Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Kevser Huzziyas


ZAMAN ve ÖNCELİKLERİMİZ

Kevser HUZZİYAS'ın yeni yazısı;


 

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Bir hadiste “İki şey vardır insanların çoğu onun değerini bilmezler; sıhhat ve boş vakit” buyrulmuştur. Kur'an'da zaman hakkında bir denklem vardır; bütün varlık insan için yaratıldığına göre zaman da insan için yaratılmıştır, insan hayatı çok kıymetli, zaman ondan dolayı kıymetlidir.

Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün ve hesabına her sabah 86.400 dolar para yatırılıyor. Fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın ertesi güne transfer edilemez. Kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor ve günün bakiyesi yakılıyor. Acaba ne yaparsın? Tabii ki hepsini harcamaya çalışırsın. Hepimiz zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz. Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz, yarına transfer edilemiyor, her sabah hesabımızda oluyor, her akşam boşalıyor ve geri dönüşü yok.

13.7 milyar yıldır asla geri gelmemek üzere akıp gidiyor zaman. Şu dünyamız, bütün insanlar, hayvanlar, bitkiler zaman nehrinden durmadan akıyorlar. Ölüme, kıyamete doğru yol alıyorlar. Bu nehirde akanların hiçbiri zamandan münezzeh olmayı layıkıyla bilemez.

Vakit dediğimiz şey iki zaman dilimi arasındaki süre değil midir? Nedir bu iki zaman? Biri geçmiş zaman diğeri gelecek zamandır, yani vakit dediğimiz şey şimdiki zamandır. Unutma! Zaman hiç kimse için durmaz. Geçmiş zaman tarihtir. Geçmişin kalemi kırılmış, mürekkebi kurumuştur. Gelecek zaman sırlar ve meçhullerle doludur. Sadece şu an sana verilen gerçek bir armağandır. Gün bugündür, vakit ise şimdi.

Zaman nedir, ömür nedir diye soracak olursan ben derim ki ömür beni dinlediğin andır ömür bu yazıyı okuduğun zamandır. Zaman dediğimiz hâdise hareketle ilgilidir. Eskilerin bir sözü vardır:

“Değene taş gibi değmeyene düş gibi gelir” ya da üstadın ifadesi ile “Zindanda dakika farksızdır aydan.”

O kadar hızlı yaşıyoruz ki önceden ankesörlü telefonlarla bir ay içinde 5 görüşme yaparken, şimdi cep telefonları ile gün içerisinde 70-80 görüşme yapıyoruz. Zamanı alabildiğince hızlı yaşıyoruz ve dünyaya daldığımızda benliğimizi, uhrevi kaygılarımızı kaybediyoruz. Bir de bakmışız ki 20-30 yıl geçmiş, gençlik elden gitmiş, zamanın kısalığından çokça şikâyet edip duruyoruz. Zamanlarını en kötü şekilde kullananlar, zamanın kısalığından en çok şikâyet edenlerdir aslında. Kulluk bilincini zayi ettiği için zaman algısını kaybediyor insan.

İnsanın varoluş amacı sadece kendini inşa ederek memur olmak değil, aynı zamanda varlığı inşa edip mimar olmak, kendini inşa edip kâmil olurken aynı zamanda diğer bir insanı inşa edip mükmil olmaktır. Günümüz ile eski arasında bir kıyas yapacak olursak; İslam âlimleri yemek-zaman ilişkisini minimuma indirmek için ekmeği ufalayıp tirit şeklinde yemeyi tercih etmiş ve bununla normal ekmeği yemek arasındaki farkı bile hesaplamışlardır. Hesaplamaları ile 50 ayet okunacak kadar fark olduğunu tespit etmişlerdir. 4 yaşında hafız olup ilim için yola düşüp bir saniyenin kıymetini iliklerine kadar yaşamış İslam âlimleridir rol modellerimiz. Günümüzde 4 yaşındaki çocuğun bırakın Kur'an'ı hıfz etmesini, konuşmayı doğru düzgün becerememeleri toplumumuzun zamanını nelerle meşgul ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Kur'an zamanın planlaması için mü‘minin zihninde 5 vakit namazla bir zaman çizelgesi oluşturuyor. İnsanın bozulan ayarını, bozulan istikametini düzeltmek için günde 5 defa Allah'ın huzuruna çıkmasını emrediyor. Aslında kendimizi tazeleyip, arınabileceğimiz istasyonlar oluşturuyor. Bazen denk geliyorum “Zamanı nasıl değerlendirmeliyiz?” şeklinde sorular soruluyor. Ben bunun yerine “Zamanımızı nasıl bereketlendirmeliyiz ?” sorusunun daha doğru olacağı kanaatindeyim.

