

 

Hayatın yol ayrımında bekle

Bir çocuk devrilirken toprağa

Tut yaşamın ucundan

Bir çiçeğin ölümsüz direnişine toprak ol

Taş duvarlar arasında

 

Zamanın ruhunda sabretmeyi öğren

Toprağı kirletmeden

Denizin maviliğini yıka

Kirli suların kalbinde

Bir çocuğa can ol

Can alıp verirken savaşta

YAZARLAR