Aslında bu soruyu Rabbimiz  Kur'an-ı Kerim’de Furkan Suresi’nde açıkça ifade ediyor.

"Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme, gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır." diyor.

Zamanı bereketlendirmenin bir yolu da insanın takvaya erişmesidir. İbadetle geçirilmiş bir zaman, yaşam için ömürden gitmiş kabul edilmez. Bilakis ebedîleştirici bir unsur olarak görülür. Âlimlerin ölmemeleri bugün hatıralarıyla aramızda yaşıyor olmaları ve şehitlerin de ölmemelerinin ifade ettiği anlam budur. Allah'ın sevdiği, razı olduğu amellerle zamanımızı inşa etmek zamanın bereketine ermenin temel yoludur. Ne demiş üstat Necip Fazıl:

Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış.

Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.”

Eğer şu hususlara dikkat edersek daha verimli bir ömür yaşayabiliriz.

-Hayır cihetiyle ömrünü içinde bulunduğun gün bil.

-Her günü daha faydalı geçirmenin endişesi ile hareket et.

-Faydasız, boş vakit geçirmemeye çalış.

-Zuhurata tabi olma derhal programa dön.

-Yıllık, aylık, haftalık ve günlük programlar yap.

-Gece için ayrı bir programın olsun.

-İslami istirahatin şekli ve zamanı hususlarında bilgi sahibi ol.

-Ya hayır konuş ya sükût et.

Aslında yapacaklarımız açık ve net. Allah Kur'an'da neden zamana yemin etmektedir?

Ya yemin edilen şeyler insanlar tarafından inkâr edilmiştir ya da Allah'ın yemin ettiği şeyler insanlar tarafından ihmal edilmiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte:

"Kıyamet günü 5 şeyden hesap vermedikçe Allah'ın huzurundan ayrılamayacaksınız." denir. Hadis-i şerif devam eder: "Hayatınızdan, gençliğinizden, nasıl kazandığınızdan, nasıl harcadığınızdan ve ilminizle ne derece amel ettiğinizden."

Aslında bu soruların hepsi zamanla ilgilidir. Ahirette vereceğimiz hesabın bu yönüne öncelik vererek Allah'ın önünde zaman merkezli bir muhakemeden  geçeceğimizi bilmemiz zamanımızı daha iyi değerlendirmede ciddi önem taşır.

Zamanı yaşam ile ölüm arasında bir kavanoz olarak düşünün. Bu kavanoza eğer büyük taşları baştan yerleştiremezseniz  küçükler girdikten sonra büyükleri hiçbir zaman kavanozun içine koyamazsınız. Hayatımızdaki büyük taşlar nedir bir düşünün? Eşimiz, işimiz, çocuklarımız, sevdiklerimiz, arkadaşlarımız, eğitimimiz, kitaplarımız, sağlığımız, hayallerimiz, paramız, makamımız, arabamız ya da hep en sona bırakmakla ihmal ettiğimiz ibadetlerimiz… Büyük taşlarımız belki bunlardan birisi belki birkaçı belki de hepsi. Bilin ki ilk olarak büyük taşlarınızı kavanoza yerleştirmezseniz bir daha hiçbir zaman koyamazsınız. O zaman ne Allah'ın razı olduğu ne Rasulullah'ın sevdiği ne de Ümmet-i Muhammed'e faydalı bir kimse olursunuz. Evet, zaman kaçıyor!

Bir senenin değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye ya da bir ayın değerini anlamak için bebeğini 8 aylık iken doğuran anneye sorun. Bir haftanın değerini haftalık dergi çıkaran bir şaire, bir dakikanın değerini treni kaçıran bir yolcuya, bir saniyenin değerini ise bir kazayı saniyelerle önleyen sürücüye sorun. Her şeyden önce iyi biliriz ki ömür veya hayat denen şey yüz binlerce pozdan meydana gelen bir sinema şeridi gibidir. “Boş zaman yoktur, boşa giden zaman çoktur” demiş büyüklerimiz. Boş ve faydasız geçen her anımız bir daha geri gelmeyecek ve Allah'a verilecek hesap sırasında karanlık bir leke olarak karşımıza çıkacaktır.

Sözün sonu o ki senin düşüncen her şeyi kuşatamaz, bu sebeple mühim olanları bir tarafa ayır. Ayrıca herkesle de ilgilenemezsin, ilgi ve alakanı kıymetli insanlara tahsis et. Hayatımızdaki büyük taşları yerine koyduktan sonra küçükleri hakkıyla araya serpiştirmeniz temennisiyle. 

Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 2. Sınıf Öğrencisi

 

Selam ve dua ile...

 

 



YAZARLAR